13 Mart 2014 - 12:47
Siyasal İslam Kıyamete Kadar Bakidir

Allah'ın adıyla (Yazımız "siyasal İslâm'ın iflası" propagandasına bir reddiyedir...) İslâm ve insanlık düşmanlarının en önemli özelliklerinden biri de görmek istemediklerini karalayıp itibarsızlaştırmaktır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Genel bir kural ve bir darb-ı mesel olarak, "Kötü örnek, örnek değildir" ama bunlar tarihte ve günümüzde menfî bir takım örnekleri malzeme yapıp, "İşte bakın siyasal İslâm iflas etmiştir" diyerek bu minvâl üzere sürdürdükleri propagandalarla insanların zihinlerinde ümitsizlik, yılgınlık ve mağlubiyet algısı oluşturmaya çalışmaktadırlar.

Bu propagandanın elbette ki çok yönlü tarihî arka plânı vardır. Örneğin Tevrat ve İncil tahrifata uğramadan önce toplumsal düzenin tanzimine yönelik hükümler ihtiva etmekteydi. Ki tahrifat sonrasında da kısmî hükümler yürürlükteydi. Ancak bu hükümler toplumlar üzerine baskı unsuruna dönüşmüştü.  Bu nedenle Batı Hıristiyan toplumu din despotizminden yani Engisizyon'dan kurtulmanın yollarını aramış ve adına "Rönesans" dedikleri devrimi, Miladî 1789 yılında gerçekleştirip, laiklik ilkesi ile Hıristiyanlığı siyasal hayattan soyutlamışlardır. Artık bu tarihten sonra Batılı halklar nezdinde din siyasî anlamda iflas etmişti.

Bu mantık ve bu bakış açısından yola çıkan Batı öykünmecilerimiz Emevî İslâm'ını ve günümüzdeki yansımalarını malzeme yapıp, "Siyasal İslâm iflas etmiştir" diyerek aziz İslâm dinimizi sosyal ve siyasal hayattan elimine ve ekarte etmeye teşebbüs etmişlerdir. Osmanlının bakiyesi olan Türkiye topraklarında laiklik uygulaması bu mantığın tezahürüdür. Ancak bu uygulamalara ve sürekli yapılan tezvirat içerikli propagandalara rağmen Müslüman halkımızın akil ve âlim insanları siyasal İslâm'a ilişkin sürekli bir arayış içerisinde olmuşlardır. Elbette ki bu arayış sadece Anadolu topraklarıyla sınırlı değildir. Mısır'da İhvan-ı Müslimin, Pakistan'da Cemaat-i İslâmî, Bosna'da Müslümanski Snage bu arayışın birkaç örneğidir. İran İslâm Cumhuriyeti ise bu arayışın zafere erişmiş hâlidir.

 İslâm düşmanlarının son 30-35 yıllık çabası ise İran İslâm inkîlâbını dünya Müslümanları nezdinde tecrid etmeye matuftur. Zira bunlar İran kalelerini kaybetmiş bulunmaktadırlar. Bu nedenle menfi propagandaları, İran dışındaki Müslüman halkların İslâm Devrimi'ne öykünmelerinin önüne geçme çabasıdır. İslâm Devrimi'nin diğer bölge halklarına emsal olmaması için "siyasal İslâm sadece Şiiliğe özgü bir durumdur" diyerek bu düşünceye ket vurulmaya ve bu düşünceyi İran coğrafyasında hapsetmeye  çalışmaktadırlar.

Hatırlanacağı üzere Oliwer Roiy bu bağlamda "Siyasal İslâm'ın İflası" adında bir kitap yazmıştı. Söz konusu yazarın içimizdeki zihindaşları ise bu konuda yüzlerce makale yazmışlardır. Bu insanları kısmen anlıyoruz. Zira bunlar seküler mantaliteyi benimsemiş ve laikliği yaşam biçimine dönüştürmüş kişilerdir. Ancak son zamanlarda bizi üzen, bizim içimizi dilhûn eden bir başka hususla karşı karşıyayız. O da şudur: 17 Aralık operasyonunu ile Cemaat ve AK Parti arasındaki niza ve cedel ortaya çıktıktan sonra, Cemaat'in sözcülüğünü yapan yayın organlarının hep birlikte, Oliwer Roiy ile ağız birliği yapmışlarcasına AKP nezdinde İslâm'ın siyasal yönüne saldırmaya başlamalarıdır. Oysa AKP siyasal İslâm'ı referans almamaktadır. Mevcut laik rejim zaten buna müsaade etmemektedir. Şu hâlde AKP nezdinde siyasal İslâm'a saldırı tamamen tenakuzdur ve kabul edilebilir bir durum değildir.

 Tarihte birçok örneği olduğu gibi, bir takım yöneticilerin İslâm dışı uygulamaları asla İslâm'a mal edilemez.

İslâm'ın kötü yöneticilerin elinde baskı unsuruna dönüştürülmesi ayrı bir olaydır, İslâm'ın siyasî anlamda yetkinliği, evrenselliği ve zamanüstü oluşu ayrı şeydir. İstismar edilmiş diye ondan vazgeçmek olur mu? Önemli ve asıl olan, İslâm'a siyasal yönüyle  (bütün kurum ve kurallarıyla) topyekûn olarak sahip çıkmaktır. Ki bu imânî bir meseledir. Ama ne yazık ki, Müslüman halkımıza empoze edilmek istenen siyasal İslâm'ın miadını doldurduğuna dair manipülasyon ve tezviratlardır. Üstelik bunu İslâm adına ortaya çıkmış olan sözüm ona Cemaat yapmaktadır. Tayyip Erdoğan seçim propagandası olarak yaptığı konuşmasında Fethullah Gülen’i hedef alarak, "Âlim dediğin dış mihraklarla işbirliği yapıp vatanına ihanet eder mi?" diye soruyor. Biz de soruyoruz: Âlim dediğin İslâm'a ihânet eder mi?

Tayyip Erdoğan eleştiri dozajını her geçen gün arttırarak sürdürmektedir. "İnlerine gireceğiz." "Bunlar Haşhaşî, bunlar bizi sırtımızdan hançerledi." "Bunlar İsrail ve Amerika ile işbirliği yapmaktadır." "Bunlar millî irade hırsızlarıdır." "Bunlar insanların en mahrem alanlarını gözetlemekte ve dinlemektedirler." "Bunlar bir takım mahrem bilgileri İsrail ile paylaşmaktadırlar." "Bunlar Erbakan'ı da hazzetmiyorlardı ve bu nedenle 28 Şubat'çılara çanak tuttular." "Bu medeniyet sahte peygamberleri, içi boş âlimleri her zaman tarihin çöplüğüne atmıştır ve yine atacaktır." "Bunlar adı paralel yapı olan virüstür ve birliğimizi bozmak için ortaya çıkmıştır." "Bu medeniyet içi boş alim müsveddelerini bünyenin virüsü reddettiği gibi reddetmiştir."  "Bunlar şimdi de CHP ve MHP ile iş tutmaktadırlar. Oysa o CHP ki camilerimizi eşek ahırına çevirmişti, Kur'ân kurslarını kapatmıştı, başörtüsünü yasaklamış, ezanı Türkçe'ye çevirmişti."

17 Aralık operasyonu sonrasında gündeme gelen bütün bu itham ve açıklamalar, aslında bizim uzun yıllardır dile getirdiğimiz "Cemaat'in İslâm diye bir hassasiyeti ve İslâm diye bir derdi yoktur" gerçeğini teyid etmektedir. Ve bu nedenledir ki, son zamanlar, yani bütün niyetleri ifşa olduktan sonra aziz İslâm'a yönelik tezviratları artık aleni olarak sürdürmektedirler. Bu demektir ki ipleri koparmış ve köprüleri atmış bulunmaktadırlar. Aslında buradan çıkan sonuç Amerika'nın "Siyasî yönü olmayan ılımlı İslâm projesi" iflas etmiş bulunmaktadır. Siyasal İslâm ise bütün bir heybetiyle varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Sonuç olarak diyeceğimiz o ki, ilâhî bir nizam olarak İslâm siyasî yönüyle de Yüce Rabbimizin teminatında kıyamete kadar müntesiplerinin açmazlarını çözümlemeye ve yollarını aydınlatmaya devam edecektir... Kâfirler, facirler ve münafıklar istemese de Rabbimiz nûrunu tamamlayacaktır.

Ali Erdem / rasthaber