18 Ekim 2012 - 20:30

Allah’ın Adıyla Son sıralarda Suriye meselesi bahane edilerek Ayetullah Hamanei’nin şahsında İslam İnkılabının temel ilkelerinden “velayet-i fakih”, yani fakihin hükümeti ilkesine yönelik saldırılar artmış görülüyor. Ayrı bir ifadeyle bu ilkenin mana ve tarihsel gelişimi bahane edilerek şu dönemde “velayet-I fakih” makamında bulunan İmam Hamanei karalanmak istenmektedir. Güneşin balçıkla sıvanamayacağı ortadayken bu sahada kalem oynatanlara, insafsızca saldırılarda bulunanlara istemeyerek de olsa cevap vermeyi, dostlarımızı mümkün olduğunca aydınlatmayı vazife olarak addediyorum. İstemeyerek diyorum, çünkü incelemeye alacağımız kişi gerçekten de eskiden beri görüşlerine ve kişiliğine saygı duyduğum Selahattin Eş beydir.

Selahattin Eş, son sıralardaki yazılarında akla gelebilecek  her bahaneyi kullanarak Ayetullah Hamanei hakkında ustaca görüşler serdetmekte ve muhataplarını olumsuz olarak yönlendirmektedir. Usta kalemiyle nereye vuracağını çok iyi bilen biridir. Jurnalist  meslektaşları gibi  İran yönetiminin belli  konularda  hata yaptığı, Suriye rejimini hangi mezhebi saiklerle desteklediği vb doğrudan  bahaneler  ileri sürme inadına takılıp kalmak yerine muhataplarını  hakkın asıl temsilcisini gerçekleri  tersyüz ederek karalama  kurnazlığına başvurmaktadır. İran’ı ve İran’daki nizamı uzun yıllar yakından takip etmiş biri olarak kimi, nasıl ve hangi argümanlarla karalayacağını çok iyi  bildiği için de kendisini tebrik etmek gerekir.

Çünkü biri çıkıp  İslam Cumhuriyetinin  söz gelimi yanlış uygulamalarını eleştirmeye kalksa başka biri de çıkıp karşı görüş belirtebilir. Ama İnkılabın ilkeleri ve  lideri karalandıktan sonra ve atılan balçık tuttuğu takdirde artık kimse  ayrıntıyla ilgilenmez ve lideri, ilkesi bu olan hareket ve devletin öteki uygulama ve siyasetlerine de baştan karşı olur. Veya İran’ın mezhepçilik yaptığı propaganda akımına katkıda bulunmak isterken İran’da uzun yıllar yaşamış ve durumu  yakından  görmüş biri olarak bunu doğrudan gündeme getirdiğinde vebal altında kalacağını bildiği için falanca gazetede  “Suriye hükümetine Alevi” denildi vb dolaylı, muhatabının kafasını karıştırıcı ve daha etkili yöntemleri seçmeyi tercih etmektedir.

Yazılarını takip edenler ve kendisiyle yakından tanışanlar bilirler ki,  Selahattin Eş bunu yeni yapmıyor, yani Ayetullah Hamanei’yi karalama, gözden düşürme faaliyetleri  Suriye meselesiyle ortaya çıkmış bir durum değildir ve Suriye meselesi bittikten sonra başka  bahanelerle de süreceğe benzemektedir. Peki bu muhalefet ve karalama düşüncesi niçin ve  nereden kaynaklanmaktadır?

O’nun  Ayetullah Hamanei’ye muhalefeti Seyyid Mehdi Haşimi ile tanıştığı ve Mehdi Haşimi’nin İmam Humeyni tarafından görevinden azledilerek Tahran’dan uzaklaştırıldığı dönemde  başka şehirlerde düzenlediği toplantılara katıldığı seksenli yıllara kadar uzanır.

Konunun daha iyi anlaşılması ve  S.Mehdi Haşimi’yi tanımayanlara yardımcı olmak amaciyle kısa bir açıklamada bulunmamız gerekir.

Bilindiği üzere S.Mehdi Haşimi İnkılabın zaferinden hemen sonra tesis edilen Dünya Kurtuluş Hareketleri  adlı kurumun başında bulunuyordu ve dünyanın çeşitli ülkeleri ve bölgelerinde kurtuluş mücadelesi veren veya bu gibi hareketlere aday kişi ve teşkilatlarla irtibat kurmak ve onları desteklemekle sorumluydu. Müslüman olsun veya olmasın dünya mustazaflarının temsilcileriyle yakın ilişkiler kurma gibi önemli bir kurumun sorumluluğunu üstlenmişken kendi başına buyruk davranışlarından dolayı İmam Humeyni tarafından  bu görevden alınmış ve Isfahan şehrine sürgüne gönderilmişti. İmam tarafından verilen bu kararı bir türlü içine sindiremeyen  Seyyid Mehdi Haşimi,  İmam’a karşı doğrudan karşı duramadığı için azledilmesini Ayetullah Hamanei, Ahmed Humeyni  ve Rafsancani gibi İmam’a yakın şahsiyetlerin ortak bir oyunu olarak görüyor ve  hepsinden daha çok cumhurbaşkanı makamında bulunan Ayetullah Hamanei’yi kendisi hakkındaki karardan sorumlu görüyordu. Bunun için de kendi çevresine durmadan  Ayetullah Hamanei’yi karalayıp duruyordu. Bu kin ve düşmanlığın arkasında yatan başka bir sebep de Ayetullah Muntazeri’nin, İmam’ın muhalefetine rağmen  Uzmanlar Meclisi tarafından rehberlik vekilliğine seçilmesine rağmen Ayetullah Hamanei’nin İmam tarafından bu makama daha layık olduğuna dair yayılan sözlerden duyulan kaygı idi.

Tahran’dan uzaklaştırıldıktan sonra hiç bir görev verilmeyen S.Mehdi Haşimi, Isfahan’da ikamet etmesi gerekirken  Ayetullah Muntazeri’nin  damadı büyük kardeşi S.Hadi Haşimi’ni yardımıyla Kum şehrine giderek Ayetullah Muntazari’nin  bürosuna yerleşmiş ve Dünya Kurtuluş Hareketleri mensupları ve liderleriyle olan eski ilişkilerini yeniden kurmuş ve bulunduğu makamın avantajlarından ve Ayetullah Muntazeri’nin saflığından  da yararlanarak gizli toplantılar düzenlemeye başlamıştı.

İslam İnkılabından önce ve sonra irtikap ettiği katllerden ve İslam düzenine karşı faaliyetlerinden dolayı 1986 yılında yargılandıktan sonra idam edilen S.Mehdi Haşimi, televizyondan yayınlanan itiraflarında suçlarını,  İslam Cumhuriyeti makamlarına ve bu cümleden olarak Ayetullah Hamanei aleyhindeki  menfi propagandalarını  itiraf etmesine rağmen izleyicileri ve dostları benzeri  karalama propagandalarını onun idamından sonra da sürdürdüler ve maalesef hala da sürdürmekteler.

Konumuzu yakından ilgilendirdiği için değindiğimiz S.Mehdi Haşimi ve dostlarına göre; Ayetullah Muntazeri’nin vekalet makamından azledilmesi de  hala kin duydukları Ayetullah Hamanei ve öteki üst düzey yetkililerin İmam’a yanlış istihbarat ve bilgi vermesi sonucu gerçekleşmiştir. Bu görüşün kendisi bile seksen yaşında inkılap yapmış ve sekiz yıl boyunca  dünya müstekbirlerine karşı amansız bir savaşa komutanlık yapmış  İmam Humeyni gibi bir şahsiyete de hakarettir. Halbuki İmam(ra) vasiyetnamesinde  Ayetullah Muntazeri’nin o makama seçilmesine başından beri karşı olduğunu açıkça kaydetmiştir. Ayetullah Hamanei’nin rehberlik makamına seçilmesi ise Uzmanlar Meclisine üye  seksen kadar adil, müçtehid ve hükümetten bağımsız  alimin yüzde sekseninin oyuyla gerçekleşmiştir ve kendisi bu makama aday gösterildiğinde kürsüye geçip ağlamış ve bu ağır sorumluluktan muaf tutulmasını istemesine rağmen  bu makama seçilmiştir.

Velayet-I fakih ilkesi şimdi olduğu gibi gelecekte de İslam dünyasının ve dünya halklarının gündemini işgal edecektir.  Özellikle genç neslin bu konuda işin ehli kalem ve söz erbabından  konuyu derinlemesine öğrenmesi, incelemesi beklenir. Muhaliflerce yayılan söylentilerin, ve Şia intizara inandığı için genel olarak Velayet-I fakih hükümetine karşıdır  iddialarının, yalanlarının aksine velayet-i fakih  konusu daha yeni yeni tekamül etmektedir ve Şia nezdinde beklenen cihanşümul adalet hükümetine bir  hazırlık ve olmazsa olmaz bir başlangıçtır. Şia İmam Mehdi’yi(a.f) beklemeyi, intizarı büyük bir ibadet olarak görmekle birlikte tembel tembel oturup beklemek yerine intizarın gereklerini yerine getirmek zorunda görür kendini. Ve işte velayet-I fakih  hükümeti o büyük cihanşümul inkılabın ve kurulacak adalet devletinin habercisidir, öyleyse korunması ve mümkün olan her yerde yaşatılması gerekir.

Y. ZİYA T.YILMAZ