27 Mayıs 2012 - 18:48

Bilindiği gibi Suudi Arabistan'da aşiret sistemi hâkim. Alî Suud hanedanı ise diğer aşiretler ve hanedanlara oranla üstünlüğe sahip; bu yüzden Alî Halife ve genel olarak Bahreyn ülkesini de kontrolleri altında tutmak istiyorlar.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Tabi ki uluslararası yasalara göre bu konu yasal ve kanuni bir gerekçeye sahip değildir. Riyad’da düzenlenen son Fars Körfezi işbirliği konseyi zirve oturumunda, konsey üyelerinin birliği projesinin incelenmesi ve ardından bu birliğin Arabistan ve Bahreyn ile sınırlı kalması bölgede büyük yankılar uyandırdı. Bölge ve dünyanın çeşitli siyasi ve medya çevrelerinde bu öneri, halk itirazlarına karşı Alî Halife için bir kalkan ve Bahreyn halkının daha fazla sindirilmesi için Alî Suud’a daha yetki verme olarak değerlendirildi.

Arabistan kralı Abdullah son bir yılda iki kez Fars Körfezi işbirliği konseyi üyelerini gafil avladı. İlk kez Ürdün ve Fas’ın bu birliği katılarak İslami uyanış dalgasını önlemeye ve Arap ülkelerinde krallık kulübü oluşturarak onları halkın itirazlarına karşı güvenceye almaya çalışması idi. İkinci kez de Fars Körfezi işbirliğinde, ’işbirliği’ aşamasından ‘vahdet ve birlik’ aşamasına geçme isteği idi. Ürdün ve Fas’ın Fars Körfezi işbirliği konseyine katılmaya dayalı kral Abdullah’ın önerisi üye ülkelerin itirazlarına sebep oldu. Birliğe geçme önerisi ise Umman, BAE ve Katar’ın itirazını beraberinde getirirken, Kuveyt sessiz kalmayı yeğledi. Bu sessizlik Kuveyt emirinin dile getirmek istemediği muhalefetinin göstergesi idi. Tabi beklendiği gibi son bir yılda halkın geniş çaplı itirazları ile tahtının sallandığı hisseden Bahreyn emiri bu öneriyi olumlu karşıladı.

Alî Suud bir yıldan beri Bahreyn hükümetini ayakta tutmak için 1000 askerini Bahreyn halkını bastırmaya bu ülkeye gönderdi. Alî Suud hanedanı, Bahreyn halkının itirazlarının köklü reformlara ve meşrute krallık düzene geçişi sağlamasından, dolayısı ile bu kıyamların Arabistan’ın doğu ve petrol zengini bölgelerini de kapsamasından korkuyorlar. Birleşme veya daha doğrusu Bahreyn’in Alî Suud hanedanı tarafından işgaline ilk muhalefet, Bahreyn’de seçkin mücadele şahsiyetleri, grupları ve partilerinden geldi.

Bahreyn'de en büyük halk desteğine sahip olan ‘Ulusal Vefak İslami Cemiyeti’ genel sekreteri Hüccetulislam Şeyh Ali Salman bu bağlamda yaptığı açıklamada: aslında Bahreyn’in Arabistan’a ilhakı anlamında olan Suudi Arabistan ile federal veya konfedere projeye karşıyım ve hükümetten Bahreyn halkının isteğini dikkate almasını istiyorum. Rejim halk hareketine karşı yanlış bir tutumla halkı şiddet çemberine sürüklemekte. Bu aptalca siyaset ve rejim, ülkede işlenen tüm cinayetlerin sorumlusudur. Şeyh Ali Salman ayrıca ‘Ne parlamento ne de iktidardaki hükümet; hiç biri halkın temsilcisi değil ve bu plan ile ilgi alınan her kara yasadışı ve batıldır’ şeklinde sözlerini sürdürdü. Bahreyn 14 Şubat hareketi enformasyon komitesi yayınladığı bildiri ile Alî Suud’un Bahreyn’i Suudi Arabistan’a ilhak çalışmasını şiddetle eleştirdi.

Bildirinin bir bölümünde şöyle yazılıyor: Ey Bahreyn’in kahraman, özgür, asıl ve mücadeleci halkı, bilin ki Suudi Arabistan ülkeye asker gönderip çıkarma yapmasına rağmen Bahreyn halkını inkılabını yenilgiye uğratamayınca, şimdi Bahreyn’i, Suudi topraklarına ilhak ederek, Bahreyn halkını kendisi için köle etmeye ve Bahreyn şehitlerinin kanlarını ziyan etmeye çalışıyor. Bildirinin devamında şöyle yazılıyor: Riyad hakimleri, Bahreyn’i işgal etmeleri nedeni ile uluslararası kurumlar ve diğer ülkeler ile dünya kamuoyu tarafından baskıya maruz kalınca, şimdi de Bahreyn’i kendi ülkelerine ilhak ederek dünya kamuoyunu aldatmaya ve baskıları azaltmaya, böylece kendi ülkelerinin güvenlik ve iç istikrarını garanti etmeye, sallanmakta olan tahtlarını korumaya çalışıyorlar. Zira Tunus, Mısır ve Yemen inkılaplarının artçı sarsıntıları onları da kapsayacak. Arabistan tarafından Bahreyn’in ilhak planının açıklanması ardından onlarca Bahreynli genç eşsiz bir eylemde, iki ülke arasındaki tek kara geçidi olan Kral Fehed köprüsünü ateşe verdikleri onlarca tekerlekle bir kaç saat trafiğe kapattılar. Ayrıca çeşitli Müslüman ülkelerde de plana karşı geniş itiraz gösterileri gerçekleşti.

Alî Suud’un Bahreyn siyasetini açıklamak için iki temel konuyu dikkate almak gerekir. İlk etapta Arabistan’ın Bahreyn’de ne gibi çıkarları olduğunu ve hangi şartlar altında Bahreyn’de halk gösterilerini bastırmak için askeri güç gönderdiğine açıklık getirmeliyiz. İkinci etapta ise Bahreyn’in ilhakına dair kararının yasal gerekçesinin olup olmadığını belirtmek gerekir. İlk soruyu şöyle cevaplayabiliriz; Suudi Arabistan Mısır, Tunus ve Libya diktatörlerinin kaderini dikkat alarak bölgede kendi kaderinden endişe ederken, benzer olayların bölgedeki diğer ülkelerde tekrarlanmasının yaşanmasını istemiyor. Şüphesiz bölgede siyasi gelişmeler ve değişikliklerin yaşanması, Suudi Arabistan’ı da çemberine alacak ve sonuçta Arabistan halkı da demokratik reformlar ve diğer ülkelere benzer durumu talep edecekler.

Batılıların ‘Arap Baharı’ olarak adlandırdıkları hareket, Arap ülkelerinde diktatörlük eksenini yok ederek aşiret hakimiyetleri için tehlike çanları çalmaya başladı. ‘Halkçı yöntemi’ İslam inkılabının en temel sloganlarından biridir ki İslam Cumhuriyeti kurucusu rahmetli İmam Humeyni’nin (ra) ‘ölçü halkın oylarıdır’ sözü ile Arap toplumların hareketinde kendini gösterdi. Halkçılıkta Şiilik ve Sünnilik söz konusu olamaz. Çoğu Şiilerden oluşan 1 milyonu aşkın nüfusa sahip Bahreyn’de hem Şiiler ve hem Sünniler iktidar yapısında değişiklik ve aşiret iktidarının sona ermesini istiyor. Bu süreç aynen Arabistan'da Alî Suud sultası ve ailevi hakimiyete karşı da yaşanıyor. Ortadoğu gelişmeleri ve halkçı kıyamlar, inkar edilemeyen gerçeklerdir. Söz konusu gelişmelerde diktatörlerin nefy edilmesi, zorbacı ve miras kalan hakimiyet sistemin yok olması temel ekseni oluşturuyor.

Suudiler kendi gelecekleri, ailevi hükümet ve kendilerine bağlı hükümetlerin devam etmesinden kaygılı. Ortadoğu’nun Müslüman halkı İslam kültürüne ulaştıkları halkçılık kıyama İslami uyanış adını veriyorlar. İslami uyanış aşiret hakimiyetin çöküşünün başlangıcıdır. Peki Alî Suud’un Bahreyn’i Arabistan’a ilhak kararının yasal dayanağı var mı? Suudi Arabistan’da aşiret nizamı hakim. Alî Suud hanedanı ise diğer aşiretler ve hanedanlara oranla üstünlüğe sahip; bu yüzden Alî Halife ve genel olarak Bahreyn ülkesini de kontrolleri altında tutmak istiyorlar. Tabi ki uluslararası yasalara göre bu konu yasal ve kanuni bir gerekçeye sahip değildir. On yıllar boyunca güç kullanarak Bahreyn’de iktidarda kalan bir aile kendi anti demokrasi ve aşiret hükümetini korumak için diğer ülkeler ile birleşmeyi amaçlıyor. Mısır'da Hüsnü mübarek ve Tunus'ta Bin Ali'nin bağımlı ve zorba hükümetleri modern ve demokratik bir görüntü ile İslami uyanış dalgası önünde dayanamayıp devrildiler. Bu yüzden Fars Körfezi'ndeki Arap emirlikleri, Mısır, Tunus ve Libya'da devrilen hükümetlerden çok daha fazla tehlikede bulunuyorlar. Petrol satışından elde edilen servet, Arabistan ve Bahreyn ve Fars Körfezi güneyinde bulunan diğer emirliklerin zorba iktidarlarını devam ettirebilmelerini sağlamıştır. Fakat Petro dolarlar uzun vadede bu aşiret iktidarları garanti edemez.

Suudiler tarafından Bahreyn'in ilhakı, bileştirilmesi veya daha doğrusu yutulması planı, yenilgiye uğrayan bir plandır. Hali hazırda 21.y.y.da yaşıyoruz ve hatta demokrasi iddialarında bulunan batı devletlerinin Bahreyn ve Suudi Arabistan gibi aşiret ve müstebit iktidarlara sağladığı siyasi ve propaganda destekleri bile Bahreyn halkının kıyamını bastırıp unutturamaz. Bu oyunlar ve hileler Bahreyn halkını, halkçı ve özgür bir iktidara dayalı haklı isteklerinden vazgeçiremez.