26 Ekim 2012 - 20:30

Allah’ın adıyla Müslüman alemi gönderdiği hacı elçileriyle topyekün Arafat’ta Hak’ka bir olup el açtığında maalesef Türkiye büyük bir gaflet içinde bayramını kutladı. Her zamanki gibi kendi alemimizde kendi cahilliğimizin içinde henüz bayram olmadan bayramı kutlama telaşı içindeydik. Hatta çoğumuz henüz Arafattan inilmemesine rağmen kurbanını kesmişti bile.

Peki bu büyük cahilliğin ortaya çıkmasına neden olan en büyük etken neydi? Halkın bilinçsizliği ve ilgisizliği mi, yoksa Türk halkını bilinçlendirmek için devletten maaş alan Diyanet İşleri Kurumu muydu? Müslüman alemi henüz Arafatta vakfe yaparken, Türkiye haccın merkezinden ve bütün dünya Müslümanlarından ayrı düştüğünü birkez daha ispatladı ve kendine özel bir bayram günü seçip kutladı bile. Hatırlarsanız birkaç yıl önce Türkiye’de “neden Ramazan’ı hep kışın belirli bir ayda tutmuyoruz” sorusu tartışılmıştı medyada. Türkiye cahillikte sınır tanımıyor tamam da Diyanet gibi bir kurumun da günün birinde “ARAFAT VAKFESİ” hususunda cahilliğe bu kadar sert saplanması çok trajik oldu. Siyasette Müslüman ülkelerin hep karşısında olan ve Avrupa ittifakları ile İslam vahdetine balta sallayan Türkiye, Müslümanların birlik ve beraberliğinin simgesi olan Hacc ibadetinde de aynı tutumunu sergileyerek, birkez daha cehaletin bayrağını en ön saflarda çektiğini bütün dünyaya ispatladı.

Aslında ona bu cehaletinde arkadaşlık yapan bir ülke daha varki, Amerika’nın bölgede 2. Ilımlı (cahil) Müslüman Ülke yapma çabasına bütün gayretiyle destek çıkıyor. Elbetteki bahsettiğim ülke, aynen bizdeki Diyanet İşleri Başkanlığının cehaletine paralel hatta seyreden Ezher alimleriyle şöhret yapmış Mısır Arap Cumhuriyeti. Mısır, Müslüman dünyasını Amerikan emperyalizmine itaatkar ve Amerikan emellerine zır cahil yetiştirmek için seçilen 2. pilot ülke. Müslümanları Amerikan sömürüsüne ve İsrail işgaline karşı zararsız ve tepkisiz hale getirmek için onları önce ehilleştirmek gerektiğini onlarca yıl önceden keşfeden Amerika ve İsrail, hata yapmamak için önce İslamın kendisini ehilleştirmek (ılımlaştırmak/cahilleştirmek) hedefine odaklandılar. Geçmişinden ve kültüründen bilinçli bir şekilde koparılan Türkiye 1. Dünya savaşından sonra genleriyle oynandığı için, bu seneryo için biçilmiş kaftan bir adaydı. Arapları Türkiye üzerinden ehilleştiremeyeceklerini çok iyi bilen bu şeytan ülkeler, Arapları da kendi içlerinde yıkmanın en sağlam yolunun önce işe Sünni bölgelerden başlanılması gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Çünkü Sünniler kendi içlerinde daha kopuk, daha zayıf, birbirlerine daha düşman, dinlerine daha seküler, dünyalarına daha bağımlı, zihinleri daha köleleşmiş durumdalardı zaten. Yani sömürülmeye genetik olarak daha müsaitlerdi. Bu köklü değişimi bir de Müslüman Kardeşler gibi “Çözüm İslam” söyleminden “Çözüm Demokraside” söylemine koşar adımlarla kayarak Hasan el-Benna’nın ve Seyyid Kutub’un şehit edilme mihverinden çıkarak tamamiyle Batılılaşmış bir sistem için çaba sarfeden ekol ile başarabileceklerini biliyorlardı…ve başarıyorlar da..

Bayramdan önce Kardavi, hacılardan Mekke’de İran ve Hizbullah aleyhine dua etmelerini isteyerek, Türkiye’nin Hacc vahdetine vurduğu bir darbeyi, Hacc barışına ve selametine ve birliğine ters düşen fetvasıyla bir de o vurmuş oldu.

Sünni-Şii kavgasının Hacc’da dahi ortaya çıkmasını isteyen bu satılmış zihniyetlerden Sünni dünyasının arınması 1000 yıl bile geçse genetik yapısı itibari ile asla mümkün olmayan bir gerçek. İşte bu gerçekleri bilmek bizi asıl derinden üzen bir husustur.

Bir yanda bu saçmalıklar varken, diğer yanda hayata tutunmamız için bir müjde …adeta bir lütuf olan bazı lidelerin de açıklamaları varki; Kuran’ı, tarihi ve İslamiyet’i bu kadar derin ve anlamlı okumanın temelinde yatan sırrın aslında Ehli Beyt olduğunu bir kez daha bize ispatlıyorlar. Çünkü bu açıklamaları ve bu yorumları ancak ve ancak birebir Peygamber eğitiminden geçmiş Hz. Ali’nin ve Ehli Beytin yolundan hiç uzaklaşmadan gidenlerin yapabildiğini yıllardır yaptığım gözlerimle şahsım adıma görebiliyorum. İran İslam Devrimi Muhafızları’nın ilk komutanı Cevad Mansuri’nin geçtiğimiz hafta yayınlanan söyleşisindeki tespiti tüylerimi diken diken etmişti. Ben hiç Uhud’u böyle okumamıştım..böyle okutmadılar bize..En ağır dini eğitimleri, tefsiri, hadisi öğrettiler bize büyüdüğüm Arap ülkesinde, ama Ehli Beyt’in Kuran’ı yorumlaması gibi kimse yorumlamadı bize Kuran’ı ve hayatın anlamını. Mansuri, içinde bulunduğumuz durumun Uhud Savaşı’ndaki durumla örtüştürmekte olduğunu ve Müslümanların dünya arzusuna kapılarak siperlerini terkettiklerini ve birbirlerini kıymaya başladıklarını söylemişti. Ne kadar da doğru bir tespit! Uhud ancak bu kadar güncel bir gözle okunabilir!! Kuran’ın her bir ayeti ancak bu kadar mucizevi bir şekilde günümüzde de önemini koruyarak yorumlanır! Türkiye ve Mısır ve diğer Sünni dünyası dünya arzusuna kapılarak siperlerini terkettiler ve Amerika karşısında bütün Müslümanlar için hayat mücadelesi veren İran ve Hizbullah’ı bitirmek için bütün güçlerini seferber ettiler ve Peygamber öğretilerine karşı geldiler. Yenildiklerini henüz bilmiyorlar. Henüz ganimet elde etmek için büyük bir ihtirasla ve coşkuyla koşturup duruyorlar meydanda. Ama görmüyolar ki, düşman/kafir ordusu dağın arkasından dönüp onları gafil avlayacak…çok gafil avlayacak!

Peygamberden Allah şöyle dua etmesini istemişti: “Bana katından/indinden (herşeyi anlamamı ve görmemi sağlayan) bilinç ve güç ver”: İsra Suresi/80

Allah’ın Kuran’da bize öğretmeye çalıştığı değişmez bir kanun daha vardır ki bana göre yukarıdaki melekeye ve ferasete sahip olmak için önce bunu gerçekleştirmek gerekmektedir. Allah Ankebut suresi 69. ayetinde şöyle der: “Bizim uğrumuzda çaba sarfedenleri biz elbetteki kendi yolumuza ulaştıracağız”. Herşeyi görmeyi sağlayan o bilinç-sultan-idrak öyle herkese zahmetsiz bir şekilde nasip olmayacaktır, sadece O’nun yolunda çaba sarfeden ve canını ve malını O’nun yoluna seferber edenlere nasip olacaktır.

İran da biliyordu Körfez ülkeleri gibi petrol zengini bir ülke olmayı, refah içinde yüzmeyi, sıkıntısız ve savaşsız ve tehdit altında olmadan ambargosuz bir hayat yaşamayı…Bunlar kulağa çok hoş geliyor..çok yumuşak bir hayat Amerika’nın sunmak istediği hayat, şeytanın bize süsleyerek sunduğu hayat. Ama İran da biliyor, bütün bilinçli Müslümanlar da bilmesi gerekiyor ki, bu dünya sadece oyun ve eğlence dünyası, geçici güzellikler bunlar, aldatıcı bir illizyon. Sonu hüsran..sonu cehennem..sonu Peygamber’in cennetteki evine komşuluğa çıkmıyor…Peygambere peygamberlik geldiğinden sonra hayatı hep mücadele ile geçti, açlıkla ve imtihanla geçti…O bir Peygamber iken rahat yaşamadı…ona komşu olmak isteyenler de rahat yaşamamaya hazırlıklı olmalılar…Bu yol çok çetin..çok zor..Ama sonu Hakk’a çıkıyorsa değmez mi bütün bu çileye?!

Kısacası, Türkçe tabiri ile söylenebilir ki, Sünni alimleri yine sınıfta kaldı….Yine vahdet çizgisinden çıktı...Yine emperyalizmin çıkarına çalıştı…Hem dünyalarını hem de ahiretlerini tehlikeye atıp..bu illizyonun bir parçası olmaya razı oldular..

BETÜL HANZALA

KAYNAKLAR:

http://www.alalam-news.com/news/1352364

http://www.alalam-news.com/news/1349534

http://www.alalam-news.com/news/1349334

http://www.alalam-news.com/news/1342204

http://www.trthaber.com/haber/dunya/islam-dunyasi-3-farkli-gunde-kutlayacak-60732.html

http://www.rasthaber.com/74131_islam-inkilbi-muhafizlari-ordusunun-ilk-komutaninin-dilinden-bugune-dek-anlatilmayan-gercekler.html