Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Öncelikle söylemek istediğim bizler prensip olarak ismi ve coğrafyası neresi olursa olsun; Mısır, Arabistan, Suriye, Lübnan, Irak hiç fark etmez rejimleri zalim dahi olsa halkın sahip olduğu haklarını alması için silah kullanmasını meşru kabul etmiyoruz.
Halkların sahip olduğu bütün haklarını elde etmesi gerekir. Irkı ve mezhebi ne olursa olsun, Kürt, Türk, Arap, Fars, Şia, Sünni, Alevi, Hıristiyan, Yahudi hangi ülke vatandaşıysa, hangi inanç ve mezhebe mensup ise zalimler tarafından ipotek edilen tüm hakları zalimlerden alınmalı ve hak sahibine iade edilmelidir.
Ama hak talebi silah yoluyla olmamalıdır!
Baştan beri Suriye'de ki olaylara karşı tutumumuzun sebebi de budur. Orada gasp edilmiş bir hak varsa halk harekete geçer, dünyada bu hareketi pozitif olarak destekler ve haklar elde edilir. Ama hiçbir gerekçe ile halk devletine karşı silah kullanmaz. Silah kullanan herkesi biz terörist kabul ediyoruz.
Hangi amaçla olursa olsun, çok net açık bir şekilde bunu hep dile getirdik; hiçbir ülkenin toprak bütünlüğünün bozulmasını meşru kabul etmiyoruz. İster Türkiye'de, Suriye'de veya Irak'ta Kürtlerin haklarını alma adına mezkûr ülkelerden toprak kopararak bir devlet kursun, ister Arabistan'da Şialar ülke bütünlüğüne zarar vererek kendilerine bir devlet kursun, ister Irak'ta Şialar ülkeden koparak kendilerine yeni bir devlet kursun, hiç fark etmez, biz böyle bir sistemi tamamıyla kınıyoruz.
Hangi mezhebe mensup olursa olsun kimse yaşadığı ülkenin toprak bütünlüğünü bozma hakkına sahip değildir. Bugün Mısır'da seçimle iktidara gelen birine karşı bir darbe yapılmıştır. Seçilenin ne kadar adil olduğu tartışılır. Seçilenin Mübarek ile hiçbir farkı yokta diyebiliriz. Ama darbe yanlış bir yöntemdir, kınanmalıdır. Bunu hiçbir Müslüman bunu kabul etmez. Sadece Mısır'da değil, Türkiye'de de böyledir, Venezüella'da da böyledir, Küba'da da böyledir. Silah kullanarak rejim değiştirmek meşru değildir ve bizler bunu kabul etmiyoruz.
Madalyonun öteki yüzünde ise sokaklarda, meydanlarda insanları sivil itaatsizlik bahanesi ile öldüren rejimler vardır. Türkiye'de, Mısır'da veya dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, biz devletlerin sivil itaatsizlik eden halkına karşı silah kullanıp onları yaralamasını veya öldürmesini de bir cinayet olarak görüyor ve kınıyoruz. İnsanlar sivil itaatsizlik gösterebilir. İmam Ali (a.s) camide hutbe okurken cemaat içerisinde birileri ayağa kalkıp Hz. Ali'ye (a.s) karşı geliyordu. İmam Ali (a.s) hutbesini keserek onları dinliyordu. Karşı taraf şiddete başvurmadıkça İmam Ali (a.s) “ben onlara müdahale etmem” diyordu.
O dönemin hükümet merkezi camilerdi. Camii içerisinde insanlar kalkıp sivil itaatsizlik gösterdikleri zaman imam onlara hoşgörü ile yaklaşıyor "Bırakın isteyen istediğini söylesin" diyordu. Ama bu sivil itaatsizlik silaha ve şiddete dönüştüğü an, devlet doğal olarak halkın güvenliğini koruyacaktır.
Mısır'da yüzlerce insan öldürüldü hatta binlerden bahsediliyor. Bunu kınıyor ve tasvip etmiyoruz. Orada seçilmiş bir Cumhurbaşkanı vardı, iyi veya kötüydü. Beğeniriz veya beğenmeyiz. Ama biz burada Ehlibeyt dostu olarak bir ilkeyi ortaya koyuyoruz. Ehlibeyt ahlakını örnek almış bizler, ilkesizlik gösterip Mısır için dünyayı ayağa kaldıran ama Suriye'de yüz binlerce insan öldürülmüşken sessiz kalan bir siyaseti kabul etmiyoruz.
Sadece Suriye'de değil daha dün Lübnan'da yeryüzünün en vahşi, en cani, dünyayı kana bulayan insanların kuklası olan, İslam'dan insanlıktan hiçbir nasip almamış, İslam'ın yüzünü kerih ve çirkin göstermeye çalışan El-Kaide ve ona bağlı unsurlar mahalle ortasında sivil insanları, çocukları katlederken, biz birileri gibi sokağa çıkıp sevinç gösterileri yapmıyoruz. Bu bizim ilkemize aykırıdır. Aynı şey Arabistan'da yapılsa öldürülenler Vahabi bile olsa bizim için değişen bir şey olmaz, biz onu da kınarız.
Biz ilke olarak, silahla insanların terör edilmesini kınıyoruz. Böyle bir terör girişimi kim tarafından yapılırsa yapılsın hiç fark etmez.
Elhamdülillah bu konuda Ehlibeyt mektebine mensup insanların yüzü aktır. Hiçbir yerde bu gibi terörist ve alçakça eylemlere izin vermemiş ve böyle alçaklıklar yapmamışlardır. Yapanları da hep kınamışızdır.
Biz ilkeli duruş gösteriyor ve açıkça söylüyoruz; Suriye'de, Lübnan'da, Mısır'da, Irak'ta işlenen bu cinayetleri arkasında Amerika'nın, İsrail'in ve satılmış sözde Müslüman caniler ve hainlerin olduğunu biliyor ve bunu söylüyoruz.
Bizler bu ilkeli duruşumuzu emperyalistler istedi diye değiştirmeyiz. Biz hiçbir zaman şu cümleyi kurmayız; "siz istediniz biz girdik, şimdi siz niye yoksunuz." Biz böyle bir ilkesizlik içerisine girmedik ve girmeyiz.
Maalesef geçenlerde Başbakanımızın Suriye konusunda Amerika'ya Batı'ya hitaben şöyle bir açıklaması oldu; "Suriye'de siz bizden destek istemediniz mi? Siz istediniz biz yaptık" Mısır ihvanının en önemli lideri Rabii şöyle diyor; "Biz Amerika'ya güvenmekle yanıldık."
Senin seksen yıllık bir tecrüben olduğu halde, Amerika'ya güvenirsen tabii ki yanılırsın.
İmam Humeyni hep demez miydi; "Amerika'ya güvenmeyin."
Ayetullah Hamanei niye diyor "Amerika size bir hurma dahi ikram etse sakın yemeyin, onun içerisinde zehir vardır, inanmayın ona."
Sen seksen yıllık bir mücadele geçmişin olduğu halde bugün kalkıp “Amerika'ya güvenmek ile hata ettik” diyorsun. Amerika menfaatinin peşindedir. Dün seni seçtirir bugünde sana karşı darbe yaptırır. Yine darbenin arkasında Suudi Arabistan var, Birleşik Arap emirlikleri var, Katar var. Yani körfezin satılmış kralları, Petro dolarları var. Bunlar Suriye'deki katliamların altına imza atmış insanlardır. Ve ülkemiz yöneticilerinin bu insanlarla nasıl aynı kefeye girmiş olduğunu anlamış değiliz.
Türkiye İslam coğrafyasında önemli bir ülkedir. Türk toplumu önemli bir millettir. Aklıselim bir millettir. Elhamdülillah tüm bu tahriklere rağmen, her gün onlarca satılmış sözde köşe yazarlarının satılmış kalemleri, o mezhebi bu mezhebi karalamasına rağmen, Türk halkı sağduyusunu korumuştur. Bu milleti mezhep ve ırk kavgasının içerisine çekmek isteyenler şunu unutmasınlar ki, bugün desteklediğiniz El-Kaide ve benzeri vahşi örgütler yarın aleni bir şekilde, bu ülkenin de huzurunu bozmaya yönelik adımlar atacaklar.
Biz Mısır'da ki vahşi katliamları kınıyoruz.
Lübnan'da özellikle İslam dünyasının yüz akı olan Hizbullah'a yönelik yapılan terörü kınıyoruz.
İslam dünyasının ve Müslüman'ların seçkin komutanlarından biri olan Seyit Hasan Nasrallah'a yönelik İsrail'le söz birliği ederek kör terör dediğimiz korkakça savaşan zihniyeti telin ediyoruz. Bunların çok güvendiği İsrail bile Hizbullah'a karşı bir şey yapamadı. Tarihteki en büyük hezimetini ve yenilgisini Hizbullah'tan aldı. Bir aracın içerisine bombalar doldurup pazar yerinde sivilleri hedef alarak saldırıda bulunmak, korkaklığın, acizliğin, fikir yetmezliğinin bir ürünüdür. Bu hain saldırının arkasında Amerika ve İsrail'in olduğunu biliyor ve açıkça söylüyoruz.
Ama bütün bunlara rağmen biz yine tekrarlıyoruz;
Habil ve Kabil'in kıssasını her Müslüman çok iyi okumalı ve çok iyi analiz etmelidir. Kabiller gibi katil mi olmak istiyorsun yoksa Habil gibi Allah hizbi mi? Habil'in şu sözünü asla unutmamalıyız;
"Kardeşim sen beni öldürsen de ben sana elimi kaldırmayacağım."
Şunu herkes bilsin ki Şia toplumunu, Ehlibeyt dostlarını kimse radikalize edip kardeş kavgası içerisine sürükleyemez. Yüzlerce insanımızı da şehit etseler, yüzlerce insanımızı evsiz ve barksız bıraksalar, biz tarihten günümüze kadar teröre bulaşmadık, bundan sonrada bulaşmayacağız.
Biz korkak savaşmayız. Savaşırsak Seyit Hasan Nasrallah gibi, onun ordusu gibi savaşırız. Irak'ta, İran'da ve dünyanın her yerinde Şia “ben buradayım” diyor. Biz cesur savaşırız. Korkaklar gibi terörle, arkadan hançerleyerek savaşmayız.
Bize seksen yıl tarih kitaplarımızda şunu okuttular; Araplar bizi arkadan hançerlerdi. Şimdi soruyoruz; bugün bizi arkadan hançerlediler dediğiniz bu insanlarla nasıl kale birliği yaparak düşman bellediklerinizle savaşabiliyorsunuz?
Arabistan ile birlikte Suriye'de yeni proje peşinden koşanlar, Mısır'ı bir kez daha arkadan hançerledi. Şimdi gidin bunun bayramını kutlayın.
Ehlibeyt dostlarının ve Ehlibeyt mektebi mensuplarının ilkesi ve tutumu bellidir. Bizler müçtehitlerimizin emirleri doğrultusunda hareket ederiz. Irak'ta her gün 50-60 kişi sokakta, pazarda teröre kurban gidiyor ama Ayetullah Sistani gibi bir müçtehidimiz şöyle diyor; "hiç kimsenin bu terör eylemelerine karşı, terörle karşılık vermeye hakkı yoktur."
Bizim ilkemiz imam Humeyni'nin (r.a); "Bizi ne kadar öldürürseniz öldürün, biz kimseyi öldürmeyeceğiz. Ama herkes bunu bilsin ki bizden her bir insanın ölümü dünya daha fazla aydınlatacaktır. Bu ölümler, bizim hakkaniyetimizin ve hak oluşumuzun bir delilidir" sözüdür.
Bugün yine bir başka cinayetin yıldönümüdür. 90 yıl önce Medine'de Ehlibeyt imamlarının, evliyaullah'ın Baki mezarlığında defin olunan mezarlarının tahrip edilişinin yıldönümüdür. Bu alçak girişim yine Vahabilerin eli yapılmıştır.
Vahabilik, Sünniliğinde düşmanıdır Şiiliğinde düşmanıdır. Vahabi zihniyet hem Sünniliği tekfir edip kâfir diyor, hem de Şia'yı tekfir ediyor. Vahabilik İslam ümmetinin içerisinde İsrail gibi bir çıbandır bir tehlikedir. Çünkü Vahabilik, İsrail'le hem fikirdir. El-kaide ve Vahabilerin Müslümanlara karşı katliamlarını saymakla bitiremeyiz. Ama ne hikmetse bu sözde İslami ekollerin İsrail'e karşı bir tek eylemi yoktur, İsrail'e karşı bir tek kurşun bile sıkmamıştır.
Allah'tan temennimiz Baki Mezarlığını, Medine'yi, Mekke'yi ve İslam'ın bütün kutsal topraklarını asıl sahiplerine geri döndürmesidir.