24 Mart 2012 - 19:30

Allah’ın adıyla Suriye’deki olayları değerlendirenler, genel hatlarıyla iki anlayışı temsil etmektedirler. Suriye muhalefetini destekleyenler ki dünyada en büyük bloğu temsil etmekteler. Diğeri de Suriye’deki olaylardan öncede Suriye ile beraber hareket hareket etmeye çalışan bir blok. İslam İnkılâbı Suriye’deki olaylarla birlikte Suriye halkı ve devletiyle birlikte olmadı, bilakis önceden beri bu birliktelik vardı. Büyük Şeytan ve uşakları her zaman Suriye’nin İslam İnkılâbıyla birlikteliğini yıkabilmek için çok çeşitli çabalara girdiler. Bu çabalardan bir netice alamayınca bu son gelişmeleri ortaya çıkardılar.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Türkiye’de Suriye muhalefetine destek vermeye çalışan İslamcı kesimlerin asıl dertleri nedir acaba? Bu soruyu doğru cevaplandırırsak Suriye konusundaki ihtilafların nedenini de anlamış oluruz. Öncelikle şunu söyleyeyim ki Suriye’de ki muhalefeti desteklemenin dini ve insani gerekçesi yoktur. Ama maalesef sanki dini ve insani gerekçeleri varmış gibi ifade edilmeye çalışılıyor.

Neden dini ve insani gerekçe yoktur diyorum. Bunun birçok delili vardır. Suriye muhalefetini destekleyenler dini ve insani gerekçelerle hareket etseler, bu kesimler şimdiye kadar on binlerce masum insanın intihar saldırılarında Irak’ta insanlar katledilmesine tepki verirlerdi. Bakın İslamcı gazete ve televizyonlar intihar saldırılarıyla ilgili yazı yazan veya televizyon Programı yapan bir tane Suriye’deki muhalefeti destekleyen İslamcı yazar var mıdır? Bu intihar saldırılarıyla Müslümanların kanlarının akmasından dolayı bu kesimlerde rahatı kaçan kimse yok gibidir. Bunu test etmek isteyenler, bu konuda bir geriye dönerek neler ortaya koyduklarına baksınlar. Neler yazıp konuştuklarını bir gözden geçirsinler.

Suriye’de ölenlere acıdıklarını söyleyen Suriye muhalefetini desdekleyen İslamcı kesim, bir kez olsun Irak’ta mescitlerde, pazaryerlerinde, çarşılarda öldürülen Irak halkı için bir tane yazı bile yazmamışlardır. Suriye’de insanlık dramından, akan kandan bahsetmeye çalışanlar neden Irak’ta yüz binlerce masum insanın kanını döken tekfirci teröre karşı cümle kurmuyorlar. Tekfircilerde bu terör eylemlerini üslenmelerine rağmen, kahrolsun tekfirci terör diyecek bu İslamcılardan bir kişi bile olmamıştır.

Kudüs gününü ve Hz. Hüseyin’i anmayı kana bulayanlara söz söylemeyenlerin Suriye’de akan kanla ilgili duyarlı olmalarının izahını hem biz yapalım hem de onlar yapsınlar. Irak’ta yüz binlerce masumu katleden tekfirci terör karşısında sessizliği adet haline getirmede özellikle İslamcı radikal, cemaat ve tarikatlar aynı duyarsızlığı kuşandılar. Bu konuda aynı duyarsızlık ortak tutumunuz oldu. Bu konuda aranızda hiçte farklılık açığa çıkmadı.

Suriye muhalefetini desteklemede başta hükümet olmak üzere, cemaatler, tarikatlar, radikal İslamcılar tam bir dayanışma içerisindesiniz. Hatta birlikteliğiniz ülke sınırlarını aşarak dünya yiyicileri ve uşaklarıyla da tam birlik oldunuz. Meşru dayanağınız “uluslararası komu oyu”nu ifade etmeyi de öğrenmiş bulunuyorsunuz. İnsanlık ve İslam dışı gerici Arap rejimleriyle Suriye dostları olarak el ele verdiniz. Hep beraber bir gemide gider oldunuz. Bakın bakalım kaptanınız kim? Beklide açık sularda kaptansız gidiyorsunuzdur. Vahşi kurtların yemi olacağınız gün yakında gelip çatmadan uyanma ihtimaliniz var mı bilinmez. Kaptanı olmayanlar için kurtlara yem olmak kaçınılmaz bir sondur.

Suçlular, suçlulukta yalnız kalmamak için başkalarının da suç işlemesini ister.  Sizlerin İslam İnkılâbına ve Hizbullah’a saldırmanızın asıl sebebi günahkârlık duygusu içerisinde olmanızdır. İslam İnkılâbı ve Hizbullah’ın dünya istikbarı karşısında izzetli ve İslami duruşu sizlerin İslam dışı tutumunuzu belirginleştirmektedir. Hased hastalığınız olmasaydı en azından onlarla iftihar edecektiniz. Hastalığınız engel oldu. İslam İnkılâbını ve Hizbullah’ı karalayın ki sizlerin, dünyaya vaziyet etmek isteyen istikbarla aynı safta duruşunuzun yanlışlığı anlaşılmasın. Ama bu oyunlarınız artık temiz halkımızın tarafından anlaşılmaktadır. Yakın zamanda artık daha da anlaşılarak sizlerin İslami iddialarınızın geçersizliği açığa çıkacaktır. Suud ve Katar krallarından medet uman ve onlarla aynı kulvarlarda olanların İslami iddiaları artık sona erecektir. Her Müslüman, İsrail’in uşakları Katar gibi ülkeler ve siz İslamcıların İsrail’e atılmış bir taşınızın olmadığını biliyor. Toplumumuzun temiz vicdanı, sizleri de İsrail’e karşı ümmetin ileri gücü olarak şanlı şerefli savaş veren Hizbullah ayırt edecek durumdadır.

Irak’ta oluk oluk akan kana ilgisiz ve bilgisiz kalmayı adet edinenler nasıl oldu da Suriye’deki akan kana üzülür gibi oldular. Anlaşılıyor ki asıl mesele akan kanda değildir. Bu kesimler, asla Suriye’lilerin kanının akmasına üzülmüyorlar. Suriye’lilerin kanına üzülseler belki yanlışlıkları daha az olabilirdi. Suriye’lilerin kanı derken, siviller, güvenlik güçleri, güvenlik güçlerine karşı silahlı mücadele veren muhaliflerin hepsidir. Sivillerinde, asker ve polislerinde ve onlara karşı silahlı mücadele edenlerin akan kanlarına üzülmek ancak Suriye’deki akan kana üzülmektir.

Suriye muhalefetini destekleyenler, Suriye’de öldürülen asker ve polisler ki sayıları iki, üç binlerden söz ediliyor, bunlara da acıyor musunuz? Onların kanı Suriye’lilerin kanı değil mi? Katil Suriye rejimi diyenler, Suriye’deki güvenlik güçlerini öldürenlere katil diyemiyorlar. Yoksa asker ve polisleri öldürenler katil değil mi? Asker ve polisler öldürülünce Suriyelilerin kanı akmamış mı oluyor? Demek ki asıl sorun akan kan değilmiş. Herhalde İsrail’in akan bu kanlardan dolayı bayram yapıyordur. Suriye’nin güvenlik güçlerine karşı saldırılar İsral’i memnun ettiği gibi, Suriye muhalefetini destekleyen İslamcıları da memnun ediyor. Bunda garip olan bir taraf yok mu ya da var mı?

Anlaşılıyor ki mesele akan kanlar değil. Kimse insanlık dramından falan bahsederek meseleyi başka yana çekmesin. Suriye’deki akan kanın asıl sorumlularının akan kana üzülür durumda görünmesi de işin başka yönüdür. Suriye’de bu kadar kanın akmasının asıl sorumlularını iyi tespit etmek gerekiyor. Suriye muhalefetini oluşturanlar, onlara destek veren devletler ve guruplar bu akan kanın en büyük sebebidirler. Öyle ki silahlı mücadele ederken ölenlerinde öldürülmelerine sebep olanlar, onları cesaretlendirerek sahneye sürenlerdir.    Destekler olmasaydı bu ölümler olmazdı. Siyasi çözüm önerileriyle bu ölümlerin önüne geçilebilirdi. İslam İnkılâbı bu önerinin sahibi oldu diye mahkûm edilmektedir. Suriye’de sorunun çözümü İslam İnkılâbının ve Hizbullah’ın baştan beri dediği siyasi çözümle sonuçlanacaktır. İslam İnkılâbı Amerika’yla, Katar’la aynı safta olacak değildi. Olmazda (asla olmayacakta) sözgelimi İslam İnkılâbı Katar’la beraber hareket etseydi (elbette ki asla böyle bir hareket olamazdı yani sözgelimi olarak olsaydı) bu hastalıklı ruha sahip İslamcı kesimler bu seferde, bakın İslam İnkılâbı Amerika’yla beraber hareket ediyor diye ortalığı velveleye vererek yine İslam inkılâbına karşı muhalefetlerini ortaya koyarlardı. Maksat İslam inkılâbını karalamaktır. İslam İnkılâbının varlığı, bu İslamcı kesimin İslami dayanaklardan yoksunluğunun açığa çıkmasına vesile oluyor.  Sizlerde bu hastalıklar olduktan sonra ne yapsın İslam İnkılâbı.

Şunu da belirtelim ki İslam inkılâbı ve Hizbullah, Suriye konusunda değişmediler. Önceleri Suriye’nin direniş safında kalmasının arkasında oldukları gibi yine oradalar. Durmadan yerlerini değiştirenler dönüp de İslam inkılâbı ve Hizbullah nasılda değişmiş diyorlar. Fazla dönmelerinden dolayı başları döndüğü için Hizbullah’ın yer değiştirdiğini söylüyorlar. Başbakanımızın kardeşim Esat dediği günlerde Suriye’de sorun yoktu. Kardeş Esat bir anda katil Esat oldu. Kardeş Esat denildiği zamanlarda, Hama katliamı yoktu. Bu ülkede iktidar ve ona endeksli olanların Esat konusunda bir anda aydınlandılar. Hep beraber katil diye bağırmaya başladılar.

Suriye konusunda asıl mesele, Suriye olaylarını okumanın zorluğu değildir. Temiz vicdanı olan ve aklını kullanan herkes biliyor ki Suriye üzerinden İslam’la evrensel istikbarın hesaplaşması yaşanıyor. Suriye’yi doğru okumak için önce temiz vicdan ve akıl gerekir. İçinizdeki haset hastalığı ve cehalet sizi halden hale sokmaktadır. Haset hastalığı, manevi hastalıkların en yaygın olanıdır. Bu hastalığa yakalananlar Hz. Ali ye karşı savaşmışlar sizde İslam inkılâbına karşı kinlerinizi açığa vuruyorsunuz. Bu kinler, dünyanızı da ahir etinizi de mahveder.

Suriye’yi doğru okumanın engellerinden biride cehalettir. Suriye muhalefetini destekleyenler şia ile ilgili cehaleti besliyorlar. Onların İslam inkılâbına olan düşmanlıklarının asıl nedeni şianın inançlarını batıl saymalarıdır. Bunu açıkça söylemek ve konuşmak cehaletlerini açığa çıkaracağı için başka yollara sapıyorlar. Ehli Beyt imamlarının sözlerinden mesela tevhid konusunu okusalar hem tevhidi öğrenmiş olacaklar hem de temiz vidan sahibiyseler bundan sonra en azından düşmanca dil kullanmayacaklar. Allah’tan korkun ve cehaletinizi giderinde bilgisizliğiniz düşmanlığınızın sebebi olmasın. Ben tecrübeyle biliyorum ki erdemli davranarak Ehli Beyt imamlarından gelen sözleri okusalar anlayışları değişecektir.

Şuuraltınızda Şia’nın inançlarını batıl bilmeyle hareket ediyorsanız bilin ki cehaletin kurbanı olmuşsunuz. Sizler şia inançlarını şia âlimlerinden okumaya hayatlarınız boyunca fırsat bulamamış zavallılarsınız. Eşari’nin inançla ilgi görüşleri hak oluyor da, İmam Ali (as)’ın inançla ilgili açıklamaları hâşâ batıl mı oluyor? Nasılda akıldan vicdandan uzak yaklaşımlarda bulunuyorsunuz. Şia’nın İnançlarını okuyun da, cehaletiniz yüzünden kendinizi ve başkalarını tehlikeye atmayın. Radikal İslamcı kesimin aslında inançlar konusunda net bir anlayışları da yoktur. Bu kesimler tevhid konusunu asla hadislerden okumamışlardır. Yalnızca bilmedikleri şia inançlarının yanlış olduğuna dair zanları ve bu zanna dayalı tavırları vardır. Bu mahiyeti meçhul zanlarınızı bırakarak biraz okuyun ki, Suriye konusunu da doğru değerlendirebilesiniz.

Hüseyin TAŞ