13 Aralık 2013 - 20:30
Mısır’da selefilerin gerçek yüzü

Mısır’da halkın yeni anayasa taslağına yönelik muhalefeti artarken, Selefi En-nur partisi bir bildir yayınlayarak, askeri şura ve geçici hükümet tarafından seçilen komitenin onayladığı komitenin hazırladığı anayasa öntaslağına destek vererek, yapılacak referandumda “evet” oyu kullanacaklarını duyurdu.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Buna karşı başta İhvan-ül Müslimin olmak üzere bir çok İslami parti ve siyasi kanat hatta El-beradei’nin kurduğu parti bile halkın temel haklarının gözetilmediği, askerlere fazlası ile yetki verildiği ve dini partilerin kurulmasını kanunsuz sayması nedeni ile söz konusu öntaslağa muhalefet etmekte. Mısır yeni anayasası ve askeri siyasi çözüm yollarını, bu ülkenin müphem geleceğinde nasıl bir kaderin beklediği konusu bir kenara, üstelik kuzey Afrika'nın bu önemli ülkesinde askerlerin Amerika desteğinde bulunması ve hiç bir belirgin yasal yapılanmanın olmayışı, bu ülkede yeni anayasanın nasıl bir etkisi olacağı ise incelenmesi gereken bir konudur.

Fakat daha önemli konu ise, Mısır’da selefiler ve radikal grupların son yıllarda iktidar kadrosuna yönelmeleri ve onları onaylamasıdır. Mısır selefilerini incelemede, onların radikal, tutucu, katı ve dogma, siyasi iktidara katılmama ve demokrasi nimetlerinden yararlanmama sahte görüntüsüne rağmen, güç sevdalı, münafık, farklı durumlarda renk değiştiren, bukalemun sıfatlıdırlar. Bu çeşit davranış Selefi ideolojisinde savunulacak hiç bir yönü olmasa da siyasi çekişmelerde sahip oldukları çıkarlar nedeni ile, kendileri açısından haklı ve açıklanabilirdir.

İribin yayınladığı yazıya göre, selefilerin son 30 yılda, devrilen Mübarek dönemindeki geçmişi, onların Mübarek’in cinayetlerine sessiz kalmakla birlikte onun İslam karşıtı girişimlerine, Siyonist rejim ile uzlaşmasına ve her türlü halk itirazlarının şiddetle bastırılmasına sessiz kaldıklarını gösteriyor. Üstelik Hüsnü Mübarek rejimine karşı gösterileri kınayan fetvalarında açıkça hükümete karşı itirazların, İslam şer’i kanunlarından sapma olduğu, bunun kafirlerin İslam ülkesine nüfuz çalışmaları olduğunu belirtiyorlardı. Hüsnü Mübarek döneminde radikal Selefilerin tağut rejimine veya gasıp Siyonist rejimine karşı bir adım attığı veya bir kalem oynattığını kimse hatırlamıyor, üstelik belleklerde onların zalim hükümdarlarla birlikte her türlü reformcu ve mücadeleci harekete karşı tutum sergilediği kalmıştır.

Hatta Mısır halkı kıyamının doruğa ulaştığı ve Arap dünyasında İslami uyanış dalgasının başladığı dönemde bile, bu gelişmelere muhalefete kalkışan ilk akım işte söz konusu radikal ve gerici Selefi akımdı. Fakat aynı Selefiler inkılabın zafere ulaşması ardından miras kavgası başlatarak kazanılan zaferden pay kazanmaya çalıştılar.

Böylece radikal ve irticai düşüncelere sahip, her türlü siyasi faaliyet ve partiye karşı çıkan Selefiler bizzat En-nur partisini kurarak, ayak izlerini sağlamlaştırmaya başladılar. Selefiler Mısır meclis seçimlerinde İhvan-ul Müslimin’in ardından En-nur partisi adı ile ikinci sırada meclise girmeyi başardılar. Onların zafer sebeplerinden biri, Mısır köy ve kasabalarında verdikleri fetva idi.

Fetva uyarınca parti lideri, kuran Kerim'de şeriat yanlısı İslamcıların zaferi ve islami hükümetin kurulacağı vaadedilmiştir, öyle ki En-nur parti lideri Muhammed Abdulhadi ülke turuna çıktığı yolculukta, “Allah kuran kerim’de Mısır seçimlerinden söz etmiş ve bizim bu seçimleri kazanacağımızı belirtmiştir” iddiasında bulunmuştu.

Selefi liderlerden bir diğeri ise Süveyş kentinde kendi rakipleri ve ılımlı kişileri, liberal, sekular ve dinden çıkmış kafirler olduğunu, onlara oy vermenin haram olduğunu söyleyerek, “sadece En-nur partisine oy vermek caizdir. Seçimler hak ile batılın karşılaştığı alandır ve zafer bizimdir” şeklinde konuşmuştu. Mısır seçimleri ardından Selefiler kendilerini İhvan-ul Müslimin’e daha da yaklaştırarak, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde onların müttefiki olarak zafere ulaştıklarını belirttiler. Böylece ağır gölgelerini, nispeten ılımlı olan Müslüman Kardeşler akımının üzerine saldılar ve tahmin edildiği gibi İhvanlıların geçmişini berbat ettiler.

Bu arada hatta bazı uzmanlar, Arabistan ve Siyonist rejim desteğindeki Selefilerin İhvan’a sağladığı himayesinin de, İhvanlıları, ve islami ılımlı akımı tahrip etmek hedefi ile gerçekleştiğini belirtiyorlar. Böylece uzun süre sessiz olan, siyasi faaliyetleri tekfir eden ve Mübarek'ten evladına iktidarın veraset ile intikalini caiz bilen Selefiler, “demokrasi” aracı ile güç kazandılar. Böylece selefiler yeni bir görüntüye bürünerek, kısa entarilerini çıkartıp, uzun sakallarını keserek, TV ekranlarında Mısır halkının daha önce duymadığı ve alışmadığı sözler söylemeye başladılar.

Sahip oldukları aşırı ve katı dini düşünce nedeni ile daha önce demokrasiye karşı olan insanlar, tuhaf ve alışılmamış davranışlar sergileyerek, seçimlerde kendilerini iktidara yakın görünce demokrasi iddiasında bulunup batı dünyası ve özellikle de Siyonist rejim ile ilişki kurulmasını savundular. Selefiler, iktidara ortaklık yolunda İhvan-ul Müslimin adayı Muhammed Mursi hakkında öyle bir kampanya başlattılar ki onların liderlerinden biri, Mursi hakkında şüpheye düşenin Allah hakkında şüpheye düştüğünü söyleyecek kadar ileri gitti! Müslüman Kardeşlerin cumhurbaşkanlık seçimlerinde zaferinin ardından Selefilerin sinsi görevlerini ortaya çıkaran olay ise onların Muhammed Mursi kabinesinde yer almamaları idi.

Mursi’nin iç ve dış siyasetlerindeki güçlü etkinliklerine rağmen, cumhurbaşkanına yönelik eleştirilerin hedefi olmak istemediler, nitekim yaşananlar da aynen böyle oldu. Müslüman kardeşlere yönelik ilk aylarda halkın geniş eleştirilerine rağmen selefiler, münafıkça tutumları ile Mursi’nin arkasında gizlenmeyi başardılar, öyle ki hali hazırda mübarek ve Amerika'nın desteğindeki ordu tarafından devrilince, Selefiler Mursi’ye karşı parti ve siyasi akımların gözden uzak kaldılar; onlar da ikili oyunlarla Mısır’ın gelecek gelişmeleri ve geçiş hükümetin surecinde ve daha sonraki dönemlerde rol alabilecekler. Tabi ki Mısır halkı asla Selefi En-nur partisi sekreteri ve Mursi’nin müttefiklerinden Celal Merre’nin, mursi’nin azledildiği akşamki sözlerini asla unutmayacaktır.

 Zira Celal Merre’nin ordu ve mursi muhaliflerinin yanında oturması, hiç şüphesiz onların gerçek mahiyetini daha da gün ışığına çıkarıyor. Böylece Selefiler Mısır halkının inkılabı üzerinde adeta sörf yaparak, Muhammed mursi’nin ardından onu azledenlerle anlaşmaya varmayı başardılar ve ülkenin tüm islamcı partileri ordu tarafından hazırlanan yeni anayasa taslağını boykot ederken, darbecilerin hareketini onayladılar. Selefiler, liderlerinden 2’sine görev vererek, Mübarek döneminin dışişleri bakanı Amr Musa başkanlığındaki 50 kişilik komitede yer almalarını ve laik ve sekularlar arasında anayasa ön taslağını hazırlama çalışmalarına ortaklık ettiler.

Mısırlı Selefilerin bu münafıkça hareketleri ve acılar içinde kıvranan bu ülkede Vahabiciliğe bağlı akımların bu hareketi, ülkenin siyasi geleceğini zedelerken, bir taraftan da selefilerin nifak dolu ve sinsilik maskesinin düşmesine sebep oldu. Önemli olansa, ülkede ister dini kalıpta ve isterse askeri üniformasında olan, Kendi muhaliflerini kafir hitap eden ve Mübarek dönemindeki ilişkileri bu İslami beldede tekrar ihya etmeye çalışan her türlü aşırıcılığa son vermek için halkın uyanık ve bilinçli olmasıdır. Hiç şüphesiz bu gruplar, Mısır halkının tüm kesimlerinin isteklerini gerçekleşen ve bu isteklere saygı gösteren iktidar için uygun bir seçenek değildir.