27 Ekim 2012 - 12:50

İranlı bilim adamlarının Türk toplumu üzerinde yaptığı çalışmalarda da buna benzer verilere ulaşılmıştı.

Bismihi Subhanehu!

Sayın Başbakan, kronik bir “Obamazite” hastası. Bilindiği üzere Oba(ma)zite hastalığı; başta vehhabi körfez ülkeleri olmak üzere, Türkiye, Afganistan, Pakistan, Mısır ve Libya gibi Ortadoğu ülkelerinde çok yaygın ve de etkili olan bir hastalık..

Hastalık nedeniyle saydığımız ülkelerde her yıl , "insan hakları”, “eşitlik, “özgürlük”, adalet”, hakkaniyet”, “nesafet” gibi birçok evrensel kavram ve moral değerlerle birlikte; yer altı kaynakları ile yerüstü zenginlikleri gibi maddi değerler de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelmektedir. Hastalığın, selefi/vehhabi taşıyıcılar marifetiyle Suriye’ye de ulaşmasından korkuluyor. Tıp otoriteleri, Suriye’de bir an önce karantina önlemleri alınması gerektiğini, aksi taktirde hastalığın bu ülkeyi de esir alacağını ifade ediyorlar.

Peki Ortadoğu ülkelerini kasıp kavuran Oba(ma)zite hastalığı nedir?

Bu hastalığa yol açan mikroplar beyin merkezindeki egemenlik ve kendine yeterlik bölgesine nüfuz ederek o bölgeyi felç etmekte, hastayı bilinçsiz bir köle haline getirmektedir. Hasta, en asli ihtiyaçlarını dahi tek başına karşılamaktan uzaktır. Gözlerde görme kaybı veya azalması (basiretsizlik), yönetim melekelerinde gerileme (liyakatsizlik ve ehliyetsizlik), vizyon ve misyon eksikliği, komşulara karşı aşırı saldırganlık eğilimi (sıfır komşu), atlantik ötesine karşı aşırı özlem, mezhepçi ve de meşrepçi kudurganlık, kendi evindeki yangını görmeyip; bölgeye nizam verme çabası, eski Osmanlı kabadayılarına öykünme, kibir sendromu hastalığın belirtileri arasındadır. Hasta, yönetimindekilere karşı şah; dış tehlikelere karşı piyon mesabesindedir. Yer altı kaynakları ile yerüstü zenginliklerini, toplu ulaşım hizmetlerini, telekomünikasyon ağını ve de büyük ölçekli sanayi kuruluşlarını özelleştirme adı altında ve de komisyon karşılığında batılı kartellere ve tröstlere kullandırmaktadır. Hasta, batılı sermaye sahipleri ile şer aktörlerin vesayeti altındadır.

Tam da burada Orhan Kemalin, “Bekçi Murtaza”sı akla gelmektedir. “Gördüm ben kurs. Aldım çok sıkı terbiye büyüklerimden. Hem de takdirname. Vazife bir sırasında sakınmam gözümü budaktan. Görmez gözüm evladımı. Demem ciğerparem. Aslanıyım vazifemin.”

Orhan Kemal, ölümsüz karakteri Murtaza ile edebiyatımıza asla silinemeyecek biçimde damgasını vurmuştur. Otorite ile doğru kavramı arasında sıkışıp kalan, doğruculuğundan ödün vermemek için daha çözümsüz durumlara düşen, bu arada gittikçe insanı anlamaktan uzaklaşıp, salt ilkelerini savunan bireyin başına gelenlerin acıklı bir güldürüsüdür.

'Dışarıdan bakınca insanı güldüren bir tiptir, Bekçi Murtaza. Tutkuları onu bir an bile rahat bırakmaz. Sürekli bir kavganın içindedir. Çevresindeki insanlarla, bazı bazı bütün insanlarla, ailesiyle, yakınlarıyla, hatta kendisiyle bile boyuna çekişir; kavga eder; inandığı doğrulan kabul ettirmeye ve hemen uygulatmaya savaşır. Çevresiyle bu yüzden zıt düştüğünü görmez mi? Görür, ama aldırmaz. Dediklerinin yüzde yüz doğru olduğuna öylesine inanmıştır ki, ölüm gelse onu yolundan alıkoyamaz.

Sayın Başbakan da Amerika’nın “Bekçi Murtaza”sıdır. Bütün dünyaya savaş ilân etmiş bir Don Kişot'tur o. Amerika’nın ona empoze ettiği kalıpları kör değneğini beller gibi bellemiştir.

"Gürdüm ben kurs. Aldım Sam Amcadan sıkı terbiye ve diziplin. Hem de siyonist örgütlerden takdirname. Vazife bir sırasında sakınmam güzümü budaktan. Gürmez güzüm evladımı. Demem ciğerparem. Aslanıyım vazifemin. Ey AKP muhalifleri! Gürseydiniz kurs. Alsaydınız Ubamadan çok sıkı diziplin ve terbiye. Desteklemezdiniz Esadı. Kunuşmazdınız büle cayıl cayıl be yav!"

Peki bu hastalığı yenebilmiş toplum var mıdır?

Bugüne kadar Ortadoğu’da bu hastalığı yenebilmiş tek toplum İran toplumudur. Bununla birlikte Latin Amerika’da Küba ve benzeri üç-beş toplum bu hastalığın girdabından çıkabilmiştir. İranlı ünlü bir beyin cerrahı (İmam Humeyni-RA), 15 Hordad olayları sırasında, Hüseyni etkili bir panzehirin hastalığı gerilettiğini ve durdurduğunu ancak tamamen iyileştirmediğini müşahade etti. Bunun sebepleri üzerine araştırma yapmağa koyuldu. Ünlü cerrah, uzun soluklu çalışmaları neticesinde şu sonuçlara ulaştı. Hastanın beynine kan pompalayan ana arterlerin belirli bölgelerinde tıkanıklık oluşmuştu. Bu tıkanıklığa; milliyetçilik, ahbarilik, liberalizm ve de benzeri öğretilerin salgıladığı mikroplar sebebiyet vermekteydi. Hastaya damarlardan enjekte edilen Hüseyni etkili panzehir bu bölgelerde bloke ediliyor ve beynin hastalıklı bölgesine ulaşamıyordu.

Bu tesbitlerden sonra, tıkanık bölgelere müdahale etmeye karar verdi. Yıl 1979’du. Hastaya operasyon düzenledi. Tıkanık bölge neşterle ortadan kaldırıldı ve Hüseyni etkili panzehir hastalıklı bölgeye püskürtüldü. Sonuç mükemmeldi. Hasta kısa sürede bilincine kavuşmuş, birkaç gün içinde de sağlığına kavuşmuştu.

Ünlü beyin cerrahı, diğer Ortadoğu toplumlarının da şifa bulup ayağa kalkması için harekete geçti; ancak ömrü buna kifayet etmedi. Onun başlattığı çalışmaları baş asistanı ve de ünlü talebesi Seyyid Ali Hamaney devam ettirmekte kararlıydı. Ne var ki tüm gayretli ve iyi niyetli çabalarına karşın, İran toplumunu ayağa kaldıran ilaç, Sünni toplumlarda bireysel ve lokal anlamda başarılı sonuçlar vermesine karşın, kitlesel anlamda iyileşme sağlamıyordu.

O da bunun nedenleri hususunda uzun soluklu bir araştırmağa koyuldu. Sonuçta şöyle bir tablo ile karşı karşıya kalınmıştı. Aynen İran toplumundaki gibi, Arap toplumlarında beyni besleyen ana arterlerde tıkalı bölgelere rastlanmıştı. Bu tıkanıklığa, İbni Teymiye, İbni Kayyım el cezvi, İbni Kesir, Yusuf el Kardavi ve benzeri saray ulemasının eserlerinin yaydığı mikroplar sebebiyet veriyordu. Bu mikroplar CIA laboratuarlarında üretiliyor, çalışmalar Körfez ülkelerince finanse ediliyor, vehhabi ve selefi taşıyıcılar marifetiyle Arap toplumlarına bulaştırılıyordu.

İranlı bilim adamlarının Türk toplumu üzerinde yaptığı çalışmalarda da buna benzer verilere ulaşılmıştı. Beynini şeytana satmış Dr. Faust karakterindeki sözde bilim adamları, CİA laboratuarlarında iki büyük mikrop üretmişti. Bunlardan birincisi “diyalogculuk “mikrobuydu; diğeri ise “abdestli kapitalizm” mikrobuydu. Diyalog mikrobu, Fethullah Hoca ve eğitim gönüllülerince; abdetli kapitalizm ise AKP kadrosunca Türk toplumuna bulaştırılmıştı. Sonuç, ABD ve İsrailliler açısından mükemmeldi. Türk toplumuna bulaşan bu iki mikrop türü, daha önceden toplumun bünyesine musallat olmuş; sekülerizm, militarizm, oligarşizm, şövenizm, meşrebizm, mezhebizm.. gibi mikroplarla anında etkileşime girip beyni besleyen ana damarlarda çok kuvvetli direnç noktaları oluşturmuştu.

İranlı bilim adamları, bu blokajlı bölgeye her neşter attıklarında, tıkalı bölge yeniden onarılıyordu. Yapılan çalışmalar, Sünni ve Şii toplumlar arasındaki doku uyuşmazlığının bu duruma sebebiyet verdiğini ortaya koyuyordu.

Şimdilerde Direniş cephesine bağlı bilim adamları, ümmetin direncini kıran Obamazite hastalığını yok edecek nihai formüller üzerinde çalışmalarını devam ettirirken; ruhunu şeytana satmış Faust cephesi ise, hastalığın tüm Ortadoğu toplumlarını teslim almasını sağlayacak formüller üzerinde çalışıyorlar.

Talip XEYLANİ / Taha Haber