3 Ağustos 2012 - 17:31

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın geçtiğimiz Çarşamba günü yaptığı açıklamalar, Esad sonrası plana Lübnan'da bir iktidar değişikliğinin de dahil edildiğini gösteriyor.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah geçtiğimiz Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Lübnan Ordusu ile Hizbullah direniş örgütü arasında koordinasyonun sağlandığı gerçekçi bir ulusal savunma stratejisinin gerekli olduğunu vurguladı.

Her fırsatta Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını gündeme getiren Lübnan muhalefetini de eleştiren Nasrallah, "muhalefet her fırsatta ABD ajandasına uygun olarak Hizbullah'ın silahsızlandırılmasından bahsediyor. Bu dönemde en uygun savunma stratejisi, aralarında tam bir uyum sağlanmış olan güçlü bir ordu ve güçlü bir direniş hareketinin varlığıdır" diye konuştu.

Hizbullah neden silahsızlandırılmak isteniyor?

 Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını savunan Lübnan muhalefetinin başını, Saad Hariri önderliğindeki Gelecek Hareketi, Müslüman Kardeşler ve Selefi grupların arasındaki ittifak çekiyor. İktidarda ise Hizbullah'ın desteklediği Necip Mikati bulunuyor.

Son süreçte Suriye'de yaşanan gelişmelerin Lübnan'a uzanmaması düşünülemezdi. Hizbullah'ın Esad rejimi ve İran ile yakın ilişkiler içinde olduğu biliniyor. Suriye'de Esad rejiminin gitmesiyle birlikte Lübnan'a da yeni bir şekil verilmek isteniyor. İşte bu nedenle bir süre önce, ABD'nin bölgedeki taşeronları Suudi Arabistan ve Katar yönetimlerinin himayesinde, Gelecek Hareketi ile Müslüman Kardeşler'in Lübnan kolu El Cemaa el İslamiye arasında bir memorandum imzalanmış ve bu belge, bir işbirliği belgesi olmanın ötesinde iktidarı hedefleyen bir ittifak belgesi olarak yorumlanmıştı.

Bu muhalif ittifak Hizbullah'ın Lübnan iç savaşını bitiren Taif antlaşmasına uygun olarak silahsızlanmasını talep ediyor. 4 Kasım 1989'da imzalanan Taif antlaşması tarafların silah bırakmasını şart koşmuş, Lübnan iç savaşını sona erdirmiş ve seçim sonuçlarına göre oluşturan parlamentoda sandalyelerin mezhepsel ve dinsel gruplara göre dağıtılmasını öngörmüştü. Bu çerçevede 2009’da yapılan seçimler sonrasında da Emel ve Hizbullah ile Maruni Hıristiyanların örgütü Özgür Yurtsevere Hareket’in seçim ittifakı oyların yüzde 55,5’ini almasına karşın 128 sandalyeli parlamentoda 57 milletvekilliği kazanabilmişti.

Ayrıca Hizbullah, gerek İsrail tehdidi ve bazı bölgelerde devam eden İsrail işgali ve gerekse ülke nüfusunun yüzde 40'ını oluşturan Şiilerin siyasi sistem içinde kendilerine yeterince yer bulamamaları nedeniyle silah bırakmayı reddetmişti.

Müslüman Kardeşler ve Gelecek Hareketi'nin kurduğu ittifakın sık sık Taif antlaşmasına bağlılık vurgusu yapması, Hizbullah'a dolaylı yoldan "silahları bırak" demek anlamına geliyor. Hizbullah'ın silah bırakması ve yönetime de Müslüman Kardeşler'in merkezinde durduğu bir ittifakın gelmesi ABD, İsrail, Katar ve Suudi Arabistan'ın bölgesel vizyonuyla uyuşuyor. Bu konudaki gerekli çabaları Katar ve Suudi Arabistan'ın üstlendiği ve sözü geçen memorandumun da Katar'ın başkendi Doha'da imzalandığı biliniyor.

Diğer yandan, Taif Antlaşması'na sık sık yapılan göndermelere cevaben konuşan Nasrallah, ulusal savunma stratejisi konusunda ilk öneriyi 2006'da kendilerinin yaptığını ve Hizbullah direniş hareketini orduyla birleştirecek ve ikisi arasında sıkı bir koordinasyonu mümkün kılacak bir teklifte bulunduklarını söyledi.

Bu tartışmaların yeni olmadığını belirten Nasrallah ayrıca şunları söyledi:

"Suriye'ye benzeri bir pazarlık 2004 yılında önerilmişti... Arap yöneticilerden birisi Başkan Beşar Esad'a, Suriye Ordusu'nun Lübnan'da kalmasını istiyorsa bunun, Hizbullah'ın ve Filistinlilerin silahsızlandırılmasını kabul etmesi koşuluyla mümkün olabileceğini söyledi. Ancak Başkan Esad bu öneriyi reddetti çünkü Lübnan ve Filistin'deki direniş hareketini Arap güvenlik stratejisinin bir parçası olarak görüyordu."

Gelişmeler neye işaret ediyor?

 Bölgede Esad sonrası dönem için pek çok senaryo ve planın konuşulduğu bu günlerde, Nasrallah'ın bu çıkışı anlamlı. Suriye'de kimin galip geleceği, Lübnan'ın geleceğini de belirleyebilecek bir durum. ABD'nin ilk Mısır konusunda anlaşmaya vardığı Müslüman Kardeşler'in, emperyalizmin yeniden şekillendirmek istediği pek çok Ortadoğu ülkesinde iktidar seçeneği olarak öne çıktığı görülüyor. Lübnan için de durum farklı olmadı ve ABD-Katar-Suudi Arabistan ittifakı Müslüman Kardeşler'e iktidarın yolunu açacak çeşitli adımlar atmayı sürdürüyor.

Bu süreçte gerek İsrail'e karşı dengeleyici bir güç konumunda olan ve gerekse Suriye ve İran ile yakın ilişkileri bulunan Hizbullah'ın saf dışı bırakılması büyük önem arzediyor. Bu bağlamda Lübnan muhalefeti, Suriye'nin düşmesi olasılığını da değerlendirerek Hizbullah üzerindeki basıncını artırmaya çalışıyor. Esad yönetimi yenilir ve Suriye'de emperyalizm kazanırsa, muhalefetin Hizbullah'ı daha fazla sıkıştıracağını tahmin etmek zor değil.

sol