Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Acı bir ironiyle, Amerikan İstihbarat Topluluğu İran’ın varsayılan nükleer silah kapasitelerine dair değerlendirmeleri medya dezenformasyonunun yaylım ateşinin ve Beyaz Saray’dan gelen kavgacı ifadelerin tersine işaret ediyor. 2007 Ulusal İstihbarat Tahmini (NIE): “yüksek güvenilirliği olan değerlendirmelere göre Tahran, 2003 sonbaharında nükleer silah programını durdurdu” demişti. (2007 National Intelligence Estimate Iran: Nuclear Intentions and Capabilities [“2007 İran Ulusal İstihbarat Tahmini: Niyetler ve Kapasiteler”], Kasım 2007, Ayrıca bakınız: Office of the Director of National Intelligence (Ulusal İstihbarat Müdürlüğü - ODNI))
“Orta düzeyde güvenilirliği olan değerlendirmelere göre Tahran, 2007 ortası itibariyle nükleer silah programına yeniden başlamadı, ancak şu anda nükleer silah geliştirme niyetinin olup olmadığını bilmiyoruz.
- Orta-yüksek güvenilirliği olan değerlendirmelere göre İran şu anda nükleer silaha sahip değil.
- Tahran’ın nükleer silah programını durdurma kararı, nükleer silah geliştirme isteğinin 2005’ten bu yana yaptığımız değerlendirmelerden daha az olduğunu gösteriyor. Programın öncelikli olarak uluslararası baskıya yanıt olarak durdurulduğu yönündeki değerlendirmemiz, İran’ın mesele üzerinde etkili olmaya önceden değerlendirdiğimizden daha eğilimli olabileceğini ortaya koyuyor.” (2007 National Intelligence Estimate Iran: Nuclear Intentions and Capabilities; November 2007)
Şubat 2011’de, Uluslararası İstihbarat Müdürü James R. Clapper – 2011 Ulusal İstihbarat Tahmini’ni (NIE) Senato’nun İstihbarat Komitesi’ne sunarken – biraz çekinceyle de olsa İslam Cumhuriyeti’nin nükleer silah kapasitelerini geliştirme arayışında olmadığını ima etmişti: “İran’ın nükleer silah yapma yönünde olası bir karar alıp almayacağını bilmiyoruz.”
2011 NIE metni, ABD istihbarat topluluğunun New York Times’a göre “Amerika’nın 16 istihbarat teşkilatının konsensüse dayalı görüşü” olan 2007 NIE metnindeki bulgularını büyük ölçüde teyit ediyor.
11 Eylül sonrası önleyici nükleer savaş doktrini
İlk defa Bush yönetiminin 2002 tarihli ‘Nükleer Durumun Gözden Geçirilmesi’ metninde formüle edilen önleyici nükleer savaş doktrini – Terörizmle Küresel Savaş’la entegre bir şekilde – Irak savaşının hemen sonrasında şekillenmeye başladı. İslam Cumhuriyeti’nin var olmayan nükleer silah programını ortadan kaldırmak için taktik nükleer silahların kullanılmasıyla İran’a karşı önleyici bir ‘savunma amaçlı’ nükleer saldırı öngörülüyordu.
Kullanılan ifadeyle ‘mini nükleerler’, önleyici bir nükleer saldırı gerçekleştirmek için ‘ideal silah’ olarak tanımlanıyordu.
2003’te, nükleer savaş başlıklı sığınak delen bombalardan oluşan mini nükleerler, ABD Senatosu tarafından yeniden gerçek konvansiyonel silahlar olarak kategorize edildi. Nükleer savaş başlığının yeniden tanımlanması, konvansiyonel ve nükleer silahlar arasındaki ayrımı bulandırdı.
O tarihte Senatör Edward Kennedy, Bush Yönetimi’ni “daha kullanılabilir nükleer silahlar nesli” geliştirmekle suçladı.
Mini nükleerler, ‘Otorite sahibi’ nükleer bilimcilerin de desteğini alan bir propaganda kampanyası üzerinden, savaştan ziyade barışın araçları olarak onay gördü.
“Yönetim yetkilileri, düşük tesirli nükleer silahların haydut devletlere [İran, Kuzey Kore] karşı kıymetli bir caydırıcı olarak gerekli olduğunu savunuyorlar. Onların mantığına göre, mevcut nükleer silahlar tam kapsamlı bir nükleer savaş hali dışında kullanılmayacak kadar fazla yıkıcı. Potansiyel düşmanlar bunu anlıyorlar, bu yüzden de nükleer misilleme tehdidini değerli görmüyorlar. Ancak düşük tesirli nükleer silahlar daha az yıkıcı, bu yüzden kullanımları ihmal dâhilinde. Bu onları bir caydırıcı olarak daha etkili kılıyor.”(Opponents Surprised By Elimination of Nuke Research Funds, [“Muhalifler Nükleer Araştırma Fonlarının Kaldırılmasına Şaşırdı”] Defense News, 29 Kasım 2004)
Tepeden tırnağa çarpıtılmış bir mantık parçasıyla, nükleer silahlar barışı tesis etmenin ve ‘ikincil hasarı’ önlemenin yolu olarak sunuluyor. Pentagon, bu açıdan, bu mini nükleerlerin ‘sivillere zararsız’ olduğunu, çünkü patlamaların ‘yer altında gerçekleştiğini’ söyledi. Ancak bu mini nükleerlerin her biri – patlama ve potansiyel radyoaktif yayılımı bakımından – 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombasının önemli bir parçasını teşkil ediyor.
Nagazaki ve Hiroşima için tesir tahminleri bunların sırasıyla 21 bin ve 15 bin ton olduğunu gösteriyor. Mini nükleerler ise bir Hiroşima bombasının üçte biri ila altıda biri arasında tesire (patlayıcı kapasitesine) sahiptir.
2003 yılında Senato’nun mini nükleerleri ‘insani bombalar’ olarak tanımlayarak yeşil ışık yakmasının ardından, nükleer silah doktrininde önemli bir kayma meydana geldi. Düşük tesirli nükleerler ‘savaş alanı kullanımı’ için netleştirildi. Sigara paketlerinin üzerindeki uyarının aksine (önerilen Gıda ve İlaç Yönetimi etiketine bakınız) ‘nükleer silahların insan sağlığına olan tehlikeleri’ hakkındaki ‘tavsiye’ artık askeri el kitaplarında bulunmuyor. Burada revizyona gidildi. Bu ‘yeni’ nesil taktik nükleer silahlar ‘güvenli’ olarak görülüyor. Nükleer radyasyon tehlikeleri artık bilinmiyor. Düşük tesirli termonükleer bombaların kullanımının önünde herhangi bir mani veya siyasi engel bulunmuyor.
‘Uluslararası topluluk’, Dünya Barışı adına nükleer savaşı destekledi.
Mini nükleerler: ‘Önleyici nükleer savaş’ın tercih edilen silah sistemleri
Raporlar taktik B61 bombalarını Soğuk Savaş döneminin kalıntısı olarak betimleme eğilimi gösterirken, gerçeklik farklı: mini nükleerler, teröristlere ve aralarında İran İslam Cumhuriyeti’nin de olduğu ‘terörizm destekçisi devletlere’ karşı konvansiyonel savaş tiyatrosunda kullanılmak üzere, önleyici nükleer savaş doktrini altında seçilmiş silah sistemini oluşturuyor.
İran’a karşı bir önleyici nükleer saldırı başlatmak için yapılan somut planlar, 2004’ten beri Pentagon’un çizim tahtasında bulunuyor. Bir önleyici nükleer saldırı, İran’a yönelmiş B-61 taktik nükleer silahların kullanımına dayanacaktır. Bu saldırılar, Batı Avrupa, Türkiye ve İsrail’de bulunan askeri üslerden aktive edilecektir.
2007 yılında NATO, Amerika’nın nükleer önleme doktrinine olan desteğini ‘Towards a Grand Strategy for an Uncertain World: Renewing Transatlantic Partnership’ (“Belirsiz Bir Dünya İçin Büyük Bir Stratejiye Doğru: Transatlantik Ortaklığının Yenilenmesi”) başlıklı bir raporla teyit etti. Rapor (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve Hollanda’nın eski genelkurmay başkanları tarafından kaleme alınmış Hollanda’daki Noaber Vakfı tarafından desteklenmişti) nükleeri olmayan devletlere karşı nükleer silahlarla önleyici ‘ilk vuruş’ çağrısı yapıyor ve şunları söylüyordu:
“Bu, asimetrik yanıtın son kertedeki aracı – ve aynı zamanda tırmanışın son kertedeki aracıdır. Hatta araçtan fazlasıdırlar, çünkü bir çatışmanın doğasını dönüştürürler ve bölgesel ölçekten küresel ölçeğe taşırlar. Ne yazık ki, nükleer silahlar – ve bunlarla birlikte ilk kullanım seçeneği – kaçınılmazdır, çünkü gerçekçi bir nükleersiz bir dünya ihtimali yoktur.” (Adı geçen yer, s.96-97, vurgular bize ait).
Raporun yazarlarına göre İran, sadece “yok etmekle tehdit ettiği” İsrail’e karşı değil, “bir bütün olarak bölgeye karşı” büyük bir tehdit oluşturuyor. (Adı geçen yer, s.45) Atlantik İttifakı için gerekli olan şey “[askeri] tırmanış yoluyla caydırıcılık tesis etmek.”
Bu bağlamda, hem NATO hem de Pentagon tarafından desteklenen rapor, şu kavram üzerine kafa yoruyor:
“tırmanış yönetimi, hem havuç hem de sopalarla dolu bir çanta kullanımı — ve gerçekte, diplomatik protestodan nükleer silahlara kadar değişen, tüm yumuşak ve sert güç araçlarının kullanımı.” (Rapor, s.96. vurgular bize ait)
Aralık 2011’de, yani İran’ın nükleer silah programı olmadığının altını çizen 2011 Ulusal İstihbarat Tahmini (NIE) metninin yayınlanmasından bir yıldan daha az zaman sonra Obama yönetimi, İran’a karşı bir ‘bütün seçenekler masada’ gündemi oluşturuldu. Öngörülen şey, İran’la ilgili olarak planlı ve koordinasyonlu bir ABD-NATO-İsrail askeri duruşuydu. Eski Savunma Bakanı Leon Panetta’nın üstü kapalı olarak söylediği gibi, İsrail’in İran’a karşı tek taraflı olarak hareket etmeyeceği anlaşılmıştı. İran’a saldırı durumunda, yeşil ışık Washington’dan gelecekti.
Panetta,“İsrail’in İran’a karşı gerçekleştireceği herhangi bir askeri operasyon ABD ile koordine edilmeli ve onun desteğini almalıdır“ demişti.
Askeri operasyonun çeşitli bileşenleri, ABD Komutası altında olacak, Nebraska’daki Offutt Hava Kuvvetleri üssünde Pentagon ve US Stratejik Komuta Merkezleri tarafından koordine edilecekti.
İsrail’in askeri eylemleri Pentagon’la yakın koordinasyon içinde gerçekleştirilecekti. Operasyonun komuta yapısı merkezileştirildi ve askeri operasyonun başlayıp başlamayacağına veya ne zaman başlayacağına son kertede Washington karar veriyor.
Mart 2013’te Obama’nın İsrail’e yaptığı resmi ziyaret sırasında İran’la ilgili olarak ‘tüm seçenekler’ çözümü gündemdeydi. “Nükleer silahlı İran tehlikesi”ne yanıt olarak entegre ABD-NATO-İsrail yaklaşımı yeniden değerlendirirken, tartışmaların tonu İran’a karşı askeri eylem yönündeydi.
Obama’nın ziyaretinin öncesinde yüksek düzeyli çift taraflı istişarelere gerçekleşmişti; bunların arasında İsrail Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’in Şubat ayında ABD Genelkurmay Başkanı General Martin Dempsey’le İran ve Suriye üzerine tartışmak üzere gerçekleştirdiği Washington ziyareti de bulunuyordu. Benny Gantz’e ABD’deki mevkidaşlarıyla olan görüşmelerinde İsrail ordusu askeri istihbarat şefi Tümgeneral Aviv Kochavi de eşlik etmişti. Pentagon’un yeni başkanı Chuck Hagel da bunu izleyen bir görüşme için Nisan ayında İsrail’i ziyaret edecek.
Obama’nın ziyareti sırasında Başbakan Netanyahu, “[İran’a karşı] açık ve inandırıcı bir askeri eylem tehdidi” ihtiyacını tekrarladı ve İsrail’in tek taraflı olarak hareket edebileceğini ima etti. Bu bağlamda, Ağustos 2012’de, ABD başkanlık seçimlerinden birkaç ay önce sızdırılan (İbranice’den tercüme edilmiş) bir belgenin, Netanyahu’nın İran’a karşı önerdiği “şok ve dehşet saldırısı”nın ayrıntılarını ortaya çıkardığını hatırlatmakta fayda var.