16 Aralık 2013 - 20:30
Bismillahirrahmanirrahim, “Subhanallah”, “Allah-u Ekber”, Evvel ve Ahir’in Anlamı

“Allah’ın anlamı nedir?” diye soran birisinin sorusuna İmam Ali (aleyhi selâm) şöyle cevap verdi: “Allah; her yaratığın ihtiyaçlar ve zorluklar anında, herkesten ümidini kestiği ve ondan başka tüm sebepler zincirinin koptuğu bir anda yöneldiği kimsedir. Zira her insan bu dünyada her ne kadar makam ve servet sahibi de olsa ve diğer insanlar kendisine çok muhtaç da bulunsa kendisinin gideremeyeceği bir takım ihtiyaçları ortaya çıkar. Hatta bizzat böyle bir şahıs için de karşılayamayacağı bir takım ihtiyaçlar baş gösterir. Böylece ihtiyaç ve zaruret anında Allah’a yönelir. Ama ihtiyaçları giderilince yeniden şirk yoluna koyulur…

Ali b. Hasan b. Ali b. Faddal babasından şöyle rivayet etmiştir:

İmam Rıza’ya (aleyhi selâm) “Bismillah”ın anlamını sordum.” Buyurdular ki: “Kişinin “Bismillah” demesinin anlamı şudur: Ben kendimi ‘kulluk’ olan Allah Azze ve Celle’nin alâmetlerinden bir alâmetle alametlendiriyorum.” Dedim ki:  “İsim (simet) nedir?” Buyurdu ki: “Alâmet.” 

***

Abdullah b. Sinan şöyle rivayet etmiştir:

Ebu Abdullah'a (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) "Bismillâhirrahmanirrahim" in tefsirini sordum.

Buyurdu ki: “"Ba" harfi bahaullah (Allah'ın parlaklığını), "sin" harfi senâullah (yüksekliğini) ve "mim" harfi mecdullah (ululuğunu) sembolize eder.”

Bazıları da şöyle rivayet etmişlerdir: “Mim" harfi, Allah'ın mülkünü sembolize eder. Allah, her şeyin ilâhıdır. Rahman, bütün kullarına merhamet eder. Rahîm, özel olarak müminlere merhamet eder.”

***

Safvan b. Yahya, kendisine rivayet eden bir çok kişiden Ebu Abdullah’tan (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) şöyle rivayet etmiştir:

Ebu Abdullah’a (aleyhi selâm) "Bismillâhirrahmanirrahim" in anlamı soruldu. Şöyle buyurdu: "Ba" harfi bahaullah (Allah'ın parlaklığını), "sin" harfi senâullah (yüksekliğini) ve "mim" harfi Allah'ın mülkünü sembolize eder.” Dedim ki: “Allah nasıl?” buyurdu ki: “Allah’taki ‘elifin’ (a harfi) anlamı Allah’ın mahlûklarına nimetlerinden olan “velâyetimizi” vermesi, ‘lâm’ (lâ) harfi mahlûklarını “velâyetimize” zorunlu tutması anlamındadır.” Dedim ki: “Allah’taki ‘ha’ harfi ne anlama gelmektedir?” buyurdu ki: “Muhammed (sallallahu aleyhi ve âlih) ve Ehl-i Beyti’ne muhalefet edenlerin düşük ve alçaklığına delâlet etmektedir.” Dedim ki: “Rahman” ne anlama gelmektedir.” Buyurdu ki: “Tüm âlemlere rahmettir.” Dedim ki: “Rahîm” ne anlama gelir?” buyurdu ki: “özel olarak mü'minlere rahmet eder.”   

***

Hasan b. Raşid, Ebu’l Hasan Musa b. Cafer’den (İmam Musa Kazım aleyhi selâm) şöyle rivayet etmiştir:

 İmam’a (aleyhi selâm) “Allah’ın anlamını sordum.” Şöyle buyurdu: “Büyük ve küçük şeylere galip demektir.”

***

 Ebu Yakup Yusuf b. Muhammed b. Ziyad ve Ebu’l Hasan Ali b. Muhammed b. Seyyar – her ikisi de İmamiye Şialarındandı- babalarının İmam Hasan Askeri’nin (aleyhi selâm), Allah Azze ve Celle’nin “bismillahirrahmanirrahim” sözünün açıklaması hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Allah, ihtiyaçlar ve zorluklar anında, her yaratığın O’ndan başka herkesten ümidini kestiği ve O’ndan başka her sebebin (bağın) koptuğu bir anda her yaratılmışın kendisine yöneldiği kimsedir. Sen, “Bismillah” diyorsun. Yani tüm işlerimde sadece ibadete lâyık olan Allah’tan yardım dilerim. Yardım istendiğinde yardıma koşar ve çağrıldığında icabet eder. Bu adamın birinin İmam Sadık’a (aleyhi selâm) dediği şu sözdür: “Ey Allah Resulünün oğlu! Bana Allah’ın varlığını göster ve ne olduğunu öğret ki cidal ehli olan kişilerin bana karşı saldırıları artmış beni şaşkınlığa düşürmüşlerdir.” İmam Sadık (aleyhi selâm) ona şöyle buyurdu: “Ey Allah’ın kulu! Hiç gemiye bindin mi?” Adam, “Evet” deyince şöyle buyurdu: “Geminin parçalandığı, seni kurtaracak bir geminin ve sana yetecek bir yüzücülüğün olmadığı bir durumla karşılaştın mı?” Adam, “Evet” deyince de şöyle buyurdu: “O an herhangi bir şeyin seni bu tehlikeden kurtarmaya kadir olduğu kalbinden geçti mi?” Adam, “Evet” deyince de İmam Sadık (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: “İşte o, hiç kurtarıcının olmadığı durumda kurtarmaya ve hiçbir yardımcının olmadığı bir anda yardımda bulunamaya kadir olan Allah’tır.” Sonra imam Sadık (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: “Bazı Şialarımız işlerinin başlangıcında “Bismillarrahmanirrahim”i demeği terk ettiklerinden Allah, bu kullarını kendisine şükür ve sena etmeleri ve “Bismillarrahmanirrahim”i demeği terk ettikleri sıradaki taksirlerinden geçmesi için onları hoş olmayan şeylere müptelâ eder.”

İmam Cafer Sadık (aleyhi selâm) dedi ki: “Bir kişi Ali b. Hüseyin’in (aleyhi selâm) yanına gelerek bana “Bismillarrahmanirrahim” ne anlama geldiğini söyle.” dedi. Ali b. Hüseyin (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: “Babam kardeşi Hasan’dan babası Müminlerin Emiri Hz. Ali’den (aleyhi selâm) şöyle rivayet etmiştir: “Bir kişi Ey Müminlerin emiri! Bana “Bismillarrahmanirrahim” ne anlama geldiğini söyle.” dedi. İmam (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: “Sözünde geçen ‘Allah’ kelimesi Allah Azze ve Celle’nin isimleri içindeki en büyük ismidir. O ismin Allah’tan başkasına konulması uygun değildir ve hiçbir varlığın bu isimle anılması yakışık almaz.” Adam dedi ki: “Allah’ın anlamı nedir?”

İmam Ali (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: “Allah; her yaratığın ihtiyaçlar ve zorluklar anında, herkesten ümidini kestiği ve ondan başka tüm sebepler zincirinin koptuğu bir anda yöneldiği kimsedir. Zira her insan bu dünyada her ne kadar makam ve servet sahibi de olsa ve diğer insanlar kendisine çok muhtaç da bulunsa kendisinin gideremeyeceği bir takım ihtiyaçları ortaya çıkar. Hatta bizzat böyle bir şahıs için de karşılayamayacağı bir takım ihtiyaçlar baş gösterir. Böylece ihtiyaç ve zaruret anında Allah’a yönelir. Ama ihtiyaçları giderilince yeniden şirk yoluna koyulur. Allah Azze ve Celle’nin bu sözünü duymadın mı? “De ki: "Düşündünüz mü hiç; eğer size Allah'ın azabı gelirse ya da saat (kıyamet) gelip çatarsa, Allah'tan başkasını mı çağıracaksınız? Eğer doğru sözlüler iseniz (çağırın bakalım.)" Hayır, yalnızca O'nu çağırırsınız, dilerse kendisini çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduklarınızı unutursunuz. (En’am, 40, 41)” Allah Azze ve Celle kullarına şöyle buyurur: “Ey benim rahmetime ihtiyacı olanlar! Şüphesiz ben sizleri tüm hallerde bana ihtiyaç duyan ve tüm vakitlerde kulluk zilletini tatmaya zorunlu kıldım. Dolayısıyla yerine getirmek istediğiniz tüm işlerde, tamamlanmasını ve sonuna ulaşacağını ümit ettiğiniz her şeyde bana gelin. Eğer ben size bir şeyi vermeği dilersem benden başka hiç kimse sizin ona ulaşmanıza engel olmaya güç yetiremez ve eğer size ulaşmasına engel olmayı dilersem benden başka hiç kimse size vermeye güç yetiremez. Dolayısıyla ben istenmeye daha lâyığım ve boyun eğilip yalvarılmaya daha uygunum. Bundan dolayı tüm küçük ve büyük şeylerin başlangıcında “Bismillarrahmanirrahim” değin. Yani bu işimde kendisinden başka ibadete lâyık olmayan, yardım istenildiğinde yardım eden, dua edildiğinde duasını kabul eden Allah’tan yardım diliyorum. “Rahman”, bizlere rızkımızı açarak merhamet eden. “Rahîm”, din, dünya ve ahretimizde bizimle olan. Dini bize hafifletti, kolaylaştırdı ve yumuşattı. Bizi düşmanlarıyla ayırarak bize merhamet etti.

Sonra şöyle buyurdu: “Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve âlih) şöyle buyurmuştur: “Her kimi bir iş hüzünlendirse” Allah’a ihlâslı bir şekilde ve O’na kalbiyle yönelerek “Bismillarrahmanirrahim” desin. Bu durumda onda iki şeyden biri hâsıl olur: ya dünyada hacetine kavuşur veya rabbi katında sayılarak, O’nun yanında zahire olur ve Allah’ın katında olan şeyler hayır ve müminler için kalıcıdır.”

“SUBHANALLAH”IN ANLAMI

Yezid b. El- Esem şöyle rivayet etmiştir:

Bir adam Ömer ibni Hattab’a “Ey Müminlerin Emiri! Subhanallah’ın anlamı nedir? Diye sordu. Ömer dedi ki: “Burada öyle bir kişi var ki her ne zaman soru sorulursa cevap verir, her ne zaman susulursa kendisi konuşmaya başlar. O adam oraya gitti ve Ali b. Ebu Talib’in (aleyhi selâm) orada olduğunu gördü. Sonra şöyle dedi: “Ey Ebu’l Hasan! Subhannallah ifadesi ne anlama gelmektedir?” imam şöyle buyurdu: “Aziz ve Celil Allah’ın ululuğunu yüceltmek ve tüm müşriklerin Allah hakkında söylediklerinden Allah’ı tenzih etmektir. Her ne zaman kul subhanallah derse, tüm melekler ona selâm ve salât ederler.”  

***

Hişam b. Hakem şöyle rivayet etmiştir:

Ebu Abdullah'a (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm), "Subhânallah" ifadesinin anlamını sordum.

Buyurdu ki: “Allah Azze ve Celle her türlü kusur ve ayıptan münezzehtir.” 

***

Hişam el-Cevalikî şöyle rivayet etmiştir:

Ebu Abdullah’a (İmam aleyhi selâm) Allah Azze ve Celle'nin: "Subhânallah" sözünün ne anlama geldiğini sordum." Buyurdu ki: “Allah’ı noksanlıklardan tenzih etmektir.”  

“ALLAH-U EKBER”İN ANLAMI

İbn Mahbub, kendisine anlatan birinden, o da Ebu Abdullah’tan (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) şöyle rivayet etmiştir:  

Bir adam İmam'ın yanında: "Allah-u Ekber: Allah daha büyüktür." dedi. İmam: “Allah kimden, hangi şeyden daha büyüktür?” diye sordu. Adam: Allah her şeyden daha büyüktür.

Ebu Abdullah (aleyhi selâm) buyurdu ki: “Allah'a sınır biçmiş oldun.” Adam: "Peki, nasıl söylemeliyim?" diye sordu. Buyurdu ki: “Allah vasfedilmekten daha büyüktür de.”

***

Cumey b. Amr şöyle rivayet etmiştir:

Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) bana dedi ki: “Allah-u Ekber ne demektir?”

Dedim ki: “Allah her şeyden büyüktür.”

Dedi ki: “Orada bir şey mi var ki, Allah ondan büyük olsun?”

Dedim ki: “O halde nedir?”

Buyurdu ki: “Allah vasfedilmekten daha büyüktür.”

EVVEL’DİR (İLKTİR) AHİR’DİRİN (SONDUR) ANLAMI

Meymun el-Bani şöyle rivayet etmiştir:

Allah Azze ve Celle’nin: "O ilktir, O sondur." (Hadîd, 3) Ayetiyle ilgili bir soruya Ebu Abdullah’ın (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) şu cevabı verdiğini duydum:

“İlktir; ama kendinden önce var olan bir şeyden itibaren ilk değildir. Öncesin­den yer alan bir zamandan itibaren var olmaya başlamamıştır. Ya da mahlûkların nite­likleri için öngörüldüğü gibi belli bir nihayete doğru son değildir. Bilâkis Allah kadimdir, ilktir, sondur. Her zaman vardır, yok olmaz, başlangıcı ve sonu yoktur. Onda sonradan olma olgusu yaşanmaz, bir halden bir hale geçmez. Her şeyin yaratıcısıdır”[1] 

***

İbn Ebu Ya'fur şöyle rivayet etmiştir:

Ebu Abdullah’a (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) Allah Azze ve Celle’nin: "O ilktir, O, sondur." (Hadîd, 3) ayetinin anlamını sordum. Dedim ki: Al­lah'ın 'ilk' olmasını öğrendik, bize Allah'ın 'son' olmasının ne anlama geldiğini açıkla.”

Buyurdu ki: “Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın dışında hiçbir şey yoktur ki bo­zulmasın, değişmesin veya değişikliğe uğrayıp yok olmasın, ya da renkten renge, biçimden biçime, nitelikten niteliğe girmesin, çokluktan azlığa, azlıktan çokluğa geçmesin. Allah her zaman bir olarak vardı ve hep aynı durumda kalacaktır. O her şeyden önce var olan ilktir ve her şeyden sonra var olmaya devam edecek sondur. Başkalarında oldu­ğu gibi O'nun nitelikleri ve isimleri değişmez. Söz gelimi insan, bir keresinde toprak olur, bir keresinde et ve kan olur, bir keresinde çürüyüp un ufak olmuş kemik olur. Örneğin: el-Busr (hurma koruğu), bir keresinde el-Belh (henüz olmamış alacalı hurma) olur. Bir keresinde el-Busru (taze hurma) olur, bir keresinde er-Rutab (olgun ta­ze hurma) olur, bir keresinde et-temr (hurma) olur. Her defasında ismi ve niteliği de­ğişir; ama Allah Celle ve Azze açısından bunun tam tersi geçerlidir.”

ABNA.İR

--------------------------------------------------------------------------------

[1]— Öncelik ve sonralıktan maksat, zamansal öncelik ve sonralık değildir. Dolayısıyla, "iki ucu sonsuz bir zamansal doğru vardır ve âlem bu doğrunun bir parçasında vakidir, bu zamansal doğrunun iki tarafı ise âlemden soyut haldedir. Allah'ın varlığı ise, bütün zamana tekabül etmektedir, zamansal doğrunun, iki tarafı itibarîyle Allah'ın varlığından hali olduğu bir noktası yoktur. Yani zamansal doğrunun uçları nihayetsize doğru gidecek olurlarsa, Allah'ın varlığı bir zaman âlemden önce olacak, bir zaman da âlemden sonra olacaktır." şeklinde bir anlam çıkarılamaz. Eğer böyle olursa, yüce Allah, yenilenen her zamanın değişmesiyle birlikte zatı ve durumu itibarîyle değişikliğe uğrardı. Allah'ın ön­celiği ve sonralığı da zamana tabi olurdu. Dolayısıyla asıl ilk ve son olan Allah değil, zaman olurdu.

   Aynı açıklama geçerli olmak üzere Allah'ın zahirliği ve batınlığı da mekânsal değildir. Bilâkis Allah, aşkın zatı itibarîyle varsayılan her şeyin önündedir, zatı itibarîyle varsayılan her şeyin sonudur. Aynı anlam ve değerlendirme ile zahir ve batındır. Zaman Onun tarafından yaratılmış, Ondan sonradır.

   Ezeliyetin hakikati, Allah'ın zatı ve sıfatının sonsuz ve sınırsız oluşudur. Ondan önce olmuş olan bir şeyin sonrasında olmadığı açısından bakıldığında, bu Onun ezeliyeti olur. [Ezeliyet: Bir öncenin son­rasında olmayış.] Ondan sonra olacak olan bir şeyin öncesinde olmadığı açısından bakıldığında, bu O’nun ebediyeti olur. [Ebediyet: Bir sonranın öncesinde olmayış.] Her iki açıdan bakıldığında da, bu Onun devamlılığı, sürekliliği olur. [Devamlılık: Bir öncenin sonrasında ve bir sonranın öncesinde olmayış]

   Yüce Allah'ın ezeliyetini, "Zamanın sonsuzluğunda bir zamanlar vardı ki, yaratıklardan ne bir haber vardı, ne bir iz; fakat yüce Allah vardı. Böylece yüce Allah sonsuz zamanlarda, sonradan meyda­na gelmiş olan yaratıklarından öncedir." şeklindeki açıklama büyük bir hata ve rezalettir ki, birçokları buna duçar olmuştur. Oysa hareket hâlinde olanların hareketinin miktarından ibaret olan "zaman" nere­de, yüce Allah'ın ezeliyetinde O'na ortak olma nerede?! [el-Mîzan, (Hadid, 3) c.6, s.127]