29 Kasım 2011 - 04:53

Orta Doğu'da İslami Uyanış ve Bahreyn Kerbelası" adlı konferans, saat 19:30'da İstanbul Bağcılar Kültür Merkezi'nde yapıldı.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Ehlibeyt Alimleri Derneğinin düzenleyip Hasan Akaras'ın sunuculuğunu yaptığı "Orta Doğu'da İslami Uyanış ve Bahreyn Kerbelası" adlı panel saat 19.30'da başladı.

Ali Turan Hocanın Kuran tilavetinin ardından Bahreyn ile ilgili klip sunuldu. Daha sonra iki genç bayan “Fırtınanın toz konduramadığı ayak izleri” adlı şiiri okudu.

Klip ve şiirden sonra Ehlibeyt Alimleri Derneği Genel Sekreteri Kadir Akaras günün anlam ve önemine binaen bir konuşma yaptı. Akaras konuşmasında Hz. Hüseyin’in (a.s) Kerbela’sından yola çıkarak “Günümüzde nice zalim diktatör alaşağı edildi. Tunus'ta, Libya'da Fıravunlar devrildi. Şimdi sıra Bahreyn diktatöründedir. Dünya egemenleri Bahreyn’deki zulme duyarsız kalmış oradaki işkence ve katliamlara kulaklarını tıkamış ve bunu görmezlikten gelmektedirler. Biz de Bahreyn'deki zulüm ve işkenceleri dünyaya duyurmak için bu paneli düzenledik.

Emperyalist batının desteklediği Bahreyn’deki zalim yöneticilerin zulmü 30-40 yıldır sürmektedir. Bizler burada Ehlibeyt Alimleri Derneğinin değerli çabalarıyla bu paneli düzenledik ki dünya bu çığlığı duysun.

Panelimize Ortadoğu’dan Bahreyn’i temsilen 3 kişi, İran’dan, Lübnan’dan ve Irak’tan katılan önemli şahsiyetler var. Buradan katılımcıları ve tüm misafirleri selamlıyorum.

Bu vesileyle derneğimiz adına misafirlerimize hoş geldiniz diyorum. Panelimize katılan şahıslar kendi ülkelerinin önemli alimlerindendirler. Misafir alimlerimiz bize çok değerli bilgiler verecekler. Biz buradan sağır ve kör medyaya haykırıyoruz kamuoyunu emperyalistlerin emeli doğrultusunda değil halkların isteği doğrultusunda bilgilendirsinler.

Akaras hocanın açılış konuşmasından sonra protokol bölümünde ilk olarak “Dünya Ehlibeyt Vakfı” Başkanı Fermani Altun söz aldı ve konuşmasının bir bölümünde “Değerli kardeşlerim. Dünya Ehlibeyt Vakfı adına sizi kucaklıyor ve böyle bir çalışma yaptığınız için ayrıca kutluyorum. Keşke bu tür konferanslar tüm İslam coğrafyasında ve her zaman yapılsaydı. Bugün Ortadoğu’da bir oyun oynanıyor. Ehlibeyt felsefesiyle yoğrulanlar hiçbir zaman zalim olmamış ve emperyalist güçlerin emrine girmemişlerdir. Ehlibeyt’in sevgisini taşıyanlar asla çıkarcı emperyalistlerin hizmetinde bulunmamışlardır. Şimdi Suriye hedefe alınmıştır. Batılı ve emperyalist devletler Suriye halkını çok mu seviyor ki haklarını savunmaya soyundu? Ortadoğu’da bir çıkar savaşının altyapısı hazırlanıyor. Bunlar tümüyle bahanedir. Dış güçler bir çıkar elde etmek için bir oyun ve savaş yaratmak istiyorlar. Ekonomik ve politik olarak sıkışan dünya bu savaşı tekrar Ortadoğu’da çıkarmak istiyor. Sırf bunun için yılda 3 buçuk trilyon dolarlık silah ticareti yapılıyor. Hz. Ali (a.s) diyor ki; “Nefsine tapanlar puta tapanlardan daha kötüdür.” Sizleri on iki imam aşkıyla, Ehlibeyt aşkıyla selamlıyorum”dedi.

Daha sonra Iğdır Belediyesi eski Başkanı Nurettin Aras konuşmalarını yapmak üzere kürsüye çıktı. Aras, Hz. İbrahim peygamberin hayatına ve taşıdığı misyona işaret ederek Hanif dininin izcilerine düşen görevlere değindi.

Daha sonra Bahreyn Ulusal Komite Başkanı Kasım Haşimi söz aldı.

Kasım Haşimi şöyle konuştu: Öncelikle aranızda bulunmaktan şeref duyduğumu belirtmek isterim. Ben Bahreynli bir vatandaş olarak yaşadığım üçüncü sınıf bir vatandaş olarak bile görülmüyorum. Dışişleri Bakanlığında, Sivil Savunmada veya başka bakanlıklarda çalışamıyorum. Bunu hayal bile edemiyorum. Bana vatandaş diyorlar, şimdi soruyorum: Ben kimim?

Ben yapılan bu zulümlere daha fazla tahammül edemedim. Zulme karşı sesimi yükselttim yaralandım, öldürüldüm, bacım kaçırıldı, sürgün edildim, hatta ailemle görüşmem engellendi. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de ülkem emperyalistler tarafından işgal edildi. Bundan dolayı dünyadaki saygınlığımı yitirdim.

Protokol konuşmalarının ardından panelin birinci bölümü için Ehlibeyt Alimleri Derneği Başkanı Hasan Kanaatlı, Irak’tan Ayatullah Asifi, Lübnan’dan Şeyh Hüseyin Kıbrısi, ülkemizden araştırmacı-yazar Kenan Çamurcu, Bahreyn Gençlik liderlerinden Yusuf Rabia konuşma yapmak üzere kendilerine ayrılan yere oturdular.

Ehlibeyt Alimleri Derneği Başkanı Hasan Kanaatlı panelin açılış konuşmasını yaptı. Kanaatlı konuşmasında bu konferansın, dernek adına tertip edilen önemli bir faaliyet olduğunu ve böyle bir etkinlik düzenlemekten onur duyduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: ''Geçmiş dönemde Ehlibeyt’e düşman olanlar yalnızca İslam coğrafyasında yaşayan zalim ve tekfirci Müslümanlardı. Ama bu dönemde bunlara ek olarak içeriden Vahhabiler, dışarıdan ise Yahudiler ve emperyalist kâfir devletler birliği Müslümanların üzerine yürüdüler ve yürüyorlar. İşte hikmetini anlamakta zorlandığım meselede budur. Peygamber ümmetine neden bu kadar düşmanlığı reva görüyorlar.!! Bunların ceddinin gayri Müslimlere yaptığını anlamak mümkünde Müslümanım diye geçinen o malum zümreye ne yapmıştır ki bu kadar Müslüman kanı akıtmakta emperyalizmle işbirliği içindeler?! Bunu anlamak zor.''


Hasan Kanatlı’dan sonra Allah’a hamd ve sena ile sözlerine başlayan Irak alimlerinden Asifi konuşmasına şöyle devam etti: “Bundan 1400 yıl önce Hz.Muhammed’in kızı Hz.Fatıma'nın oğlu(s.a) öyle bir devrim gerçekleştirdi ki biz bugün dahi ondan istifade ediyoruz. Muharrem ayının ilk on gününde bizler burada Bahreyn’de ki kardeşlerimizin çağrılarına duyarlı olmak için toplanmışız.

Ben size Âli Halife’den söz etmek istiyorum. Bu şahıs Bahreyn’e sonradan gelmiştir. Bu şahıs geldiği günden beri ülkede terör estirmektedir. Söz konusu şahsı zamanın emperyalist gücü İngiltere getirdi. Şimdi ise bu şahıs ABD’nin koruması altındadır.

Kısaca belirteyim ki Bahreyn’deki Emniyet Müdürü İngiliz asıllı biriydi ve son zamana kadar görev yapıyordu. Bahreyn halkına sürekli zulmediyordu. Çok yakın zamanlarda Emniyet Müdürlüğünden İçişleri Bakanlığı danışmanlığına terfi ettirildi.

İddia ediyorum ki hiçbir ülkede böyle bir uygulama yok. Bahreyn başbakanı 42 yıldır Başbakanlık yapıyor. Böyle bir durum ne bir İslam ülkesinde ne de dünya ülkesinde yaşanmamıştır. Âli Halife ve ona mensup olanlar birinci ve ikinci dereceden devlet memurluklarını ellerinde bulundurmaktadır. Bahreyn halkına gelince, onlar yer varsa eğer ancak üçüncü dereceden devlet kademesinde yer alabilirler.

Âli Halife biraz insancıl olsaydı halkın az da olsa isteklerini yerine getirebilirdi. Ama halkın bütün haklı taleplerine kulak tıkadı.

Ben Bahreyn halkını ve gençliğini kutluyorum, Bahreyn’in direnişçi gençlerini kutluyorum. Sohbetimi iki tavsiye ile bitirmek istiyorum. Birincisi Bahreyn halkına;

Öyle mesafeler kat ettiniz ve köprüler yıktınız ki artık geri dönüşü olmayan bir yoldasınız ve mücadeleden başka alternatifiniz yok.Tunus ve Libya’daki zalimleri Allah’ın inayeti ve eli yıkmıştır emin olun ki o el size de yardımcı olacak ve al-i Halife de yıkılacaktır. Bu direnişe katılan gençliği ve bu nesli kutluyorum.

İkinci olarak dünyanın doğu ve batısındaki Müslümanlara sesleniyorum. Peygamberimiz buyuruyor ki; “Kim ki dünyanın bir yerindeki Müslümanların sesini, çığlığını duyar ve bunu duymazdan gelirse o Müslüman değildir” buna göre bu gün Bahreyn halkının çığlıklarını duymak zorundayız yoksa ümmet olma görevini ihmal etmiş oluruz.

Ayetullah Asıfi’nin konuşmasını tamamlamasından sonra Lübnanlı Hüccetül İslam Hüseyin Kıbrisi söz aldı. Ben burada İmam Hüseyin’in (a.s) sözleri ile söze başlamak istiyorum, diyen Kıbrısi şöyle devam etti: Hz. Hüseyin (a.s) Kerbela ile ilgili şöyle demiştir: “Ben bu yola başıboş çıkmadım. Ben ıslah için, iyiliği emretmek kötülükten men etmek için yola çıktım."

Eğer İmam (a.s) o gün yola çıktıysa biz niye yola çıkmayalım. İmam Hüseyin’in (a.s) dönemindeki zulümler günümüzdeki gibi değildi. Günümüzdeki zulümler o dönemin zulmünden çok daha şiddetlidir. Ve ben bizlerin bunca zulme nasıl dayandığımıza şaşırıyorum.

Filistin’e nasıl sessiz kalabiliriz. Evler yıkılıyor, insanlar öldürülüyor. Bahreyn’e nasıl sessiz kalabiliriz. Bahreyn’de insanlar öldürülüyor ve dünya buna sessiz kalmışken biz neden ve nasıl sessiz kalınabiliyoruz.

Bugün Müslümanların Bosna’da, Irak’ta, Bahreyn’de düştükleri durumu görmüyor muyuz? Dünya Müslümanlara karşı işlenen zulümler karşısında sessiz kalıyor, zalimleri destekleyip mazlumları kınıyor.

İslam ümmeti derin bir uykuya dalmış, uyuyordu. Allah Müslümanların uyanışı için mert bir kişi gönderdi. Bu şahıs 32 yıl önce Ruhullah el Musevi İmam Humeyni idi.

Böyle biri geldi ve bu ümmeti ölüm uykusundan uyandırdı. Raflardaki tozlu Kuran'ı indirdi ve sünneti tekrar ümmete sundu. Herkes biliyor ki bu uyanış ve diriliş sadece Müslümanlara değil bütün dünyaya İmamın bir hediyesidir. O günden bu güne insanların dalga dalga Müslüman olması bunun en açık delilidir.

Bugün bizler Lübnan’da, Kudüs’e ve Filistin’e yani Beytül Mukaddes’e yakın bir yerde oturuyoruz. Bizler ıslah için silahlandık, direndik, kıyam ettik ve zafere ulaştık. Buradan Türkiye’deki kardeşlerime sesleniyorum: Zulmün çıbanbaşı İsrail yok olana kadar bu direnişimiz devam edecektir.

Dünyada biri hayır, diğeri şer olan iki eksen vardır. Biz hayır ekseni için direniyoruz. Bu direnişimiz sonucunda ya dünya ıslah olacak, ya da biz bu yolda şeref ve izzetimizle ölüp şahadete kavuşacağız, diyerek sözlerini tamamladı.

Daha sonra tüm katılımcı ve konukları selamlayarak konuşmaya başlayan araştırmacı-yazar Kenan Çamurcu şöyle konuştu:

Aklın, vicdanın, insafın ayazındayız. Öyle bir fikir ayazı ki bu, Mısır’da liberal demokrasinin 30 yıldır iktidarda tuttuğu, İsrail’i koruyup kollaması için büyük bütçelerle desteklediği diktatör devrildiğinde Mısırlılara gösterilen kurtuluş, o liberal demokrasilerin kucağına sığınmak oluyor. Öyle bir kir ayazı ve çoraklığı ki bu, 10 yıldır İslam’la savaşan yeni sömürgecilik, himayesine muhtaç olduğumuz korunak sıfatıyla savunuyorlar.

Öyle bir kültürel çoraklık, kuralık ve bereketsizlik mevsimindeyiz ki, Müslüman beldelerden yükselen özgürlük çığlığının imdadına NATO’nun koşması talep ediliyor. NATO istilası marifetiyle ve yeni sömürgecilerin himaye ve vesayetinde özgürleşme, İslam diyarının kurtuluş reçetesi olarak sunuluyor.

Öyle bir fikir ayazıdır ki bu, Washington-Tel Aviv mahreçli istiklal ajandası, Müslüman milletlerin değişim programı olarak selamlanıyor. Batılıların baskası veya teşvikiyle değişim doktrini, Müslüman halklara model olarak dayatılıyor. İşte Bahreyn devrimi, bu çizelgenin dışında hareket ettiği için ıssızlığın ortasında katledilmek isteniyor. Bahreyn devrimi, “ne doğu ne batı” şiarının bugünkü dili olduğu için imha edilmek isteniyor. Bahreyn’de akan kan, Kerbela’dan bu yana sızan açık yaranın kanıdır. Bahreyn sokaklarında yere düşen her can, Kerbela toğrağında yetişmiş nadide çiçektir.

Böylece birinci oturum tamamlandı ve ara verilmeden ikinci oturuma geçildi.

II. Panel Gazeteci Yazar Kenan Çamurcu yönetiminde gerçekleşti. Panelistler ise; İran’dan Mezhepler arası Tagrib Kurultayı Genel Sekreter yardımcısı Hüccetü’l-İslam Mehdi Teshiri, Lübnan’dan Müslüman Alimler Birliği Yönetim kurulu üyesi ve Hukukçu Mustafa Malas, Bahreyn Halkını Savunma Komitesi Üyesi Cafer el-Al, Azerbaycan’dan Ortadoğu uzmanı Hakim Alizade idi.

Mehdi Teshiri, Allah’ın Peygamberleri Tağutlara kulluğu reddedip adaleti hakim kılmak Allah’a kulluk etmeyi sağlamak için gönderildiler. Ali a.s. “Adaletin olmadığı bir hükumetin, yırtık ayakkabı kadar bile değeri yoktur”diyor. Eski siyonizmle yeni siyonizmin birleştiği yer kendilerini seçkin saydıkları “Allah’ın oğullarıyız” şeklindeki uydurmaları olmuştur diye konuştu. Teshiri, Dünya müstekbirleri, halkına zulmeden yönetimi değil Bahreyn halkını zalim görüyor buna karşın yönetimi mazlum görüyor dedi.

Mustafa Malas ise Zalimlerin bir çok imkanları var, en önemli unsurlardan birisi insanları yoldan çıkaran medyadır. İslami hareketlere parazit atarak, yanlış yönlendirmelerle, onları ABD ve İsrail’e hizmet eden bir konuma getiriyorlar. Ancak üzülerek belirtmeliyiz ki yenilerde, medyanın olumsuz telkinleri sonucu başta lehte olan bir çok kimse şimdi hareketin karşısına geçmiştir ancak bu yalanlara inanmayanlar ise her geçen gün direniş saflarına katımaktadırlar.

İngiltere’den programa katılan Cafer el-Al, Bahreyn’den gelen bağımsız raporlara göre onlarca insanın katledildiğini, namuslarının kirletildiğini, camilerin yıkıldığını öğrenmiş bulunuyoruz dedi. Bahreynliler 20. yy başından beri hukuk devleti istedi ama bu arzularından hep uzak tutuldular. Şimdi halk seçilmiş bir hükumet ve eşit seçme hakkı istiyor. Üç dolara, değeri 1milyar dolar olan bir arsayı satın alan kralı istemiyor. Şu anki parlamento iki bölümden oluşuyor. Biri, kralın seçtiği, diğeri halkın seçtiği. Ancak halkın seçtiğinin hiçbir yetkisi yok hatta gensoru bile veremiyor, diye sorunlardan bazılarını sıraladı.

Hakim Alizade ise Bahreyn ile Azerbaycan’ın ortak kaderi ve benzeşmelerinin olduğunu ifade etti. Ancak Bahreyn’in sadece birkaç medya organında gündeme gelmesine karşın Azerbaycan’ın hiç gündeme gelmediğinden yakındı. Başörtüsü sorunu, yasakların olması, camilerin yıkılması, katliam, vs hukuksuzluğun aynen orada da olduğundan söz etti.

“Rehber İmam Hamenei’nin buyurduğu gibi batılıların kalbine kadar bu yangın gidecek Müslümanların uyanışı devam edecektir” dedi. Ağamız (İmam Mehdi a.f.) gelmeden ona hazır bir topluluk oluşturmamız gerek diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Program Ehlibeyt Alimleri Yönetim Kurulu Üyesi Metin Atam’ın okuduğu 8 maddelik kapanış bildirisinin okunması ve her maddenin tekbirlerle onaylanmasıyla sona erdi.

KAPANIŞ BİLDİRİSİNİN TAM METNİ

Bismillahirrahmanirrahim

“... Zulmedenler hangi akibete uğrayacaklarını yakında bilecekler.” /Şuara - 227

1- Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde başlayıp bütün İslam ülkelerine yayılma işaretleri veren halk hareketleri üç temel amaç ve unsurdan oluşmaktadır: Dini değerleri ihya, temel hak ve özgürlükleri elde etme ve bağımsızlık talebidir. Yani, bu halk kıyamları İslamidir, halka dayalıdır ve anti emperyalisttir.

Müslüman halkların kutsal değerlerine ve iradesine rağmen İslam ülkelerine tahakküm eden diktatörlükler, krallıklar, sultanlıklar, şeyhlikler ve hatta göstermelik demokrasiler medeni hak ve özgürlükleri, ilahi değerleri ayaklar altına aldıkları ve dış güçlerin emrine girdikleri için halkların hışmına uğramaktadırlar.

2- Bu çağ dışı rejimler iktidarda kalabilmek için dünyanın müstekbir/sömürgeci güçlerinin istekleri doğrultusunda kendi halklarına karşı hiçbir cinayetten çekinmemektedirler. Kendi halklarının inançlarını ayaklar altına alan, kendi halklarından en ilkel özgürlükleri esirgeyen bu İslam düşmanı diktatörleri bugün efendileri batılı şeytani güçler ve uluslararası siyonizm de ayakta tutmaktan aciz bulunmaktadır. Emperyalist Batı, bu halk kıyamlarının hedefine ulaşmaması için her türlü yolu denemekte, siyasal entrikalar, medya baskısı ve ekonomik tehditlerle başarılı olamayacağını anlayınca zora, askeri saldırı ve işgallere başvurmaktadır. Bugün bunun en açık örneğini Libya ve Bahreyn’de görmekteyiz.

3- Atlas Okyanusu’ndan Uzak Doğu’ya Ortadoğu’dan Orta Asya’ya kadar İslam ülkelerine çöreklenmiş, halklarının inançlarına sırt çevirmiş rejimler hangi ad altında olursa olsun halkın değerlerine ve taleplerine dönmedikleri sürece günün birinde aynı akibete uğramaktan kurtulamıyacaklardır.

Fas’tan Hint Yarımadasına Yemen’den Azerbaycan ve Özbekistan’a kadar İslam ülkelerine tahakküm eden rejimlerin büyük ekseriyetinin ortak özelliği ilahi/insani değerlere sırt çevirerek beşer fıtratına aykırı olarak şeytani seküler, liberal, ılımlı/Amerikancı din anlayışlarına sığınmış olmalarıdır. Müslüman halklar gücünü ABD, AB ve uluslararası siyonizmden alan, bu şeytani güçlerin ve ideolojilerin desteğinde uğursuz hayatlarını sürdüren rejimleri hangi ad altında olursa olsun affetmeyecek ve –ilahi vaad esasınca- er veya geç ortadan kaldıracaktır.

4- Bugün Libya’dan Yemen’e, Bahreyn’den Azerbaycan’a kadar tanık olduğumuz direnişler, ayaklanmalar ve gelişmeler hangi ad altında olursa olsun tek bir hedefe yöneliktir; halkın inançlarına, insan haklarına ve özgürlük temeline dayalı yönetimler oluşturmak, ülkelerini müstekbir/emperyalist güçlerin sultasından kurtararak gerçek bağımsızlığa kavuşturmaktır.

Kukla rejimlerin yıkılmasıyla uğursuz çıkarlarını kaybedecekleri korkusuna kapılan müstekbir/emperyal güçler ise boş durmamakta ve özgürlük ve bağımsızlık isteyen Müslüman halkların mücadelesini hedefinden saptırmak için çeşitli komplolar düzüp durmakta ve bunda başarılı olamayınca en vahşi yönetmelerle kıyam eden halkları hunharca katletmektedirler.

Çeşitli İslam ülkelerinde tanık olunan bu katliamların en vahşisi birkaç aydır küçük bir Körfez ülkesi olan Bahreyn’de sahnelenmektedir. En ilkel hakları olan yönetime katılım haklarından, oy hakkından bile mahrum bırakılan mazlum Bahreyn halkı sırf bu haklarını talep ettikleri için ABD’nin işaretiyle başta Suudi Krallığı olmak üzere Körfez İşbirliği ülkelerinden gönderilen askeri güçler tarafından ülkeleri işgal edilerek dünyanın gözü önünde acımasızca katliama uğratılmaktadır.

Kıyamın öncüleri olan alimler, aydınlar ve öğrenciler genç- ihtiyar, kadın-erkek denilmeden tutuklanmakta, işkenceye tabi tutulmakta ve vahşice yöntemlerle şehid edilmektedir. Halkın bir araya toplanmasını ve direnişini kırmak için camiler ve diğer toplanma mekanları hatta Bahreyn'in sembolü olan inci abidesi tahrip edilmekte, yıkılmakta ve Müslümanların kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim hayasızca yakılmaktadır. Bütün bu insanlık dışı cinayetler emperyalist güçlerin temsilciliği görevini üstlenmiş hain Suudi Krallığı ve kukla Âl-i Halife hanedanı tarafından gerçekleştirilmektedir.

5- Bahreyn halkı bu kıyamla çok temel bir istekte bulunmuştur, ülkede bir seçim olsun ve herkesin tek bir oy hakkı bulunsun, diyor. Ancak Batılılar Bahreyn’de yeni bir Şii-Sünni meselesi yaratarak bölgeye dâhil olmak istiyorlar. Bahreyn halkı Şii olduğu için kimse onlara yardım etmemeli diyorlar. Bölge hadiseleriyle ilgili en ayrıntılı noktaları yayınlayan medya Bahreyn’deki hadiseler ve halkın katliama uğratılması konusunda ölüm sessizliğine bürünmüşlerdir. Uluslar arası siyonizmin kontrolündeki kitle iletişim araçlarının etkisinda kalan bazı yerli medya da aynı nakaratı tekrarlamakta ve Bahreyn’de Şii-Sünni çatışmasından dem vurmaktadır. Halbuki Bahreyn sorununun Mısır, Tunus,Yemen ve Libya’dakinden hiç bir farkı yoktur. Bahreyn’de de hakları rejimleri tarafından görmezden gelinen bir millet var. Sırf Şii oldukları için camilerinin yıkılması, kıyam önderleri ve direnişçi halk kesimlerinin şehid edilmesi karşısında susmak, şeytani güçlerle işbirliği içerisinde bulunmak ve bu cinayetlere ortak olmaktır.

6- Bir milletin tamamının katılımıyla gerçekleşen istibdat karşıtı bir hareketi Şii ve Sünni kavgası olarak sunmak gerçeklere kör olmaktır aynı zamanda azılı İslam düşmanlarına hizmet etmektir.

Bizler Gazze, Filistin, Tunus, Libya, Mısır, Yemen ve Bahreyn arasında bir fark görmüyoruz ve nerede olursa olsun milletlere yönelik zulmü mahkûm ediyor, İslam şiarı ve özgürlük yolundaki hareketleri destekliyoruz ancak emperyalizim ve siyonizmle paralel hiç bir hareketin alkışlayıcısı olmayacağız terörü ve teröristleri kim tarafından olursa olsun lanetleyeceğiz.

7- Başta BM olmak üzere uluslar arası kuruluşlardan Bahreyn’de sürdürülen zulümler karşısında suskunluğuna son vermesini; İslam Konferansı Örgütü’nden bir an önce Suudi rejiminin etkisinden kurtularak asli görevini yerine getirmesini ve kamuoyunun suskun kalmamasını talep ediyoruz.

8- Bu toplantıya katılanlar halkların insani / islami taleplerinin takipçisi olacağını ve her alanda onların sözcülüğünü yapacağını ilan eder ilahi yardımlar ve rahmetin kardeşlik ve dayanışma yanında olacağına inanıyor ve ilahi vaadin yakın olduğunu hatırlatıyoruz.

“... Onlara vaadedilen zaman, sabahtır. Sabah yakın değil midir?!”/Hud Suresi-81.Ayet

Konferansa yoğun ilginin yanında yurtiçi ve yurt dışındaki birçok medya kuruluşu da katıldı. Yurtdışından katılan medya kuruluşları; El Irakiye, Sakaleyn, El Fırat, İran'dan İrib iken ülkemizden Kanal 14, Hilal Tv, Kanal 5, Meltem Tv katıldı.