Boğa’nın, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda uzman olarak görev yapan kızı Tuğba Hatipoğlu’ndan torunu M. H. için ailesi Ankara’daki Fransız okulunu tercih etti. Boğa’nın torunu, okulla doğrudan Ankara’da Fransa Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak Fransız müfredatıyla eğitim veren Charles de Gaulle Lisesi’nin (Lycée Français Charles de Gaulle) anasınıfıyla tanıştı. Milletvekili Boğa’nın torunu, anasınıfına Charles de Gaulle’de başladı ve ilk eğitim ve orta öğrenimini burada aldı. Boğa’nın kızının önümüzdeki sonbahardan itibaren yurtdışı göreviyle Türkiye’den ayrılması nedeniyle Boğa’nın torunu da eğitimini yurtdışında sürdürmek üzere Fransız okulundan ayrıldı.’’
Evet, gazete manşetlerine yansıyan haber bu şekilde.
Yani millete biz İmam Hatip için mücadele ediyoruz diyen AKP’li vekil torununu direk Fransız okuluna kaydettirmiş. Ne diyelim; tebrikler (félicitations!)
Yıllarca şeriat getireceğiz iddiaları ile milletin dini duygularını istismar edenlere, Prof. Dr. Haydar B, “İslam getirilmez İslam yaşanır” demişti.
İslam’ı kendi gönlünde yaşamayanlar, kendi evinde, ailesinde, işinde yaşamayanlar söz konusu siyaset olduğunda, rey almak olduğunda bir anda şeriat getireceğiz diyerek ortaya çıktılar. Şimdi görüyoruz ki bunu diyenler bugün haçlı ile aynı safta şeriatla yönetilen Suriye, Libya ve Mısır gibi Müslüman ülkelerde şeriatı götürüp demokrasi getirme mücadelesi veriyorlar.
İslam’ı algılamada iki temel ekol vardır.
Birincisi Emevi kafasıdır. Kendisi İslam’ı yaşamaz ama din adına etrafa ateş saçar. Namaz kılmaz oruçta, hayır hasenatta gözü yoktur. Rüşvet, zina onun için suç değildir ama şeriat getireceğiz, biz İslam’ı temsil ediyoruz iddiaları ile ortalıkta gezer.
İkincisi ise Ehl-i Beyt anlayışıdır. Tarihte evliyaların, Hacı Bektaşların, Mevlanaların, Yunusların ve günümüzde Prof. Dr. Haydar Baş’ın temsil ettiği anlayıştır. Bu anlayışa göre kişi dini önce iç dünyasında sonra evinde, işinde ve çevresinde yaşar.
İbadet hayatı vardır. İslam ahlakı, merhameti, cömertliği, şefkati şecaati ile onun hayatında vardır.
Bu iki farklı insanı şu aşağıdaki vasıflardan çok rahat tanırsınız:
1. Emevi ekolü.
2. Ehl-i Beyt ekolü.
Şöyle mukayese edebiliriz:
Birincisinin gece hayatı vardır. Özellikle yurt dışında su ile içki birbirine karışır.
İkincisinin ibadet hayatı vardır. Geceleri kimsenin olmadığı anlarda seccade ona sırdaştır.
Birincisi, milletin zekâtını toplar, iç eder.
İkincisi, 40’ta 1 cimrinin zekâtıdır der, her kazandığını Allah yoluna harcamak için yaşar.
Birincisi, ülke darül harp der, rüşveti, ihale takipçiliğini, haksız her türlü kazancı kendisi için helal sayar.
İkincisi, zerrenin hesabının verileceği gün için bir hayat yaşar, değil haram şüpheli olandan bile uzak durur.
Birincisi, Peygamber Efendimizi –haşa- postacı olarak görür, imanın şartından çıkarır.
İkincisi, kalbi Peygamber Eefendimizin aşkı ile dolup taşar. Peygambersiz iman olmaz ölçüsünü yaşar ve yaşatır.
Birincisi, papaz aşığıdır. Onları cennetin baş köşesine koyar.
İkincisi, Ehl-i Beyt aşığıdır, cennetin Ehl-i Beyt’in ayak izinde olduğunu bilir.
Birincisi, haçlı ile beraber Müslüman kanı akıtmayı siyasi feraset olarak görür.
İkincisi, haksız yere öldürülen bir Müslümanın dahi kişiyi ebedi cehennemlik edeceğinin bilincindedir.
Birincisi, Atatürk’ü sevmez Lozan’ı hezimet olarak görür.
İkincisi, Atatürk’ün ülkeyi işgalden kurtardığını, misyonerlik faaliyetlerine son verdiğini, kaynaklarımızı batılının elinden kurtardığını bilir, O’na minnet duyar. Lozan’da kazınılan haklarımızın bugün tek tek elimizden çıktığının farkındadır.
Birincisi, ABD olmadan, ondan izin alınmadan hiçbir şey olmayacağına inanır.
İkincisi, âlemlerin rabbi olan Allah’a sırtını dayar, ancak ondan korkar ve ona güvenir.
Birincisi, dinini verip dünyayı satın alır.
İkincisi, dünyasını verip ahireti satın alır.
Birincisi, parayı kalbine koyar.
İkincisi, parayı cebine koyar, kalbini Allah’a açar.
Birincisi, yaptıklarına din adına izah bulmaya çalışır. Dini kendine uydurur.
İkincisi, kendisini dine uydurur.
Birincisi, içi dışı farklı olmayı, millete söylediği ile kendi yaşadığının farklı olmasını siyasi başarı kabul eder.
İkincisi, ya olduğu gibi görünür, ya da göründüğü gibi olur.
Birincisi, bulunduğu her yerde birlikten bahseder, ama her yerde kavga ve fitne çıkarır.
İkincisi, Hacı Bektaş’ta olduğu gibi aslanla geyiği bile kardeş eder.
Birincisi, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar.
İkincisi, her an ölecekmiş gibi yaşar.
Birincisi, namaz kılar, ama namaz kılanın kafasını da kırar.
İkincisi, namazı dosdoğru kılar.
Sevgili okurlar farklar o kadar çok ki. Şimdi tam da ahir zamandayız hadiste, “mescitler insan dolacak, içinde imanlı insan olmayacak” diye anlatılan dönemdeyiz.
İnsanların kendi menfaatleri karşılığında dinlerini az bir pahaya heba ettiği dönemleri yaşıyoruz.
Şunu unutmayın ki; iman, bilmek değildir.
Öyle olsaydı şeytan kâfir olmazdı.
İman, teslim olmaktır. İlahi irade karşısında teslim olmaktır.
Şimdi diyeceksiniz ki; bir İmam Hatip olayından konuyu nerelere getirdin.
Belki bu olay tek başına çok önemli değil. Bir AKP’li vekil milletin dini duygularını kullanarak oy avcılığı peşinde, bu alışılmadık bir durum değil. Zaten yıllardır bu ve benzeri olaylarla karşı karşıyayız.
Ama bugün olaylar öyle bir noktaya geldi ki, istismar öyle noktalara ulaştı ki papazlarla, hahamlarla, haçlı ile konu öyle ciddi bir yere getirildi ki, artık milletin sadece oyu çalınmıyor, imanı da çalınıyor.
İşin üzücü tarafı, insanlar neyi kaybettiğinin farkında değil. Hadislerde Peygamber Efendimiz, “imanları elbise çıkartılır gibi gidecek ama onlar fark etmeyecek” diyor.
Allah bizleri ve milletimizi bunlardan uzak eylesin, muhafaza etsin.
Selim Kotil
http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12002777/iki-ekol-arasindaki-farklar/selim-kotil