19 Şubat 2012 - 05:24

Bismillahinnur. Suriye konusunda yazmaktan özenle kaçınmama rağmen, yine de dönüp dolaşıp bu çetrefilli konuya değinmek zorunda kalıyorum.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Suriye hakkında yazmak istememenin sebeplerinden en önemlisi , kamuoyunun şu anda hadiselere tamamen duygusal yaklaşım içinde olması ve aklın neredeyse devreden çıkarılmasıdır. Bu durumun en büyük müsebbibi de medyanın Suriye ile ilgili haberleri veriş tarzıdır. Etkili ve yetkili devlet adamları bile, yoğun duygu atmosferine kapılarak Ortadoğu halklarının arasında derin uçurumlar açabilecek beyanatlar vermektedir.

Bendenizin Suriye olayları hakkındaki duruşunu , bundan önceki yazılarımı okuyanlar çok iyi bilmektedir. Onun için bu yazımda aynı şeyleri tekrar etmeden hadisenin başka yönlerine dikkat çekmeye çalışacağım.

Gelinen nokta itibariyle Suriye coğrafyası , üzerinde büyük güçlerin bilek güreşi yaptığı bir alana dönüşmüştür. İki fotoğraf karesi bunu çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.Birinci karede ;  7 Temmuz 2011 tarihinde Hama'yı ziyaret eden ABD'nin Şam büyükelçisi , Hama halkının coşkulu tezahüratları ve sevgi gösterileriyle karşılanmıştı. İkinci karede ; 7 Şubat 2012 tarihinde Şam'a resmi ziyarette bulunan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov binlerce Esed taraftarı tarafından coşkulu bir şekilde karşılandı.

İşte ! Bu iki fotoğraf  karesi , Suriye'de oynanan oyunu ve müslümanların acziyetini görmemiz açısından ibret vericidir .

Bu iki  kare bize şunu anlatmaktadır : Suriye yönetimi yıkılmamak için Rusya ve Çin'e dayanmak zorundadır. Muhalifler ise rejimi yıkabilmek için ABD'nin desteğini almak zorundadır. Yani Suriye coğrafyasında oynanan büyük oyunda etkili olan esas güçler , Rusya - Çin bloğu ve karşısındaki ABD -AB ikilisidir. Türkiye ,İran,İsrail ve Arap şeyhlikleri ise ikinci derecedeki aktörlerdir. Bu ülkelerin Suriye meselesinin çözümünde oynayabilecekleri roller , emperyal güçlerin onlara bıraktıkları alanla veya verdikleri vazifelerle sınırlıdır.

Bu iki fotoğraf karesini gözlerimin önüne getirdiğimde, bir müslüman olarak yüreğim cız ediyor ve nasıl oldu da ümmet böyle bir zillete düştü diye düşünmeden edemiyorum. Bizler neden ABD'den veya Rusya'dan medet umar hale getirildik?! Irak'ta Saddam'ın gitmesi için neden ABD ile kolkola girmek zorunda kaldık?! Libya'da neden Nato ile birlikte hareket etmek zorunda bırakıldık?!  Suriye'deki katliamlara haklı olarak yüksek perdeden tepki gösteren siyasilerimiz ; Afganistan , Pakistan ve Libya'da ABD ve Nato güçleri masum sivilleri bombalayıp şehit ederken ,  kafalarını neden kuma gömdüler?!

Bu soruların herhalde tek bir cevabı olabilir , o da şudur : Biz müslümanlar Kur'an-ı Kerim'i ve Rasulullah(saa) 'ın sünnetinin koruyucusu ve en iyi aktarıcısı olan Ehl-i Beyt'i terkettik , onlara sırtımızı döndük. Dünyalık menfaatlerin peşinden koşturduk.Vekil ve kefil olarak Allah( cc)'ı değil, başka güçleri kabul ettik. İzm'lerin peşinden koştuk ve  sonuçta bu zilleti hak ettik.

Tekrar Suriye meselesine dönecek olursak ; bu konuda özellikle muhafazakar medyada yer alan haber ve yorumlarda İran , Hizbullah ve şiiler aleyhinde yoğun bir propaganda olduğu gözlenmektedir. İran ve Hizbullah'ın Suriye meselesine  Filistin ve Kudüs davasını eksen alarak baktığı ve mezhepsel hiçbir takıntısının olmadığı açıkken ; 2006 ve 2008'de Hizbullah'ı ve İran'ı göklere çıkaran kardeşlerimiz şimdi onları yerden yere vurmaktadır. Hatta bu ülke ve örgüte, Kerbela ve İmam Hüseyin dersi vermeye kalkmaktadırlar.  Peygamber Efendimiz ( s.a.a) biz müslümanları, sevginiz de nefretiniz de ölçülü olsun diye uyarmamış mıdır ?

Bendeniz gazete , televizyon , dergi , internet sitesi veya yazar ismi vermek istemiyorum. Zaten herkes kendisini biliyor. Ey kardeşlerim , ey ehl-i  insaf ! Size ne oldu böyle ?! ABD ve İsrail'e vurur gibi bugün İran'a ve Hizbullah'a vuruyorsunuz . İran'ın ve Hizbullah'ın hataları olabilir fakat bu , ihtilaf ettiğimiz konularda birbirimizi mazur görmemize engel olmamalıdır.

Ayrıca daha düne kadar meydanlarda omuz omuza '' Kahrolsun İsrail '' ve '' Kahrolsun Amerika ''  sloganları atan müslüman gruplar ve önderler Suriye konusunda ters düşmelerine rağmen '' Kardeşlik Hukuklarını '' korumalıdırlar. Aksi takdirde saflarımızın arasında meydana gelecek boşlukları şeytan aleyhillane doldurur. Düşmanlarımızı sevindirmiş oluruz.

Tekrardan Suriye konusuna dönecek olursak , muhalifler silahlı mücadelede kararlı gözüküyorlar. Bize göre şu aşamada silahlı mücadele çözüm değil , çözümsüzlük getirir. Bu savaşın kazananı olmayacaktır. Olan , kendilerine insanca yaşama hakkının çok görüldüğü mazlum , mağdur , mahrum ve mustazaf Suriye halkına olacaktır. Suriye'den yeni dönen bir arkadaşım , Şam'a kadar çatışmaların izlerinin görüldüğünü yani hayatın durduğunu ve halkın bir iç savaş çıkmasından korktuğunu söyledi. Maalesef cin şişeden çıkmıştır ve ilk önce kendisini çıkaranları çarpacaktır. Esed'i alaşağı edip  yönetime el koyacak olan subay, herkesin hesabını altüst edebilir.

Elimizden fazla birşey gelmiyor. Rabbimize ,'' Ey Mevlamız ! Mustazafların ve mazlumların kanını sen koru .'' diye yalvarmaktan başka birşey yapamıyoruz. Yüce Allah'tan bu fitne ateşinin tez zamanda sönmesini niyaz ediyoruz.

Bu arada İsrail'in ; İran'a , Gazze'ye veya Lübnan'a saldırması için en uygun zaman geldi  gibi görünüyor. Kurt puslu havayı severmiş . Müslümanların birbirine düştüğü , İran ve Hizbullah'ın Ortadoğu halkları nezdinde kredilerinin azaldığı bu dönemde İsrail'den bir saldırı gelebilir.

Herkesin teenni , akıl ve sağduyu ile hareket etmesi gereken bir dönemden geçiyoruz.

Öte yandan bazı STK'lar Suriyeli muhaliflerden gelen her haberi doğru kabul ederek hemen harekete geçiyor ve müslümanları meydanlara davet ediyor. Unutmayalım! Yapılacak yanlış bir hareket ve söylenecek düşüncesizce bir söz telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabilir.

Kim ne derse desin, rüzgar ne yönden eserse essin ; biz Rehberimizin yol göstericiliğinde nihai hedef olan Kudüs yürüyüşümüze hiç durmadan devam edeceğiz İnşaAllah.

Kemal Kemahlı