23 Şubat 2014 - 20:30
Emeli Uzun Olanın Ameli Kötü Olur

Uzun arzulara dalmak, insanı ahlaki erdemlerden uzaklaştırıp onu dünyevileştirdiği için kötü hasletlerden sayılmıştır. Uzun arzular insanı Allah’tan uzaklaştırır, şeytana yaklaştırır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Elbette arzu etmek özü itibarıyla kötü bir şey değildir. Hatta yaşam çarkının dönmesi ve insanların çalışıp üretken olmaları için gerekli olan bir duygudur. Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Emel/arzu ümmetim için bir rahmettir; eğer emel/arzu olmasaydı hiçbir anne çocuğuna süt vermezdi ve hiçbir bahçıvan tek bir fidan dahi dikmezdi.”

Hz. İsa Mesih hakkında da şu kıssa anlatılır: Bir gün dinlenmek için bir yerde oturduğunda çok yaşlı bir adamın elindeki kürekle çalıştığını gördü. Hava oldukça sıcaktı ve yaşlı adam büyük bir şevkle çalışıyordu. Hz. İsa (a.s) elini semaya kaldırıp şöyle dua etti: “Allah’ım! Bu adamın arzusunu al!” Hz. İsa, daha duasını tamamlamadan yaşlı adamın elindeki küreği attığını ve oradaki bir ağacın altına sırt üstü uzandığını gördü. Bunun üzerine şu duayı etti: Allah’ım! Arzu ve ümidi ona geri ver! Yaşlı adam hemen yerinden kalkıp tekrar çalışmaya başladı. Hz. İsa, adamın yanına gelip ona iki farklı hareketi sergilemesindeki sebebi sordu.

Yaşlı adam şu cevabı verdi: Önce düşündüm ki ben yaşlı bir adamım; bugün veya yarın öleceğim. O halde ne diye bu sıcak havada zahmet çekiyorum ki?! Küreği attım ve gidip yattım. Fakat çok geçmeden şöyle düşündüm: Benim daha uzun yıllar yaşamayacağım nereden malum? Benim gibi nice insanlar uzun yıllar yaşadılar. İnsan yaşadığı sürece haysiyetli bir hayat istiyorsa ailesinin geçimini sağlamak için çalışmalıdır. Bu düşünceyle yerimden kalkıp çalışmaya devam ettim.

Dolayısıyla toplumların kalkınmasında o toplumları oluşturan insanlara gelecekle ilgili ümitler telkin etmenin ciddi etkisi vardır.

Yani insanları harekete geçiren, onlarda çalışma azmi ve şevkini oluşturan şey emeldir/arzudur. Fakat bu haslet aynen gökten inen ve türlü ürünlerin bitmesini sağlayan rahmet yağmurunun damlaları gibidir. Yağmur nasıl haddinden fazla yağıp sele dönüştüğünde zararlı oluyorsa ümit ve arzu da haddini aştığında insanın helak olmasına yol açmaktadır.

Bu yüzden Kurân ve hadislerden kınanan şey “arzu” değil, “arzunun uzun olmasıdır.”

Bu konuda Kurân-ı Kerim’de birçok ayet vardır. Bunlara bir örnek olarak Ad ve Semud kavminden söz eden Şuara suresinin 123 ila 158. ayetlere kadar olan bölümü gösterebiliriz.

Bu ayetler dikkate alındığında söz konusu iki kavmin helak olmasına yol açan şeyin uzun arzulara dalarak dünyevileşmeleri olduğu görülür. Bu ayetler mealen şöyledir:

Ad (kavmi) de peygamberleri yalanladılar. Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: "(Allah'tan) korkmaz mısınız? Kuskusuz, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, sadece âlemlerin Rabbine aittir. Her yüksek yere boşuna bir abide mi dikiyorsunuz?! Ve ebedi kalmak arzusuyla sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?! Güç kullandığınızda, zorbalar gibi davranıyorsunuz. Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Sizi bildiğiniz şeylerle destekleyenden korkun. O; davarlar, oğullar, bahçeler ve pınarlarla sizi destekledi. Sizin dehşetli bir günün azabına yakalanmanızdan endişe ediyorum. Onlar, "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da, bizim için birdir." dediler. "Bu, öncekilerin geleneğidir." "Biz cezalandırılmayız." Böylece onu yalanladılar; biz de onları yok ettik. Kuşkusuz, bunda bir ders vardır; ama onların çoğu iman edecek değillerdir. Gerçekten senin Rabbin üstündür ve sürekli merhamet edendir. Semud (kavmi) de peygamberleri yalanladılar. Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "(Allah'tan) korkmaz mısınız?" "Kuşkusuz, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim." "Allah'tan korkun ve bana itaat edin." "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, sadece âlemlerin Rabbine aittir." "Burada bulunan nimetler arasında güven içinde mi bırakılacaksınız?!" "Bahçelerde ve pınar başlarında?!" "Ekinlerde ve salkımları güzel hurma ağaçları arasında?!" "Dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz." "Allah'tan korkun ve bana itaat edin." "Aşırı gidenlerin emrine uymayın." "O aşırı gidenler ki yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar da ıslah etmezler. Onlar dediler ki: "Sen, sadece büyülenmiş birisin." "Sen ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söylüyorsan, bize bir ayet (mucize) getir." (Salih,) "İşte bu dişi bir deve! Onun bir su payı vardır; belli bir gün de su payı sizindir." dedi. "Sakın ona bir kötülük etmeyin; yoksa korkunç bir günün azabı sizi yakalar."

Nihayet onu kestiler; ama sonra pişman oldular. Sonuçta azap onları yakaladı. Gerçekten bunda bir ders vardır; ama onların çoğu iman edecek değildir. (Şuara 123-158)

Dikkat edilecek olursa bu ayetlerde sözü geçen iki kavmin başına bela olan hasletin uzun arzulara dalarak tamamen dünyevileşmek olduğu görülür. Bunlar dünyevileşmenin sonucunda Hud ve Salih peygamberin karşısına dikilip onları inkâra kadar gittiler. Yani kırmızıçizgiyi asla dikkate almadılar.

Yüce Allah bu iki kavmin durumunu bize hikâye olsun diye anlatmıyor. İbret alalım diye anlatıyor. Yani bizler de eğer uzun arzulara kapılacak olursak artık hiçbir kırmızıçizgiyi dikkate almayız; arzularımıza ulaşmak için her yolu mubah görme gafletine düşebiliriz.

Uzun Arzuların Olumsuz Sonuçları

1- Birçok günahın kaynağını uzun arzular oluşturmaktadır.

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Emeli/arzusu uzun olanın ameli kötü olur.

Bir diğer hadisinde de şöyle buyurmuştur: Emeli/arzusu kısa olanın ameli güzel olur.

2- Arzuların uzaması kalbin katılaşmasına yol açar.

Hadid suresinin 16. ayetinde geçmiş ümmetlerin uzun arzu neticesinde kalplerinin katılaştığından söz etmiştir. Arzunun uzaması insanı Allah’tan gaflete düşürür ve onu dünyaya düşkün hale getirir. Bu da doğal olarak onun kalbini katılaştırır.

Yüce Allah Hz. Musa’ya hitaben şöyle buyurmuştur: Ya Musa! Dünyada arzunu uzatma ki kalbin katılaşır ve kalbi katı olan kimse benden uzaktır.

İmam Ali (a.s) da şöyle buyurmuştur: Her kim ebedi olarak yaşamayı arzu ederse kalbi katılaşır ve dünyaya rağbet eder.

3- Uzun arzular ölümü unutturur.

Peygamberimiz (s.a.a) ve İmam Ali’den (a.s) nakledilen hadiste şöyle geçmiştir: Arzunun uzaması ahreti unutturur.

Ali (a.s) bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur: Ölümü en az hatırlayanlar, arzusu en fazla olanlardır.

4- Uzun arzular meşakkatli bir yaşamı beraberinde getirir.

İnsanın arzusu ne kadar uzun olursa onu gerçekleştirmek için çekeceği zahmet ve kaygılar da bir o kadar uzun olacaktır.

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Arzusu çok olanın yorgunluk ve zahmeti de çok olur.

Bir diğer hadisinde de şöyle buyuruyor: Dünyaya rağbet etmek yorgunluğun anahtarıdır.

5- Uzun arzular insanın zillet içinde olmasına yol açar.

İnsan ulaşmak isteyip de ulaşamadığı lezzetlerden dolayı zillet duygusuna kapılır. Emirulmuminin (a.s) şöyle buyurmuştur: Erkeklerin zilleti arzulara ulaşma ümidinin kayboluşundadır.

6- Nimetlerden mahrum kalmak.

Uzun arzuları olan insanların birçoğu bu arzularına ulaşmak yolunda “işten artmaz dişten artar” hesabıyla yaşadıkları zamanın birçok nimetinden kendilerini mahrum ederler. Kendilerine ve ailelerine karşı cimri olurlar. Sadece mal biriktirmeye koyulurlar. Böylece kendileri için meçhul olan bir geleceğin kaygısıyla yaşadıkları anın birçok nimetinden mahrum kalırlar.

7- Uzun arzular gerçekleri idrak etmenin de önünde bir engeldir.

Zira uzun arzulara kapılan kişi benliğini unutur; kim olduğunu, nereden geldiğini, nerede olduğunu, sorumluluğunun ne olduğunu unutur. Kendi eliyle kendi basiretini kapatmış olur.

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Arzular basiret gözlerini kör eder.

8- Uzun arzular nimetlere nankörlük sebebidir.

Uzun arzulara dalan kişi, elinde bulunan nimetleri görmezden gelerek onlara nankörlük eder. Elindeki nimetlere şükretmesi gerekirken elinde bulunmayan nimetler için hırsa kapılır.

Emirulmuminin İmam Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur: Uzun arzulardan kaçının; zira arzular, Allah’ın sizin yanınızda bulunan nimetlerindeki görkemi silip götürür; onları küçümsemenize ve az şükretmenize yol açar.

Son olarak “Bu kötü hasletten nasıl kurtulabiliriz” sorusuna cevap verelim. Bu kötü hasletin sebebi, cehalettir. Eğer kendimiz, dünya, ölüm, Allah’ın kudreti, ahretteki mükâfatlar vb. konulardaki cehlimizi giderir ve akılla buluşursak Allah’ın izniyle bu kötü hasletten kurtulabiliriz.

Rabbim bizleri meçhulümüz olan geleceğin arzu ve kaygısıyla yaşadığımız andan gaflete düşenlerden eylemesin…

Mikail Gürel