12 Eylül 2012 - 19:30

Allah’ın adıyla Bugünlerde Şiiler ve Şiilik üzerine yazıp konuşanlar, ciddi anlamda artış gösterdi. Sanki İslami kimliğin varsa Şiiliği ve Şii Müslümanları karalayacaksın gibi bir görevlendirmenin gereğini yerine getiriyorlar. Sözbirliğine varmışçasına bir tür karalama görevini yapıyorlar. Bu görevin dışında kalmamak için herkes sıraya girmişe benziyor. Şiiliğin ve Şii Müslümanların dürüstçe tartışılması ancak Şia’nın lehine sonuç verir. Tarih şahit ki Şia’nın ve Şii Müslümanların doğru tanınması ancak Şia’nın lehine sonuçlar vermiştir. Bunu çok iyi bilen tarihin zalimleri, Şia’nın doğru anlaşılmaması için çok büyük tuzaklar kurmuşlardır.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Maalesef ki, Şia’nın anlaşılmasını engelleyen oyunlar tüm zamanlarda etkisini göstermiştir. İçerisinde bulunduğumuz zamanda bu oyunların etkisi azalmaya başladığı da gözlenmektedir.

Şiilik ve Şii Müslümanlar hakkında yazan ve konuşanlar keşke ne yaptıklarının farkında olsalar. Evrensel istikbarın isteğine farkında olarak ya da olmayarak cevap vermiş olmasalar. Her şeye rağmen bu konuları tartışmaya açmanın doğuracağı olumlu sonuçlarda oluyor ve olacaktır. Birçokları karalama mücadelesi verirken birçok kimse de araştırmacı olarak belki de Şia’yı tanıma fırsatı bulmaktadır.

Tarihin zalimleri Şia’nın tanınmaması için Şiiliğin dürüstçe tartışılmasını sakıncalı görmüşlerdir. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki artık herkes bir tür bazı bilgilere ulaşabiliyor. Bunu engellemek mümkün olmadığı için peşin hükümler oluşturarak acaba anlaşılmanın önünü kesebilir miyiz diye düşünüp amel ediyorlar.

Gerçekten Şii olmayanlar açısından Şiiliği tartışmak, hele araştırmak çok büyük bir cesarettir. Bu tartışmaların ve araştırmaların doğurabileceği sonuçları tahmin edenler, Şia’nın bilinmesinden korkuyorlar. Hakikatle karşılaşmak insanların çoğu için göze alınacak bir durum değildir. Nice insanlar, tarihin tüm dönemlerinde hakikatin tesirinde kalmamak için ellerinden geleni yapmışlardır. Geleneksel kabulleri ortadan kaldıracak hakikatle tanışmak, temiz yürek ve cesaret ister.

Şiiliğin tartışılması hele araştırılmasının büyük cesaret olduğu konusunda bazı nedenleri burada sıralamaya çalışalım:

1- Araştırma ve gerçekçi tartışmalar her zaman Şia’nın lehinedir.  Sağlıklı bir kalbe sahip olan Müslüman araştırmacının Ehlibeyt’in önderliğine itirazı mümkün değildir. Cahiller her zaman Şia ve Şiilerin düşmanı olmuşlardır. Şia, okunup araştırıldıkça taraftar toplayacaktır. Aklı ve kalbi tatmin eden bir mektep, araştırarak inanç sahibi olmak isteyenlerin varacağı hak anlayıştır.

Ehlibeyt imamlarının sözlerini okumama noktasındaki Sünni dünyadaki direnmenin elbette ki korku ve endişeye dayalı nedenleri vardır. Teorik olarak belki hiç kimse Ehlibeyt imamlarının sözlerine karşı olmadıklarını söyleyecekler ama iş pratiğe geldiğinde imamların sözlerini hiç okumadıkları ortaya çıkacaktır. Belki nedenini kendilerinin de bilmediği bu okumama hali ısrarlı bir şekilde sürdürülmektedir. Her yorumu okumaya açık olan âlim ve aydınlar hatta Müslüman olmayanları okumakla iftihar ederler ama nasıl oluyorsa Ehlibeyt imamlarının sözlerini okuma fırsatı bulmadan bu dünyadan göçüyorlar.

Tarihin zalimleri yalnızca yaşadıkları dönemdeki insanları saptırmakla kalmamış gelecek nesillerin de sapması için gereken planlar yapmışlardır. Ehlibeyt imamlarını okumayan zavallı âlim ve aydınlar da, kurulmuş bu hain tuzaklara düşmelerine rağmen bunun farkında da değillerdir. Bu öyle bir saptırmadır ki, bu konuda sapmış bir kimseyi uyandırmak çok zordur. Diyelim ki bu konuda uyarılan bir kimse bile gerçekten neden Ehlibeyt’i okumuyoruz diyecek duruma gelemeyebilir.

Ehlibeyt imamlarının söz ve hayatlarının okunmaması, İslam’ın doğru anlaşılmaması için oluşturulmuş batıl bir gelenektir. Maalesef ki, bu tarihi ve şeytani planın kurbanları her zaman da varolmaktadır.  Şiilik ve Şiilerle ilgili yazan ve konuşan Müslümanlar bir an olsun bu konuların ne kadar yabancısı olduklarını düşünmeleri gerekir. Aslında tamamen yabancısı oldukları, bilmedikleri hakikatleri inkâr ediyorlar.

2- Peygamberler, insanları düşünmeye ve hâkim olan yaygın uygulamalara uymamaya davet etmiştir. Elbette ki doğru olan uygulamalar devam etmelidir. Ama yanlış geleneklerle mücadele edilmelidir. Ehlibeyt konusunda ilgisizliği ve bilgisizliği ne din ne de akıl emretmiştir.  Bilakis din ve akıl bizleri Ehlibeyt’e davet etmesine rağmen bu ilgisizliğin nedeni nedir? Bunun nedeni, Kuran-ı Kerim ve Resulü Ekrem’in emirlerine uymamaktır. Belki, işin bu şekilde olduğunu bilmeden bu derece pervasızca Şia’yı mahkûm etmeye çalışıyorlar.

Dünyanın dört bir yanında araştıran çok sayıda kişinin Şii olduğuna şahit oluyoruz. İnşallah yakın zamanda fevc fevc Ehlibeyt’e yönelişlere şahit olacağız. Belki Şia’yı mahkûm eden bu kişiler de araştırsalar Şii olabilirler diye korkuyorlar. Bir tanıdığım bana,  bazı tanıdıklarım Şii oldu, evlatlarım da araştırıyorlar onların da Şii olmasından korkuyorum demişti. Ona sana Şii olmamanın yolunu söyleyeyim dedim o kardeş heyecanlı bir şekilde söyle demişti. Dedim ki Şii olmamanın yolu aklı kullanmamak ve Şia’yı kaynaklarından okumamaktır. Aklını kullananlar ve okuyanlar Şii oluyor sen tedbir alarak eğer aklını kullanmaz ve okumazsan o zaman Şii olmaktan kendini kurtarmış olursun.

3- Şia’nın, insan ve tarih anlayışıyla karşılaşmak ve öğrenmek insanı sarsar. Kuran’ın, Peygamberin, aklın ve seçkin sahabelerin ilk kuşakla ilgili değerlendirmelerini okuyanın geleneksel anlayışı kendiliğinden çürür.

Geleneksel anlayışların kurbanı olanlar, hiçbir zaman Resul’ü Ekrem’in dönemini tarihten okuyup anlamaya tahammül edemezler. Evet, kendi tarih kaynaklarından okumaya tahammül edemezler. Ne Bedir Savaşını, ne Uhud’u, ne Huneyn’i, ne Hayber’i,  Sıffin’i vs. okuyup anlamaya çalışamazlar. Sen bir insan olarak, bir Müslüman olarak kahramanları seversin, ama Resul’ü Ekrem’i bırakıp kaçanları sevemezsin. Bundan dolayı Resul’ü Ekrem dönemindeki olayları bilmeyen bir kimse olarak kalmalısın. Okumak, araştırmak gerçekten cesaret ister.

4- Şia’nın temel inançlarını okumak temiz ve cesaretli yürek ister. Gazete köşelerinde Şia’ya karşı esip savuran okumamış zavallı yazarlar Allah için bir kere de okuyarak öğrenerek yazı yazın. Mesela hanginiz Şia’nın tevhit konusundaki inançlarını okudunuz? Bir, Şia’nın kaynak kitaplarından tevhid konusunu okuyun bir de Sünni kaynak kitaplardan. Mesela bir Usul-u Kâfiden bir de Kütüb-i Sitte’den okuyun. Okuyun bakalım Şia’ya artık dil uzatabilecek misiniz?

Kuran’ın akla önem vermesiyle iftihar ediyoruz. Açıp Usul-u Kâfi’nin birinci cildinin birinci bölümünde akılla ilgili hadisleri okuyalım. Kuran’la tam uyum halinde olduklarına kanaat getireceğiz. Acaba Kütüb-i Sitte’yi okusak aklın önemiyle ilgili kaç tane sahih hadis bulacağız? Bulamazsak zannetmeyelim ki Resul’ü Ekrem, Kuran’ın ısrarla üzerinde durduğu bu konu üzerinde hiç durmamış. Bu hakikatlerle yüzleşmek kolay değildir.

5- Değişimi göze almak herkesin yapabileceği bir davranış değildir. Çeşitli baskılar ve menfaatler değişimin önünde engeldirler. Birçok kişi bu baskı ve menfaatler yüzünden araştırmadan ve konuşmaktan korkarlar. Hatta bu konularda düşünmemek için çaba gösterirler. Sünni âlim ve aydınlar Ehlibeyt’e yönelirlerse âlimlikten aydınlıktan kendilerinde hiçbir eserin kalmayacağını biliyorlar. Bildiklerini bir tür sıfırlamış olacaklar. Allah’ın rızasını esas alabilseler hakikatin hatırı için kıymeti olmayan makamları kaldırıp atacaklardır. Allah, insanı nefsine karşı kıyam edecek özellikte yaratmıştır. Bir an cehalet, korku ve çıkarları bir tarafa atmaya cesaret etsinler.

6- Şia’yı karalamaya çalışan bazı Müslüman yazar ve konuşmacılar Ehlibeyt konusunda bir kez olsun Kuran’a ve Resulü Ekrem’e kulak vermezler.  Kulak verirseniz Ehlibeyt’i tanıyacak ve onların eliyle gelen dini anlayışa yabancı kalamayacaksınız. Cehaletinin kurbanı olmuş zavallılar, Peygamber mi sizleri Ehlibeyt’inden uzaklaştırmış? Bu Müslümanlar için Kuran’ı ve Resul’ü Ekrem’i Ehlibeyt konusunda esas almak çok zordur. Belki âlim ve aydınlar en çok bu konuda zorlanmaktadırlar. Herhalde bu âlim ve aydınlar Kuran’a ve Resul’ü Ekrem’e uydukları için Ehlibeyt’e karşı ilgisiz ve bilgisiz kalmadılar.

7- Şia aleyhine yazan ve konuşanlara bir teklif olarak şu söylenebilir. Allah için Kuran-ı Kerim’i anlamak adına Sünni müfessirlerden kimlerin tefsirini elinize alırsanız alın ve bir de mesela Allame Tabatabai’nin El Mizan tefsirini alarak aynı ayetlerin tefsirini mukayese ederek okuyun bakalım nasıl bir sonuçla karşılaşacaksınız? Biliyorum ki böyle bir yöntemi uygulayan Şia aleyhtarı yazar yoktur. Mukayeseli okuduğunuzda El Mizan’ın ayetin metniyle, manasıyla ve rivayetlerle ilgilendiği gibi yaptığı açıklamalar akla uygun olup tam bir tutarlılık içerisindedir. El Mizan’ı okuduktan sonra Sünni tefsircilerin ne ayetlerin metniyle, ne manasıyla ilgilendikleri ne de kendi ellerindeki rivayetlere uygun izahlar yapıldığının farkına varacaksınız. Akla uygun izahların ise olmadığına şahit olacaksınız. Hayretler içerisinde kalarak diyeceksiniz ki bizim tefsirciler de keşke Kuran’la ilgilenseydiler diye.

Bu sonuçlarla karşılaşmamak için bulduğunuz çözüm yolu okumamaktır. Okursanız sahip olduğunuz düşüncelerin çökeceğini düşünüyorsunuz. Ben diyorum ki cesaretli davranarak El Mizan tefsirini okuyunuz. Bırakınız aslında Kuran’la alakalı olmayan yorumlardan uzaklaşmış olun. Tekrar ediyorum El Mizan okumak cesaret ister. İnsanların çoğu yersiz yere hâlihazırdaki anlayışlarına karşı aşırı tutucu oluyorlar.

8- İmam Ali’yi tanıyan, okuyan ve anlamaya çalışan Sünni âlimlerin olmaması ilginç değil mi? İlmin kapısını anlamamak için bu derece hassas davranmanın mantığı nedir? Şia’yı mahkûm etmeye çalışan Sünni âlim ve aydınlar asla İmam Ali’yi, kendisinin dilinden tanımaya çalışmazlar. İmam’ın olaylara, şahıslara inançlar hakkında söylediklerini hiç mi hiç okumazlar. Okumadıkları gibi okumadıklarını bile bilmezler. Mesela İmam’ı, Nehc’ül – Belağa’dan hareketle tanımaya çalışmazlar. İmam’ı asla Ehlibeyt imamlarının dilinden tanımadıkları gibi böyle bir tanıma yolunu düşünmezler.

Onların tanıdığı Hz. Ali, aslında ilimle alakası olmayan az sayıda hadis rivayet etmenin dışında başka eseri olmayan sahabeden birisidir. Ondan daha fazla hadis rivayet edenler vardır. Bunlara göre hepsi bu kadardır. Bu kafalarla İmam Ali (as) hiç anlaşılır mı? Bu zavallılar, İmam’ı Şiilerden daha fazla sevdiklerini söylerken bu kafayla diyorlar. Bu kafaya göre Resul’ü Ekrem’in ilmin kapısı olarak İmam’ı tarif etmesinin ve bu kapıdan ilim şehrine girmeye davet etmesinin de hiçbir karşılığı yoktur.

İmam Ali (as)’ı, imamın dilinden tanımaya çalışmak temiz yürek ve cesaret ister. Çünkü İmam’ı İmam’ın dilinden tanımak insanın yanlış inançlarını yerle bir eder. Bunu göze alamayanlar, imamı tanımama yollarına sapıyorlar.

9- İmam Hüseyin’in mücadelesini kendisi ve evlatlarının dilinden anlayan ve anlatan bir tane Sünni âlim ve aydın kimseye rastlayamıyoruz. Yeri gelince onlar cennet gençlerinin efendileridir hadisini okuyan bu zevat asla İmam’ın mücadelesini kendi dilinden anlamıyor ve anlatmıyorlar. Bunlar için aslında cennet gençlerinin efendilerinin Hasan ve Hüseyin olmasının da bir karşılığı yoktur. İmam Hüseyin’in kıyamını kendi ve evlatları İmam’ların dilinden okuyup anlamamış kimselerin başkalarını mahkûm etmeleri insani bir davranış değildir. Dünyanın garipliğine bakın ki İmam Hüseyin’in kıyamıyla ilgili bir program dahi yapmayanlar İmam’ın kıyamını kendi dilinden anlatan Şiileri eleştiriyorlar. Bu zavallılar acaba hiç akletmeyecekler mi?

İkide bir TV kanallarında ya da gazete köşelerinde Hz. Hüseyin Yezid’e karşı kıyam etmedi mi diye soranlar önce Hz. Hüseyin’i ve mücadelesinin mantığını kavrasınlar. Şii’leri mahkûm edenler hakka gönüllerini açıp Hz. Hüseyin’i anlamaya cesaret etsinler.

10- Şiileri mahkûm edenlerin ortak yanları, gerekçesiz olmaktır. Temelsiz bir iddiayı ortaya atar ama gerekçe söylemez. Mesela, zulme rıza göstermekle Şia’yı mahkûm edenler, sizler tarihin tüm zamanlarında zalimlerinden yana tavır aldınız ama haberiniz yok ya da öyle gözüküyorsunuz. Zamanımızdaki zulümlere kimlerin sessiz kaldığına gelelim. Bu hafta, intihar saldırılarında ölenlerin sayısı iki yüz kişidir.

Şiileri mahkûm eden yazar ve konuşmacılar. İntihar saldırılarını düzenleyen saldırganların hiçbiri Şii değildir. Belki de bunu bile net bilmiyorsunuz, bilmiyorsanız öğrenin evet hiçbir intihar saldırganı Şii değil. Bunun neden böyle olduğunu anlamak gerekir. İntihar saldırılarından zarar görenlerin çoğu da Şiilerdir. Saldırganlar hiçbir zaman inançlarıyla ifade edilmiyor. Yalnızca bu saldırılarda ölenlerin Şii olduğu ifade ediliyor. Bu durumlar karşısında nasıl oluyor ki sıkılmadan neden Şiiler zulme karşı olmuyorlar deniliyor? Bu yaklaşım, suçlar