22 Ağustos 2012 - 17:13

Allah'ın adıyla Amerika dışişleri bakanlığı Salı günü Mısır’dan Sina’da bulunan askerlerini derhal çekmesini ve Sina ile ilgili bütün operasyonlarda mutlaka İsrail ile ortak hareket etmesini talep etti. Ayrıca 1979 Mısır-İsrail ittifakına (CAMP DAVID) saygı duyulması gerektiğinin altını her fırsatta çizdiği gibi yine önemle çizdi.

Bilindiği üzere geçtiğimiz Pazartesi günü, Mısır güvenlik güçleri Sina bölgesine çıkartma yapmıştı. Bu karar, 1973 yılındaki İsrail-Arap savaşından sonra alınan ilk askeri sevkiyattı ki Mısır’ın bu kararı almasına sebep olan hadise, 5 Ağustosta 16 askerin birden Sina’da öldürülmesiydi.

Aslında Mübarek döneminde de bu bölgede kayıtsız silahlanma mevcuttu ve ses çıkarılmıyordu. Acaba Mursi hükümeti, İsrail hükümetinin neredeyse kalp krizi geçirmesine neden olan bölgedeki silahlı sivrilmeleri törpüleyip sivilleri silahsızlaştırmak mı istiyor, yoksa İsrail’e “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” mesajınımı vermek için Sina’ya çıkartma yapıyor?

Bence kesinlikle hedef İsrail ve Amerika hoşnutluğunu sağlamak, ya da Erdoğan’ın Mavi Marmara’nın intikamını alacağız sözü gibi kuru sıkı palavradan ibaret bir göz boyamadan öteye gitmiyor. Ama gönül isterdi ki mevcut ortamda tam da müsaitken bir takım önlemlerin alınması ve İsrail’e bazı şeylerin zamanının geldiğinin sinyalleri verilseydi. Ama biz Türkiye olarak İsrail’in bölgedeki güvenliğinin bekçiliğini yaptığımız sürece ve Amerika’nın bölgedeki nöbetini tuttuğumuz sürece neye yüzümüz olabilir ki?

1967 savaşından beridir Sina bölgesi İsrail’in denetimi altında, ne bir fabrika ne bir gelişim göstergesinden eser olmayan bu bölge nereye kadar Amerika ve İsrail’in denetimi altında kalacak? İsrail’in terörizm dediğine biz meşru müdafa diyoruz, bizim terörizm dediğimize İsrail meşru müdafa diyor. Acaba uluslar arası anlaşmaları onların keyfine göre mi yapmalıyız, yoksa Allah’ın bize öngördüğü kurala göre mi düzenlemeli ve ona göre cephe almalıyız? Yaratıcı kim? Kanun koyucu kim? İsrail’in ve Batı’nın menfaatine ters düşen her şey terörizm ve asayişi bozmak olarak ilan ediliyor ve buna yeltenen ülkelere ışık hızıyla ihtar çekilip sonra da yaptırımlar uygulanıyor. Gazze yıldardır tecavüze uğruyor, kimse sınırına bile yaklaştırılmıyor, çocuklar bakımsızlıktan ve açlıktan ölüyor…ama dünya seyrediyor, biz seyrediyoruz, Müslümanlar seyrediyor, Amerika, İsrail ve Batı ise kimseye Gazze konusunda konuşma hakkı vermeyi bırakın, bu konunun gündeme gelme ihtimalinin bile varlığını ortadan kaldırmak için her ülkeyi ayrı metodlarla tehdit edip aba altından çıkardığı sopasıyla susturuyor.

Bu arada Mursi’de şovalye olarak kutsanmak için 23 Eylül’de Amerika ziyaretini yapmaya hazırlandığını bugün duyurmuş. Ziyaretin sebebini açıklamayan Mursi’nin aslında açıklama yapmasına gerek yokki! Bilindiği üzere hangi dünya lideri seçilirse seçilsin mutlaka Amerika’ya gidip kutsanmak ve yeni “to do list” (ev ödevi) ini almak zorundadır. Mursi de kutsanma zamanının geldiğine kanaat getirmiş ki gidiş tarihini belirlemiş. Ne tasadüftür ki tam da Sina krizi ortaya çıkmışken gidiyor, acaba “oğlum bak git” mi diyecek Amerika yoksa aferinlerle mi uğurlayacak?

Sonuç ne olursa olsun, hiçbirşey bize sürpriz değil. Çünkü hamam aynı, tas aynı, hancı aynı, yolcu aynı..

http://www.alalam.ir/news/1262184

http://www.alalam.ir/news/1260954

http://www.alalam.ir/news/1262284

http://alhayat.com/Details/427314

http://www.almasryalyoum.com/node/1063826

BETÜL HANZALA