Sizlerin huzurunda olmaktan mutluluk duyuyoruz ve akli ve mantıki usullere dayalı sözleri duymak ve kabul etmek insan için bir kemaldir. Eğer genel anlamda bir insan için yüceliş ve tekâmül sebebi tasavvur edilse, bu hak sözü duymak ve kabul etmekten başka bir şey olamazdı.
Eğer bir insanı bir hakikatle özetlemek istesiniz, düşünce ve tefekkürden başka bir şeyle özetleyemezsiniz. Mevlana’nın dediği gibi:
Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,
Geriye kalan et ve kemiksin,
Gül düşünür gülistan olursun,
Diken düşünür dikenlik olursun,
Eğer insandan düşünce ve kültürü alırsak, insanda kemik, damar, kas ve etten… başka bir şey kalmaz. İnsanın hakikati et, kemik vb. değil, fikir ve düşüncedir.
Kur'an-ı Kerim’in inişi “İkra” ayetiyle başlıyor ve Allah-u Teala Kur'an’da ilk olarak oku emrini veriyor. Bu okuma dinlenmek için ve dinlemekte okumaya dayalıdır. Bir şey okunmadığı durumda dinlenmez ve dinlenmediği sürece de okumanın bir faydası olmaz.
İlim, Peygamber Efendimizin (s.a.a) Mucizesi
İslam’dan önce Peygamberlerin; örneğin Hz. Musa’nın (a.s) asasını atarak ejderhaya çevirmesi veya Hz. İsa’nın (a.s) ölüleri diriltmesiyle dikkatleri üstlerine çeken ve akılları hayran bırakan mucizeleri vardı. İslam Peygamber’inin (s.a.a) mucizesi ise ilimdir ve kitaptır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.a) mucizesi “ikra” ve “Elif Lam Mim”dir. Bu insanların fethedebileceği en yüksek zirvenin ilim, düşünce ve kültür zirvesi olduğu manasına gelmektedir. Bizim dinimiz akıl ve mantık dinidir.
Bizler delilsiz konuşmamız lazım
İslam dini delil dinidir ve başkaları tarafından söylenen sözler içinde delil talep eder. Zira ayeti kerimede Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz (iddianızı ispat edecek) delilinizi getirin.” (Bakara 111)
Ne bizler delilsiz konuşalım ne de sizler delilsiz sözler sarf edin. Delilsiz söylemleri kabul etmediğimiz gibi sizlerin de bizden delilsiz sözlerimizi kabul etmenizi beklemeyiz.
İslam aleminin büyük düşünürlerinden İbni Sina şöyle söylemektedir: Eğer bir insan delilsiz bir sözü kabul ederse veya delilsiz ret ederse o şahıs insanlık fıtratından dışına çıkmış olur. Zira bizim dinimiz delil ve istidlal dinidir. Eğer tevhit hakkında konuşuyorsak delili olduğundan dolayıdır. Aynı şekilde nübüvvet, mead ve imamet hakkında konuşuyorsak akli kesin delillere dayalı olmasından dolayıdır.
Bir insan akıl, vehim ve hayallerinin afetlerinden uzak aklı ile baş başa kalsa kesinlikle doğru yolu ve hakkı bulacaktır.

Ayetullah Ramazani ayrıca Allame Hasan Zade Amuli hakkında şu ilginç nükteyi paylaştı: Allah-u Teâla, İslam âleminin büyük düşünür ve ariflerinden olan üstat Allame Hasanzade Amuli’yi muhafaza etsin. Kendileri buyurmuştu: “Şu ana kadar kabul ettiğim inanç ve akidelerin; annem, babam, kavim ve kabilemden yahut halkı taklit üzere olabileceği veya onlardan etkilenebileceği aklıma gelir gelmez, bütün inançlarımı ve annem, babam, kavim ve kabilemden aldıklarımın hepsini öperek bir kenara bıraktım. Daha sonra aklımı kullanarak kendi iç dünyamın karmaşıklıkları arasında hakla batılı bulma kararı aldım.
İslam öncesi ve sonrası; Budizm’den Hristiyanlığa ve Yahudilikten ateşe tapanlara ve Amerikalı Kızılderililere… olmak üzere batı ve doğu dinleri hakkında yazılan bütün kitapları bir araya getirdim. Daha sonra okumaya ve incelemeye başladım ve uzun bir zamanımı bu kapsamlı araştırmaya adadım.
Bu inanç ve düşünceler üzerine yaptığım uzun araştırmalardan sonra, onları Kur’an, Ehlibeyt ve İslami öğretilerle yan yana koydum. Abartısız ve mübalağa etmeksizin şunu söylemeliyim ki, araştırdığım diğer kitaplar içinde dağınık bir şekilde gördüğüm güzel ve doğru inançların hepsinin daha iyisi ve kâmili Kur’an-ı Kerim’de bulunmaktaydı.
Ayrıca diğer inançların kitapları vehim, hayali, mantık dışı ve rasyonel olmayan kuruntularla dolu iken, Kur’an-ı Kerim, Peygamberin (s.a.a) sünneti ve masum imamların (a.s) öğretilerinde onlardan eser yoktu.
İşte o zaman ben yeniden İslam dinine müşerref oldum ve İslam dini mezhep ve fırkaları ve aynı zamanda Şia fırkaları arasında, onur ve şeref sahibi ve güvenilebilecek tek mezhebin 12 İmam Şia’sı mektebinin olduğuna gördüm ve günümüzde de insanı kamil ve bizim dayanağımız olarak İmam Zaman Mehdi'yi (a.s) söyleyebiliriz.
Diğer din ve mezheplerin ne nübüvveti bizim nübüvvetimiz gibi kuşatıcı ve ne de bizim zamanımızda hazır olan İnsanı kamil düşünce ve inancı onlarda var. İşte bundan dolayı ben yeniden İslam dinine ve Şia mezhebinin on iki imam inancına sahip olan fırkasına müşerref oldum. Bundan dolayı güneşin varlığından şüphe etmediğim gibi dinimin hakkaniyeti noktasında zerre kadar şüphem yoktur.”
İşte bu şahıs ve insan, semeresine ulaşmıştır ve hem dünyasını en iyi şekilde abad edecek ve hem de ahireti için en iyi şekilde hazırlık yapacaktır.
Henry Corbin’in Allame Tabatabai’ye verdiği cevap:
Belki de Henry Corbin’in adını duymuşsunuzdur. O Fransalı bir düşünür, bilim adamı ve oryantalisttir. Henry Corbin, inkılaptan önce Allame Tabatabai ile uzun bir söyleşi yapmıştır. Henry Corbin önceleri Hristiyan’dı ama sonraları (zahiren) Müslüman oldu ve İslam fırkaları arasından direk Şia mezhebini seçti.
Merhum Allame Tabatabai ona İslam dini fırkaları arasından neden direk Şia mezhebini seçtiğini sordu? Henry Corbin cevabında fırka ve mezhep olarak sadece Şia mezhebinin bir sahip ve onuru bulunduğunu anladığım için dedi.
Gerçekten de böyle. İnsan Allah’a inandığında ve dinler arasında yeni, genç ve güncel bir dine sahip olursa ve imam olarak da yaşayan ve hay bir dayanacağı olduğunda ve o imamın naipleri olarak taklit merciler, ulema, ariflerin varlığından haberdar olması az nimet değildir. Bizim mezhebimizde bütün bu nimetler bir arada bulunmaktadır.

İslam dini kadar hiçbir din, insanı akıl etmeye ve düşünmeye davet etmemektedir
Dinler arasında İslam dini kadar hiçbir din sizi akıl etmeye ve düşünmeye yönlendiremeyeceğini bilmelisiniz. Çünkü İslam dini hiçbir zaman akletmekten zarar görmemiştir. Her ne kadar aklın peşine düşerseniz o kadar İslam dininin hakkaniyeti aşikar olur; zira İslam dini her zaman mümin ve mütedeyyin insanlara daha fazla düşünmeyi ve anlamayı tavsiye etmiştir.
İslam dininin insanları akıl etmeye ve düşünmeye davet ederek kimseyi kandırmadığı, hakkaniyetinin en iyi delilidir; zira fikir ve düşünmeye engel olunması yalan yanlış sözlerin ortaya çıkması ve başkalarının anlamasından korkan kişiler için geçerlidir. Bizim bütün ayet, rivayet ve âlimlerimizin sözlerinde her zaman düşünceden bahsedilmektedir; zira düşünmeye davet etmekten bir zarar görmeyecekleri noktasından emindirler ve onun için sayıları günden güne artmaktadır.
Bayan Dayzi’nin, Ayetullah Ramezani’nin İslam'da tefekkür ve akletme hakkındaki sözleri tercüme edilirken dikkatlice dinlemesinden bu sözlerin onun için özel bir cezzabiyeti olduğu anlaşılmaktadır.
Dayzi: İslam dini hakkındaki bu açıklamalardan, huzur buldum
Bayan Dayzi: Acaba din benim için nihai bir cevap mı yoksa daha fazla araştırma yaparak derinleşmem mi gerekiyor?
Ayetullah Rameazani: Daha fazla araştırma ve derinleşmemiz için birbirimize yardım etmeliyiz.
Dayzi: Çin’de bir dinimiz yok, şimdi siz söyleyin İslam dininde önce araştırıp sonra mı kabul etmeli yoksa önce kabul etmeli sonra mı araştırmalı? Sizce hangisi daha makul?
Üstad Ramazani: Önce araştırmalı sonra kabul etmeli ve mantıksal seyri de budur.
Dayzi: Ben din konusunun çok ciddi ve taassubi bir konu olduğunu düşünürdüm, ama şimdi birlikte ve samimi bir ortamda oturulabileceğini görmem ve İslam dinini kabul etmede tefekkür ve düşüncenin öneminin bana aşikâr olmasından dolayı bu hususta kendimi daha rahat hissediyorum. Daha önceleri dindarlığın taasubi olduğunu tasavvur ediyordum ve bu konuda bende stres yapıyordu, ama şimdi İslam dinine karşı düşüncelerim değişti ve kendimi rahat hissediyorum.
Orada bulunanlardan Almanya’da tahsil görmüş birisi, bayan Dayzi’nin sözlerini onaylayarak Irak ve Suriye’de meydana gelen olaylardan dolayı İslam ülkeleri sınırları dışında İslam dinine karşı şiddetli propagandalar yürütüldüğünü vurgulayarak, böyle bir durumda dünya insanlarının İslam’ı seçmesi çok zor olmaktadır. Hakikaten, İslam dinini tahrip etmek için bütçeler oluşturuyorlar.
Müslüman olmak için gerekli mukaddimeler
Tevhidi; Allah’ın birliği ve Hz. Muhammed’i (s.a.a) son peygamber olarak kabul etmek İslam diniyle şereflenmek için gerekli ve ilk adımdır.
Üstat Ramazani bayan Dayzi’den, sade örneklerle alemin yegane yaratıcısı olarak Allah’ın birliği hakkındaki inancını sordu. Dayzi bir dinin mensubu olmadığı halde, alemin bütünü için bir kaynağın olduğuna, alemdeki her şeyin o kaynaktan etkilendiğine ve her kesin o mutlak kudretle irtibat halinde olduğuna inandığını dile getirdi.
Ayetullah Ramazani: Bizlerde bu inanca sahibiz; her birimiz ve alemdeki her zerre, güneş ışınlarının güneşten kaynaklanması ve güneşte yok olması örneğinde olduğu gibi bir kaynaya bağlıyız.
İslam'da huzur, itidal ve uyum ilkeleri
Dayzi, Budizm’de sakinleştirmek için huzur, itidal ve uyumluluk konusu bulunduğunu dile getirerek, İslam’da böyle bir ilkelerin var olup olmadığını sordu?
Üstat Ramazani: Evet Allah’u Teâlâ Kur’an’da bu konuya şöyle değinmiştir: “Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d 28)
İtidal noktasında ise Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır: “Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.” (Bakara 143) Orta ümmet ne ifrat ve ne de tefrit… gerçek ve hakiki itidal İslam dininde bulunmaktadır.
Uyumluluk hakkında ise ayeti kerimede şöyle buyrulmaktadır: “O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?” (Mülk 3) Ayette, yaratılmışların birbirinden habersiz yada birbiri ile uyumlu olmadığını (tefavut) görmezsiniz buyurmaktadır. Gökyüzü yeryüzü ile ve yeryüzü gökyüzü ile uyumluluk içerisindedir. Hiçbir uzuv başka bir uzvu İslam dininde bu uyum hem yaratılışta ve hem de ahkamlarda bulunmaktadır.
İslam dininin diğer dinler hakkındaki görüşü
Dayzi: İslam dininin diğer dinler hakkındaki görüşü nedir?
Ayetullah Ramazani: İslam’a göre her din kendi zamanında haktılar. Yahudilik ve Hıristiyanlık kendi zamanlarında hak idiler.
Ama kamil bir din olarak İslam dininin gelmesiyle zamanımızda başka bir dine yer kalmadı. Mesela üniversiteden mezun olan bir öğrenci için ilkokula gitmesi bir anlam taşımadığı örneğinde olduğu gibi. Eğer baştan sona dünyaya baksanız, İslam dininin insanın bütün hayatını kapsayan kanun ve esaslarla dolu olduğunu görürsünüz.
Bayan Dayzi bu konuları dinledikten sonra Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlamak ve İslam dini hakkında derin araştırma ve incelemeler yaptıktan sonra iman getireceğine karar verdi.
ABNA.İR