8 Ocak 2013 - 11:40

Diyorlar ki: Kur’an-ı Kerim, Halifeler ve sahabeler hakkında şöyle demiştir: “Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır.” Ama siz Şiiler halifelere ve sahabelere sövmektesiniz!! Ebu Bekir’in torunu!! olan İmam Cafer Sadık bundan iftihar etmiştir. Ali, kendi çocuklarının adını Ebu Bekir, Ömer ve Osman koymuştur.

Görüldüğü gibi bu şüphede üç noktaya değinilmiştir:

1. Şüpheyi tasarlayan ilk konuda “Tövbe” suresinin 100. Ayetine işaret etmektedir. Ayet şöyle buyurmaktadır:

{وَ السَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهاجِرِينَ وَ الْأَنْصارِ وَ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَ رَضُوا عَنْهُ}

“(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. (Tövbe, 100)”

Öncelikle: Ayeti şerife, tüm sahabeleri kapsamamaktadır. Hz. Peygamberin (s.a.a) yüz binin üzerinde sahabesi vardı. Bu ayet sadece muhacir ve ensar’dan öne geçenlerden bahsetmektedir, yani ilk iman edenler ve güzellikle onlara tabi olanlar.

İkinci olarak: Bu tür hoşnut ve razı olmalar, kişinin ömrünün sonuna kadar bu hal üzere baki kalması şartına bağlıdır. Eğer ömrünün sonunda farklı bir yaşantıya bürünürse, onun için bir çare olmaz. Sahabelerin konumları Kur’an’ın hakkında buyurduklarından daha üstün değildir:

{وَ اتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ الَّذِي آتَيْناهُ آياتِنا فَانْسَلَخَ مِنْها فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطانُ فَكانَ مِنَ الْغاوِينَ}

“Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat. (A’raf, 175)”

(Kendisine ayet verilen) bu kişi her ne olursa olsun insanlık olarak en yüce makama çıkmıştı, ancak ömrünün sonlarında yoldan çıkmış ve delalete düşmüştü.

Buhari, sahihinde “El-A’mal’u Bi’l Havatim” adlı babında bazı hadislere işaret etmektedir ki çok defalar yaşamlarının başlarında cennetlik olan bazı kişilerin ömürlerinin sonlarında yoldan çıkıp sapıttıklarını ortaya koymaktadır.[1] Dolayısıyla ilk günlerde sırf kuru bir razılık gösterildi diye, onların ömürlerinin tamamında kurtuluş ehli olduklarına delil teşkil etmez. Bilakis ömürlerinin tamamına ait belge ve dosyaları inceledikten sonra onlar hakkında hakemlik yapılabilir.

Başka bir ifadeyle, bu tür razılık göstergeleri onların ayetin indiği sıradaki iyiliklerini ifade etmektedir, ancak bu, son bir değerlendirmeye bağlıdır. O da bu halde kalmalarını gerekli kılmaktadır. Ve eğer onlardan bazılarının yoldan çıktıklarına dair sağlam kanıtlar elde edilirse bu ayetle çelişmemelidir. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim, Peygamber efendimizin yaranlarını övüp şöyle buyurmuş:

{مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ وَ الَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَماءُ بَيْنَهُمْ...}

“Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. (Fetih, 29)”

Daha sonra ise şöyle buyurmaktadır:

{وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَ عَمِلُوا الصَّالِحاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَ أَجْراً عَظِيماً}

“Allah onlardan (sahabelerden) inanıp iyi işler yapanlara (hepsine değil) mağfiret ve büyük mükâfat vaat etmiştir. (Fetih, 29)” 

Ayette geçen “Minhum” (منهم) sözcüğünün min harfi, tebyiz (bazı) içindir. Yani hepsi bağış ve mağfirete müstahak değildir.

Eğer gerçekten tüm sahabeler, size göre temiz ve cennetliklerse, öyleyse neden sahihi Buhari onlardan büyük bir kısmının mürtetliklerinden haber vermektedir?! Burada bunlardan ikisine değinilecektir:

1. Buhari ve Müslim şöyle yazmaktadırlar:

إنَّ رَسولَ الله[ص] قالَ: يَرِدُ عَليَّ يَومَ القِيامةِ رَهْطٌ مِنْ أَصحابِي فَيُجْلَوْنَ عَنِ الْحَوضِ فأقولُ: يا ربِّ أصحابي، فَيَقولُ: إنّه لا عِلمَ لکَ بِما أَحْدَثُوا بَعدَک، إنَّهُم ارْتدُّوا علی أدْبارِهم القَهْقريِّ وَ في روايةٍ فيحلّؤون. أخرجه البخاري و مسلم

“Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: Kıyamet günü bir grup ashabım benim yanıma gelecek, ancak onları havuza doğru sürükleyeceklerdir. Sonra ben şöyle diyeceğim: Ey rabbim! Bunlar benim ashabımdır. Sonra şöyle bir nida gelecektir: Bunların senden sonra nasıl bidatler çıkardıklarını sen bilmiyorsun. Onlar mürtet oldular ve eski (cahiliyet) hallerine döndüler. Bu rivayeti Buhari ve Müslim kendi sahihlerinde getirmişlerdir.”[2]

2. Buhari kendi sahihinde şöyle nakletmektedir: “Hz. Peygamber şöyle buyurdu: (Kıyamet günü) ben havuzun kenarında durduğum sırada bir grubu görüp tanıyacağım. Sonra benimle onların arasından birisi çıkarak onlara; “Haydi gelin gidelim.” diyecek. Ben “Onları nereye götürüyorsun?”diye sorunca; “Vallahi cehenneme!” diyecek. Ben; “Onların suçu nedir?” diye soracağım; diyecek ki: “Bunlar senden sonra cahiliyete dönüp mürtet oldular.”

Sonra bir grup daha görüp onları da tanıyacağım. Yine onlarla benim aramda birisi çıkarak onlara; “Haydi gelin.” diyecek. Ben; “Bunları nereye götürüyorsun?” diye sorunca; “Vallahi, ateşe!” diye cevap verecek. “Bunların suçu nedir?” diye sorunca; “Bunlar da senden sonra cahiliyeye dönüp mürtet oldular.” Onlardan kurtulanlar, sadece birkaç kişi olacaktır.”[3]

Biz, bu iki hadisi örnek olsun diye getirdik, geri kalan hadislerinde içeriği bu şekildedir.[4]

Acaba Ehli sünnetin en sahih kitaplarından nakledilen bu hadislerle birlikte sahabelerin mürtet oldukları nispetini Şia’ya atfetmeleri doğru mudur? Halbuki bu on hadisi rivayet eden sahiheyn[5] (Buhari ve Müslim)dir.

***

İkinci soruya gelince, Hz. İmam Cafer Sadık’ın (a.s) dilinden nakledilen: ولدني أبوبكر مرتين; “Ebu Bekir beni iki kere dünyaya getirdi” sözü kesinlikle Şia kaynaklarında nakledilmemiştir. Ve Eğer Erbili, “Keşfu’l Gumme” kitabında bunu nakletmişse de Ehli sünnet ulemalarından Abdulaziz Cenabizi’nin kitabından nakletmiştir. Orada şöyle demektedir: ولدني أبوبكر مرتين (Ebu Bekir beni iki kere dünyaya getirdi) 

İlk olarak: Hadisi nakleden, Ehli sünnetten biridir. Ve onun sözünün Şia için hüccet ve kanıtlığı söz konusu değildir.

İkinci olarak: Sünni birinden nakledilmesinin hüccet olduğunu farz etsek bile şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Rivayet tam anlamıyla senetsiz ve belgesidir. Hadis terminolojisinde “Mürsel Hadis” sınıfına girmektedir. Mürsel hadis (senetsiz hadis), hüccet ve kanıttan yoksun olduğundan onunla istidlal getirilemez ve delil olarak kullanılamaz. Acaba senetsiz bir hadisle, itikat ve inanç aslı olan şeyler için istidlal getirilebilir mi?

Sizler, Sakife’den sonra yaşanan kanlı savaşları ve kargaşaları görmezlikten gelerek asılsız ve köksüz bir hadise dayanarak bu acı hakikatleri örtmek mi istiyorsunuz?! 

***

Hz. Ali’nin (a.s) halifelerin adlarını çocuklarına koymasıyla ilgili üçüncü soru hakkında ise o dönemde bu tür ad koymaların yaygın olduğuna dikkat etmek gerekir. İsmin güzelliğinin konulan kişiyle hiçbir ilgisi yoktur. İsmin güzel olması, ama isim konulan kişinin oldukça çirkin olması mümkündür. Ebu Cehil’in gerçekte künyesi Ebu’l Hüküm idi, ancak ona layık değildi. Dedik ki bu isimler o dönemde yaygın olarak konulan isimlerdi. Cazri, “Usdu’l Gabe” adlı kitabında Hz. Peygamberin sahabelerinin arasında ismi Ömer olan 22 sahabenin adını zikretmektedir. Örneğin: Ömer el- Eslemi, Ömer bin Salim ve… Ömer, Ebu Bekir, Osman adları Arap kabileleri arasında daha onlar dünyaya gelmeden, geldikleri sırada ve daha sonraları yaygın olarak kullanılan isimlerdendi ve bu isimlerin bu üç kişiyle hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla, bir isim koymakla tarihte kaydolunmuş Ehlibeyte (a.s) yapılan zulüm ve cefalar inkar edilemez.

Ayrıca, o dönemde Şialara karşı yapılan baskı ve zorbalık şartlarını düşündüğümüzde halifelerin isimlerini çocuklara koymak yahut sahabe çocuklarıyla izdivaçların nedeni bu tür baskıların hafifletilmesi içindi. Böylelikle Emevi ve Abbasi nizamları üç halifeye muhalifler bahanesiyle Şialara karşı daha fazla baskı yaparak mallarını gasp edemeyecek ve katledemeyeceklerdi. (Bekir, Ömer, Osman isimlerinin konulmasının detaylı açıklaması bulunmaktadır. burada üstü örtülü olarak çok yüzeysel cevap verilmiştir.)  

Sahabelere küfür etmek konusuna gelince, bu iftira ve töhmetten başka bir şey değildir. Sahabelerin büyük bir kısmı Müslümanlar tarafından tanınmamaktadır. Tanınan ve bilinenler ise herkesin saygısını almışlardır. Sadece Kur’an, hadis ve tarihi delillerle siyah dosyaya sahip birkaç kişi dışında hepsine saygı duyulmaktadır.

Ayetullah uzma Cafer Subhani

ABNA.İR    



[1] -Sahihi Buhari, Kitabu’r Rikke fi babi’l a’mal’i bi’l Havatim, h: 6493.

[2] -Camiu’l Usul, c. 10, s. 469, sayı: 7998.

[3] - A.g.e, metnin Arapçasını hülasa olsun diye zikretmedik.

[4] - Lütfen Camiu’l Usul kitabının, 10. Cildinin ‘Havuz’ babının ikinci kısmındaki 7995. Numaradan 8004. Numaralara bakınız.

[5] -Ehli sünnete göre en sahih kaynak kitaplardır. Şia nezdinde farklıdır. (çev.)