2 Ocak 2014 - 20:30
Kerbelayi Hüseyin Yalçın Anısına

Allah’ın adıyla Yazma demişti, eğer anlaşılmıyorsa kelamın Perişanlığımızı görüp kalemimizi kıran utansın Sen Üzülme! Çehresi harab olmuşsa âlemin Hakkı görüp de yazmayan kalem utansın.

Kavurucu Güneş yerini serinletici Ay’a bıraktı. Aydınlık kendisini karanlığın kollarına attı. Dört bir tarafında “Aliyyen Veliyullah” nidası gururla yükselen ezan okundu ve namazın ardından cemaat yollara koyuldu.

Günlerden Çarşamba, her hafta olduğu gibi sohbet yapılan derneğin yolunu tutmaktayız ve birazdan vardığımızda önünde hazırlanmış olan sandalyelere kurulacağız. Sohbete her zaman olduğu gibi hal hatırla başlayacağız ve sohbet esnasında birazdan uzaktan görsek de tanıyacağımız beyaz arabasıyla derneğin önüne yanaşan Kerbelayi Hüseyin Amcanın gelişine odaklanacağız.

Önce yavaşlayan arabanın kapısını açacak ardından arabayı durdurup sol adımı ile birlikte her zaman dik duran bedenini dışarı çıkaracak. Sol eliyle arabanın kapısını kapattıktan sonra sağ elini her arabadan indiğinde yaptığı gibi arka kemerine götürüp hafifçe yukarı çekecek.

Yavaş adımlarla bize yaklaşırken biz ayağa kalkacağız ama o bize aldırış etmeden her zaman yere diktiği bakışlarına inat elini yukarı kaldırıp “Cümleten selamun aleykum” deyip onun için hazırlanmış olup ve kimsenin oturmadığı sandalyesine kurulacak.

Cebinden çıkardığı sigarasıyla çakmağını masaya bırakıp “Oğlum can bir çay ver” diyecek.

Biz kaldığımız yerden devam edeceğiz o ise oturduğu yerden sohbeti bölmemecesine suskun kalıp dinleyecek. Biz arada bir onunda sohbete katılmasını sağlayacak sorular yönelteceğiz kendisine o ise “Sizi dinliyorum”dermişçesine uzanıp masadan aldığı sigara paketinden bir dal sigarayı yakarak üfleyecek.

Ve birazdan çok sevdiği çayı koyulacak önüne ve bizde her neyi çok sevmişsek onunla birlikte Kerbelayi amcamızı da dâhil edeceğiz sohbetimize. Çoğu zaman olduğu gibi sohbetin seyrini değiştirmemekte ısrar edecek o ama biz çoğu zaman bildiğimiz konu üzerinde konuşup kimimiz konunun haklı olan tarafını kimimizde batıl olan tarafını savunarak sohbete iştirakini izleyeceğiz. 

Oturduğu sandalyeden hafifçe doğrulacak ve sıcaktan sırılsıklam olmuş gömleğinin birkaç düğmesini açacak. Biz gerçek sohbetin başlangıcının sevinciyle tebessüm ederek ağzından çıkacak cümlelere kulak verirken, o kimseyi yalanlamayacak ve kırmayacak şekilde konuyu sil baştan alarak anlatacak.

Vakit ilerledikçe dostlar gelecek ve her gelen sohbete yeni başlanıyormuş gibi sandalyesini alıp sessizce dinleyecek. Biz soracağız o cevap verecek ve o cevap verdikçe biz yeniden sorular yönelteceğiz kendisine. Ardından sohbetin bitişini haber veren “Birazda ezadarlık edelim.” Kelimeleri dökülecek dilinden.

Meddah dostlarımızın söylediği sinezenlere ellerimizi kaldırıp sinelerimize götürerek eşlik edeceğiz Kelbayi amcamız ise arada bir yaşaran gözlerini silecek. Ezadarlığımız bittiğinde ise her yıl sadece Muharrem ayında kayıtlara geçecek şiirlerini gömleğinin cebinden çıkararak tefsirini de yaparak okuyacak.

Tesbihi parmakları arasında olacak ve şiir okurken sağ tarafında her zaman yeğenleri oturacak, arada sırada sözünün kesilmesine sinir olacak ve tepki olarak sesini hafifçe yükseltip elinde tuttuğu tesbihi sallayacak.

Şiir bitecek ve her yıl sadece Muharrem ayında kayıtlara geçecek olan şiirinin yazılı olduğu kâğıdı altıya katlayıp sevgisini her zaman kalbinde taşıdığı ve kalbinin üzerine denk gelen gömleğinin cebine koyacak.

Ardından susacak, birazdan kalkıp gideceğinin belirtisi olarak son kez “Oğlum can bir çay daha ver içelim” diyecek. Son çayı gelince önce tesbihi sokacak cebine ardından masa üstünde bulunan sigara ve çakmağına uzanacak. Ve sonra son çayını büyük bir zevk alırmışçasına yavaş yavaş yudumlayacak. Biz ise sohbetin sonlandığının farkına vararak dostlarla kaldığımız yerden sıradan sohbetimize koyulacağız.

Çayı bitecek ve oturduğu yerden hafifçe doğrulup bizim “Emi hara” sözümüzü bekleyecek ve “Siz oturun ben bir tur atayım”diye cevap verecek.

“Cümleten Allah’ın Emanında” deyip nasıl geldiyse öyle başını aşağı eğip iki elini arkadan birleştirerek ve yavaş adımlarla sokakları arşınlayacak. Yolda gördüğü dostlarına selam verecek, her ne kadar dostları onu birlikte oturmaya davet etse de o kimseyi rahatsız etmemek için davetlerine icabet etmeyecek. Yolda tanıdığı diğer gençleri görecek ve birlikte ayaküstü sohbet edecek. Ayaküstü sohbetlerini kısa tutacak ve her konuştuğuyla sohbeti “Get Allah işini rast getirsin” diyerek bitirecek.

Ve giderek yavaş yavaş insan kalabağının arasında kendini unutturarak elleri arkasında tüm gözlerden uzaklaşacak.

Günlerden Çarşamba, her hafta olduğu gibi sohbet yapılan derneğin yolunu tutmaktayız ve birazdan vardığımızda önünde hazırlanmış olan sandalyelere kurulacağız. Sohbete her zaman olduğu gibi hal hatırla başlayacağız ve sohbet esnasında her zaman uzaktan görsek de tanıyacağımız beyaz arabasıyla derneğin önüne yanaşacak olan Kerbelayi Hüseyin Amcanın gelişini bekleyeceğiz.

Vakit ilerleyecek ve ilerledikçe sohbetlerimiz kısa olacak. Her zaman olduğu gibi konuşmak için sohbet açmaya kalksak da birazdan her sözümüzün sonu yerini suskunluğa bırakacak. Önümüze çaylar konulacak ve her boşalan bardak tekrar çayla dolacak.

Vakit suskunluğumuza inat akıp gidecek dostlar Kelbayi amcanın gelişini beklercesine gözlerini yollara dikecek. Dostlar yavaş yavaş gelecek ancak geldikleri gibi de yavaşça çekip gidecekler.

Ve neden sonra kısık sesle sinezenler okunmaya başlayacak, başlar önlere eğik eller sinelere kalkıp inecek.”Ya Hüseyin” nidalarını yüksek sesle söyleyeceğiz her zaman olduğu gibi, ve ellerimizin sinelerimize vuruşundan anlayacağız ki, her zaman beklediğimiz Kerbelayi  Hüseyin Amcamız bir daha gelmeyecek… 

Muharrem geldi geçti, ne varsa aldı gitti

Tuttuğumuz yaşlı ve çatlak eller vardı büyüklerimizin

Hepsi zamanla toprak oldu gitti…

FATİH KAHRAMANİ