30 Aralık 2011 - 20:30

Batı bugün bütün insanlık için problemdir Psikolojik anlamdan ziyade sosyolojik anlamda mağdur ve geride olanlar, başkaları için değil, kendileri için problem olurlar; galip ve ilerde olanlar başkaları için de problem olurlar. Batı böyle olmuştur. Sömürüsüyle problemdir, komplolarıyla, yandaş tedarikiyle, din ve maneviyatı bozmasıyla problemdir. Bahane uydurarak işgal etmesiyle, katliamlarıyla problemdir.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bugünlerde Fransızların yaptıklarından dolayı, Batılı, adeta yeniden değerlendirilmeye çalışılıyor, milli duygular ön plana çıkıyor, muhalif muvafık birleşiyor. Bu arada menfaatten ötesini görmeyenler ve riyakârlar takıye yapıyorlar. Bu son olayla da Batıyı artık tanıdığımızı, bundan böyle tanıyacağımızı hiç zannetmiyorum. Hem Batıyı tanıyıp da ne yapacağız? Biz kendimizi bile tanımıyoruz. Fransa’nın yaptığı, kendi tabiatına ve Batılının genel karakterine uygundur. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Son olay ne ilk defa vuku bulmuş bir olaydır, ne son olacaktır. Bu da bir şekilde atlatılacaktır. Neleri atlatmadık ki. Çanakkale Savaşlarını mı, İstiklal Savaşını mı? Atlatamadığımız şey, içimize ektikleri nifak tohumlan ve hainlik fideleridir. Ayrıca ikiyüz yıldır Batıya sığınma, neredeyse şiarımız olmuştur. Kimi zaman doğrudan onun gücüne sığınma, kimi zaman anlayışına ve izanına sığınma şeklindeki bu tavır bugüne dek devam etmiştir. Laiklik adıyla sığındık, dinlerarası diyalog diyerek sığındık, sanat yoluyla veya Avrupa Birliği aşkıyla sığındık. Her seferinde hayal kırıklığına uğradık, yine sığındık. Bir türlü kendi benlik ve şahsiyetimizle dik durup işlerimizi göremedik. Şimdi de çağdaşlık ve küresellik diye allayıp pullayıp, acımasız liberal-kapitalizmin, bunu da en iyi şekilde kullanan Batının ve milletler arası şirketlerinin esaretine doğru yol alıyoruz.

Batının analizi

Gelin şu Batı ve Batılı gerçeğini analize çalışalım, iki gerçek karşısındayız. Batı Gerçeği ve Gerçek Batı. Bu ifadeler biri sosyolojik, yani bilimsel, diğeri ideolojiktir. Kendi tarihî, fikrî, felsefî, siyasî, sosyolojik süreci içerisinde bir Batı gerçeği mevcuttur. Beğenelim-beğenmeyelim, tenkit edelim-etmeyelim, hayran olalım veya düşman olalım, bu gerçek, bu duyguların dışında, yaşanmış ve yaşanmakta olan bir gerçektir. İnsanlığa kazandırdığı birçok şeyi olan tecrübeye ve atılımlara sahiptir. Bunların neler olduğunu burada saymaya gerek yoktur. Bilinen şeylerdir. Peki insanlığa kaybettirdikleri yok mudur? Zarar verdikleri söz konusu değil midir? İşte bu konu da, Gerçek Batı diye ifade ettiğimiz konudur. Tabiatıyla burada, “diğerleri”nin, yani Batı dışındakilerinin onlara bakışından, onları tahlil etmesinden, onları değerlendirmesinden söz açıyoruz demektir. İşte bunun için bu ifade tarzına ideolojik dedik. Bu alana yalnız Batı dışındakilerin değerlendirmeleri değil, kendilerinden olanlar da dâhildir. Bu otokritiğin büyük önemi vardır. Meselâ, Claude Farrere, Türklerin Kurtuluş Savaşı başlarında şöyle demişti: “Yunanlıların zaferi, medeniyetin gerilemesi demektir.”[1]

Bizler bu iki gerçeği de görmek, bilmek ve tanımak mecburiyetindeyiz. Başarının yollarından biri, kendini bilmek ve tanımaksa, diğeri, öbürünü bilmek ve tanımaktır. Karşıdakini tanımak da iki şeye yol açar. Biri ondan istifade etmek, kendi yanlışlarını düzeltmektir. Diğeri onun zaaflarını ve yanlışlarını görüp, zararlarından korunmak, gerekirse onu zararsız hale getirmektir. Batılı, hemen söylemeliyiz ki, bu ikincisini çok iyi yapmış ve başarılı olmuştur.

Yine genel çerçevede insan için başkası demek olan tabiatı ve toplumu, belirli ölçülerde iyi tanımış olan Batılı, objektif, soğukkanlı incelemeler yapmış, birçok ürün vermekte başarılı olmuştur. Tabiata ve topluma zarar da vermiştir derseniz, bunu, herşeyi hoyratça kullanmaya, sadece kendini düşünmeye bağlayacağız ki zaten ikinci gerçek dediğimizle anlamaya çalıştığımız şey budur. Batı bu gerçeği aşacak ve kendi kendini terbiye edecek bir felsefeye ve inanca sahip olamamıştır.

Sömürüyor... İmha ediyor...

Diğer insanları ve toplumları tanımaya çalışırken Batı, sağladığı başarıyı, onları zararsız hale getirmekte, onları sömürmekte, gerekli gördüğünde onları imha etmekte kullanmıştır. Çünkü onların zayıf noktalarını keşfetmiş, bu arada her türlü strateji ve taktiği kullanmaktan çekinmemiştir. Belki bilimsel-felsefî üslupla şöyle söylemek mümkündür: Yukarı çekmeye kendini hiç mecbur hissetmediği “hayat mücadelesi kanunu”nu, tam olarak uygulamıştır.

Bizlere gelince, kendimizi ve değerlerimizi iyi tanımadığımız gibi, muhatabımızı da iyi inceleyemedik ve tanıyamadık.

Batı nedir, nasıldır? Batılı kimdir? İyi bakmak, doğru değerlendirmek lâzımdır. Dün Batı ne istedi, bugün ne istiyor? Ancak bundan önce sizin kim olduğunuz, kendinizi nasıl gördüğünüz, neyi isteyip neyi istemediğiniz önemlidir. Batıyı anlamaya çalışırken siz neye dayanıyorsunuz? Malûmdur ki, bir şeye dayanmadan söyleyen, hiçbir şey söylememiş demektir. Kriterleri koyamaz, doğruyu ve yanlışı belirleyip değerlendiremezseniz, tanımanın bir anlamı kalmaz. Sadece tasvir ve tesbitte, yani fotoğrafçılıkta kalmış olursunuz. O da iyi tesbit edebilmişseniz.

Dayanaklarınız olmazsa, tarihî, ilmî, ahlakî, millî, dinî kriterleriniz yoksa, doğru tesbit de yapmış olsanız, değerlendirmenizin bir anlamı olmaz. Meselâ, güncelliği de göz önüne alarak:

• Zinayı suç görmeyen, nikâhı kabul etmeyen,

• Domuz eti yemekte beis görmeyen,

• Milli kimlik neymiş diyen,

• Porno serbest bırakılmalı diyen,

• Giyim-kuşam sınırlarını tanımayan

Ve bunlara benzer bir zihniyetin, Batıyı değerlendirmesi, onu sevip sevmemesi, kabul veya reddetmesi, bize göre bir anlam taşımaz.

Veya meselâ,

• Bilim zihniyetine hiç yer vermeyen,

• Araştırma ve incelemeyi küçümseyen,

• Kulaktan dolma bilgilerle yetinen,

• Bilim ve ahlâk yerine siyaseti tercih eden, birinin de Batıya bakışı önemli değildir.

Batılının ataları...

Her kültür ve medeniyet, kendi insan tipini oluşturur ve geliştirir. Genel insan tabiatının üzerine bina edilmiş ama bağlı bulunduğu kültür, eğitim ve medeniyet unsurlarıyla serpilip gelişmiş bu tipin ruhî derinliğini, inanç sistemi sağlar. Şimdi Batılıya bakalım: Oldukça vahşi atalar. Belki her kavmin geçmişinde var ama, onlar bütün geçmiş zamana, medeniyetlere, eğitime rağmen bugün hâlâ öyleler. Haçlı seferleri süresince, Kurtuluş Savaşımız sırasında Batı Anadolu’yu işgallerinde, Japonya’da, Vietnam’da, Afganistan’da, Irak’ta yapılanlara, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında birbirlerine karşı işledikleri cinayetlere bakınca, mesele anlaşılır. İnsana tapan medeniyet motifleri onlara aittir. Hırsızları koruyan tanrı (Hermes) anlayışı onlara aittir. Hıristiyanlığı Roma putperestliğine mağlup eden onlardır. Kendi kendisine tepki ile doğmuş, yine kendi eserleri olan bir felsefe ve ideolojinin dünyayı kasıp kavurması (Marksizm) bu defa başka gerekçeyle, on milyonlarca insanın öldürülmesi, yine onlar yüzünden olmuştur. Mafya ve terörü icat eden onlardır. Bunun kelime ve kavramları da, eylem örnekleri de onlara aittir. Sonra her tarafa bulaştırmışlardır.

Kilişenin zulüm ve işkenceleri

Kilisenin birkaç yüzyıl boyunca yaptığı zulüm ve işkenceler Batıya aittir. Peygamberlere iftira ve hakaret eden onlardır. Sömürme usullerini dünyaya onlar tanıtmışlardır. Irkçılığı onlardan öğrendik (Nietzsche, Gobineau, Hitler vs.). Milliyetçiliğin harami gibi önünü kesen ırkçılık, kavram karışıklıklarının baş mimarı olmuştur. İşin kötüsü Batılı, kendi dışındaki toplumlara da bunları öğretmiş, cazip hale getirmiştir. Onların içlerinden hayranlar ve işbirlikçileri ihdas etmiştir. Neden böyle olmuştur? Çünkü devrine göre maskeler, perdeler ve cilalar kullanmıştır. Hürriyet, demokrasi, insan hakları, kölelik karşıtlığı gibi. Bir defa şekillendirip yaydığı kapitalizm, bu söylemleri lafta bırakacak bir karaktere sahiptir. En önde gelen filozofları bile bunlara inanmamıştır. Yahut, hemen her alanda olduğu gibi çifte standart kullanmışlardır. Kant’a göre Afrikalı üçüncü sınıf insandır. Vatandaş olarak üçüncü sınıf değil, insan olarak üçüncü sınıf. Nietzsche’ye göre hastalar, yaşlılar, acizler, sakatlar öldürülmelidir. Çünkü onlar insan ırkının seçkinleşmesine ve yükselmesine engeldir. Onun için doktorluk mesleği lüzumsuzdur. Dr. Alexis Carrel’e göre, avının üstüne atlayan hayvan gibi olan Batılı, müstesna bir sinir sistemine, biyolojik farklılığa ve üstün özelliklere sahiptir ve bu, olumlu bir şeydir. Ama kendini insafla sorgulayan Batılıya, mesela Roger Garaudy’ye göre Avrupa, peygambersiz, peygamberlerden mahrum bir topluluktur. Bu iddia, tartışılabilir ve İslam’ın verdiği bilgilere uymasa da, en azından son bir iki bin yıllık süre için doğrudur.

Batı gerçeğinin yanında “Gerçek Batı” budur. Artılarını birkaç defa götürecek eksilerinin dökümü daha uzun sürer.

Türk’e hep düşman oldu

Gerçek Batı, aşağılık duygusuna kapılmış kişi ve toplulukları kullanmasını iyi bildi. Emperyalizmin maksada ulaşmadaki metotlarından biri, hedef toplumu, onların kendi kültür ve medeniyeti hakkında, aşağılık duygusuna düşürmektir. Batı, oralarda yandaş, şımarık, küstah, aydın ve yöneticilerin çoğalmasına yardımcı oldu.

Bugün Batı, bütün insanlık için problem olmuştur. Psikolojik anlamdan ziyade sosyolojik anlamda mağdur ve geride olanlar, başkaları için değil, kendileri için problem olurlar; galip ve ilerde olanlar başkaları için de problem olurlar. Batı böyle olmuştur. Sömürüsüyle problemdir, komplolarıyla, yandaş tedarikiyle, din ve maneviyatı bozmasıyla problemdir. Bahane uydurarak işgal etmesiyle, katliamlarıyla problemdir.

Yakıp yıkmadan önce, çok ince taktikler kullanır. Karakteri, hileye, sahteciliğe, ikiyüzlülüğe müsait hale gelmiştir. Mesela 1952-53 yıllarında Avrupalı, radyoda, “Türk öyle yüksek bir kavimdir ki, Allahın bir adı daha olsaydı Türk olurdu” diyebilmişti. Oysa o günden bu güne Batılının Türk düşmanlığı, giderek artmıştır.

Batı, kendinden olmayan herkese düşmandır

1853 yılında Türkiye’yi dostane gezen ve hatıralarını “Türk Sularında Seyahat” adıyla kitaplaştıran, İngiliz devlet adamlarından George William Frederick Howard, şöyle diyor: “.... Ayasofya kaç değişik nağmeyle yankılandı.... Minareden müezzinin ezanı duyuluyor! Evet o ezan daha ne kadar sürecek? Ayasofya Türklerde mi kalacak ilelebed? Batı bu duruma göz mü yumacak hâlâ?”

Batılı, kendi hayat tarzına uymayan, hele kendisine engel olmak isteyen herkese düşmanca tavır almaktadır. Refahını ve hakimiyetini tehlikeye sokacak herşeye karşı tedbir almıştır. Batılı toplumlar, kendi hayat alanlarını genişletmek, ulaştıkları rahatlık ve refah düzeyini kaybetmemek, arttırmak ve devam ettirmek için tehlikeli gördüklerini bertaraf etme faaliyeti göstermektedirler. Meselenin aslı yine hayat mücadelesi kanununun tezahürü ise, neden kınayalım, diye düşünebiliriz. Ama onların, bunu aşacak ve üstüne çıkacak insanî gayretleri olmadı, bunu kınıyoruz. Var görünen büyük felsefecileri bile, kendi dışındaki insanlan, ikinci, üçüncü sınıf insan gibi gördü. Batılı, bu olumsuz alanda, âdeta özel bir karaktere sahip oldu ve dinî ve ahlakî çevreleri de bunun için seferber etti. İnsanlık değerlerini sadece istismar etti. Tecrübeler hep bunu göstermiştir. Hedeflerinde, akıl ve zekâ ürünleri vasıtasıyla kurulmak istenen egemenlik bulunur. “Bize düşmandırlar” psikolojilerimizi bu özde aramak gerekir. Doğal mücadele ilkesinin destursuzca ve düstursuzca kullanımı söz konusudur. Özel düşmanlık hislerini de zikretmelidir.

Avrupa ülkelerinde, çocuklarına öğretilen şarkılarda Türk düşmanlığı işlenmektedir. “Bir Türk’ü yere vur, suratlarını dağıt. Dişlerini sök. Kaçmasına izin verme. Camilerini havaya uçur” vs. Bunlar çocuklara öğretilen dans şarkılarıdır. Bu şarkıyla büyüyen çocuk yetişkin olduğunda Türk ve Türkiye’ye nasıl bir duygu besleyecektir?

Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle...

Batının Türk’ü istememesi, ileri giderek ona düşman olması, İslama tepkisiyle birlikte değerlendirilmelidir. Türklük ve müslümanlık, Batılı için, biri diğerinin temsilcisidir. Batılı köklerinin din ile ilgili sabıkası, Kutsal Kitabımıza geçmiştir. Bir kısım Batılı köklerin yaptıkları tahrifat, Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde ifade edilmektedir. “Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirdiler (Kitaplarını tahrif ettiler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tev