19 Aralık 2011 - 20:30

Her şeye alim olan Allah’ın adıyla... Klavye hesap makinası, daktilo, bilgisayar vb. cihazlarda yazı yazmak için gerek duyulan harf, rakam ve alametler tuşları toplamından oluşan araca denilir. Kalem görevini yerine getirdiği için oldukça değerli bir araçtır. Kalem erbabı denilince nasıl bir çağrışım oluşuyorsa klavye erbabı da aynı çağrışımı yapar.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Teknolojinin insan hayatını yönlendirmeye başladığı geçen yüzyıl bilindiği üzere “teknoloji asrı” olarak tanımlanır. Daktilonun 1800’lü yılların başında icad edildiğini nazara alırsak klavye iki yüzyıldan beri toplumsal ve kültürel hayatın bir parçası olmaya başlamıştır denilebilir. Ancak geçen yüzyılın son çeyreğinde kişisel bilgisayarın yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmasıyla birlikte klavyenin önemi daha bir artmıştır. Kitle iletişiminde büyük bir çığır açan bilgisayar teknolojisi, irşad ve tebliğ alanında da etkisini göstermeye başlamış ve o zamandan beri bir çok ulaşılmazlara kolaylıkla ulaşılır olmuş, uzaklar gittikçe yakınlaşmaya başlamıştır.

İlk defa bilgisayarla tanışdığım yıllar seksenli yılların ortaları olmuştur. O zaman hemen aklıma alimler bu imkandan yararlansalar ne kadar güzel olur düşüncesi gelmişti; mektebin bütün kaynak kitaplarını, müctehidlerin görüşlerini, mütefekkirlerin yeni düşüncelerini disketlere yükleyip her tarafa ulaştırsalar, arayanlar onların ilimlerinden ve kitaplarından yararlansa, ilimlerini geliştirseler, yeni bir şey öğrenmek için o kadar yolu kat edip zahmetlere katlanmasalar. Aradan daha birkaç yıl geçmeden doksanlı yılların başlarında yeniden Kum şehrine gittiğimde birde ne göreyim, müctehidlerin bürolarında, yayınevlerinde, tahkikat merkezlerinde klavyeli bilgisayarlarla çalışılıyor. Biz daha fikrini ederken onlar çoktan işe koyulmuş ve mektebi tanıtmak için bu teknolojiden en iyi bir şekilde yararlanıyorlardı.

Derken doksanlı yıllarda iletişim teknolojisinin yeni bir versiyonu olan internet hayatımıza girdi, hızına bir türlü yetişilemeyen ve her geçen gün daha geniş kitleleri cezb eden, iletişim ve tebliğde yeni bir çığır açan bir teknoloji. Dünyanın en ucra köşesindeki - doğru veya yanlş, hak veya batıl- her düşünceden anında haberdar oluyorduk artık. Birçok gizliler aşikar oluyor, zaman dilimi sanki sizin kontrolünüze giriyordu.

Bağnaz ve despot tekelci düşünce sahipleri artık halkı istedikleri gibi yönlendiremiyor, insanlar diğer düşünce ve gelişmelerden de kolaylıkla haberdar olabiliyor, böylece akılları daha iyi kullanma yolu açılmış oluyordu. En önemlisi ipotek altına alınan akıllar özgür olacak “düşünce hürriyeti” ve “hür düşünce” ortamı oluşmuş olacaktı. Bundan, en fazla “düşünce özgürlüğü” ve “özgür düşünceyi” savunan müslümanlar yararlanmalıydı. İlim havzalarında üretilen ilmi ve evrensel değerleri beyan eden düşünceler dünyanın her tarafına yayılmalıydı.

Müslümanlar hiç vakit kaybetmeden bu teknolojiyi kullanmaya başladılar, mektebi en güzel şekilde tebliğ ediyorlardı. “Zamanın silahıyla silahlanın” sözü bu olsa gerekti. Bu teknoloji o kadar ilerledi ki, “internet savaşları” başladı. Düşmanlar bu silahı uğursuz hedefleri için yıllarca önceden beri kullanırken, basiretli ve ferasetli müminler bu alana yeni adım atıyorlardı. Rehber’in tabiriyle “yumuşak savaş” olarak hafızalara kazındı bu savaş. Derken Rehber’in “genç subayları” dünyadaki “siber savaşlarında” yeteneklerini yeni yeni ortaya koymaya başlıyorlardı.

Bu teknolojinin geldiği en son merhale bu işte. Şimdi çeyrek asırdır dünyanın akışını değiştiren bu teknolojiyi kullanmak acaba “klavye kahramanlığı mı? Yoksa “kahraman klavyeciler” olarak mı algılanmalıdır?

İnternet alanında bilgisayarın/klavyenin önemini anlatmaya gerek olduğunu sanmıyorum, Çocuklar dahi bunun önemini anlamışlardır artık. Ama geleneksel bir yapıyı sürdürmek, amir- memur, ben düşünüyorum yeter başkasının düşünmesine gerek yok, “ben” eksenli bir yapının devamını isteyen bir zihniyeti yaşatmak, irtica ve gericiliği savunmak değil midir?

Ekonomik alanda bütün alış-verişler, uluslararası ticari anlaşmalar, en modern hava-uzay araçları bu teknoloji ile harekete geçiriliyor. Dünya halkları bu teknoloji ile harekete geçirilip yönlendiriliyor.

Kültürel alanda bu teknoloji sayesinde halkların yaşam tarzları değiştiriliyor, evlere kadar girip insanların ailevi hayatının akışı bile değiştiriliyor.

İnanç alanında insanların yönlendirildiği en önemli etkenlerden biri yine bu teknolojidir. İnsanlar klaviye başında internette istediği inancı, istediği bilim adamının görüşünü, istediği müctehidin fikirlerini öğrenebiliyor. Her sorusuna bağnazlık ve taassuptan uzaklaşması kaydıyla cevap bulabiliyor.

“Düşünce özgürlüğünün” ve “özgür düşüncenin” olması gerektiği bu asrımızda, her insanın düşüncesini insanlara ulaştırması herkesin doğal hakkı değil midir?

Önemli olan düşüncenin nerden söylendiği mi, yoksa düşüncenin ne olduğu mu? İster klaviyeden çıksın, ister kürsüden, ister minberden ne farkı var? Minberden söylense kutsal ve hak oluyor da klaviyeden çıktığında mı batıl oluyor?

Günümüzde bilgisayarın klaviyesinin tuşlarına basmanın minberdeki hutbeden daha yaygın, daha etkili, daha kapsayıcı olduğunu düşünmüyor musunuz? Daha doğrusu minber ve kürsülerden beyan edilenleri bütün dünyaya aktarma klaviyenin işlevi değil mi?

Evet! Bağnaz olanlar, hakka tahammül edemeyip küfür ve hakaret edenler, tekelci zihniyet, ben eksenli insanlar, kalvye kahramanıdırlar, minber kahramanıdırlar, kürsü kahramanıdırlar.

Ama hakkı söylemekten hiçbir çekincesi olmayanlar, eleştiriye açık olanlar, hakkın yüzünün örtülmesine rıza göstermeyenler, halkın sömürülmesine izin vermeyenler “kahraman klavyeciler”, “kahraman minberciler”, “kahraman kalem sahipleridir”.

Selam, mektebi tanıtmada kınayanların kınamasına aldırmayanların üzerine olsun...

Abdullah Özgür