16 Haziran 2014 - 18:17
İslamcıların(!) tiksinti veren heyecanı

Sünnilerin inançlarını yaşamaları mı, medeni ve anayasal haklarını kullanmaları mı engelleniyor? Sünnilere nasıl bir baskı yapıldığını bilen varsa anlatsın. Türbeleri, camileri, matem merasimleri bombalanan, onbinlerce masum insanın katliama uğratıldığı mahalleler Şiilere mi ait yoksa Sünnilere mi?

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bismillah

Irak’taki son gelişmeler ve IŞİD terör örgütünün bazı şehirleri işgal etmesiyle birlikte heyecanlarını gizlemeyen sözde İslamcıların gerçek mahiyeti de daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu durum gerçi yeni değil ve tarihseldir. Geçmişteki yanlışları görmek istemeyen, anlamak yerine üstünü kapatmayı tercih ve tavsiye edenlerin bu zamanda ve gelecekte doğru bir tavır takınmalarını beklemek boşunadır.

Ne yapacağını, nereye varacağını bilmeyen; yarın için, ülkenin, bölgenin, dünyanın geleceği için herhangi bir plan ve programı olmayan ve tek amacı iktidara ulaşmak olanların İslamcılığı da çok doğal olarak katliamla iktidar elde etmeye çalışan IŞİD’e muhabbet beslemekle sonuçlanır. Ortada iktidardan başka bir amaç yoksa ve bunu IŞİD birkaç günde kazanıyorsa böyle bir güce alkış tutmalarına şaşırmamak gerekir.

Muhafazakarından radikaline, particisinden sözde devrimcisine(!), ümmetçisine kadar İslamcı geçinen grup ve çevrelerin sözlerine ve yazdıklarına bakınca insan gördüğü basiretsizlik ve ilkesizlik karşısında tiksinesi geliyor.

Daha düne kadar Esed’in adamları olarak tanıttıkları IŞİD teröristleri aniden devrimci, direnişci, zulme başkaldırıcı oluverdiler! Bazıları açıkca ifade etmekten utansa , eskiden yazdıklarına çelişki oluşturur endişesine kapılsa da hepsinin ortak görüşü IŞİD’in haklılığını açıktan veya dolaylı olarak tevil etmek yönünde.

Kanıtları da hazır, Nuri El-Maliki diktatörmüş!

Nasıl yani? Seçimle işbaşına gelmiş bir başbakan nasıl diktatör oluyor? Girdiği her seçimden ilk parti olarak çıkmak ve koalisyon hükümeti kurarak başbakan olmak diktatörlükse dünyada diktatör olmayan lider yok o zaman. Başbakanlığı bırakmıyormuş! O zaman başta Erdoğan olmak üzere birkaç dönem başbakanlık yapanların Maliki’den daha çok diktatör olarak anılması gerekirdi.

Sünnilere baskı yapıyormuş!

Nüfusun % 15-18′ini oluşturan Arap sünnilere Meclis başkanlığı, cumhurbaşkanlığı yardımcılığı, başbakan yardımcılığı, ordu kuvvet komutanlığı, bakanlıklar, eyalet valilikleri verilen bir ülkede nasıl baskı yapılırmış acaba?!

Nüfusun %20′sini oluşturan Kürt sünnilere cumhurbaşkanlığı, dışişleri ve başka bakanlıkların verildiği, bölge yönetimi başkanlığından eyalet valiliğine kadar birçok makamın verildiği veya tanındığı bir ülkede nasıl baskı yapılıyormuş acaba?!

Bölgenin ve dünyanın hangi bir ülkesinde bu derecede bir adil paylaşım görülmüştür? Dünyanın neresinde nüfusun en az %60′ını ve parlamentoda çoğunluğu oluşturanlar daha az güce sahip olanlara bu kadar toleranslı davranır?

Sünnilerin inançlarını yaşamaları mı, medeni ve anayasal haklarını kullanmaları mı engelleniyor? Sünnilere nasıl bir baskı yapıldığını bilen varsa anlatsın.

Türbeleri, camileri, matem merasimleri bombalanan, onbinlerce masum insanın katliama uğratıldığı mahalleler Şiilere mi ait yoksa Sünnilere mi?

Peki sorun nedir?

Saydığımız bunca toleransa, özgürlüğe ve sabırlılığa rağmen padişahlık, krallık ve diktatörlük dönemlerinin efendisi, seçkinleri konumundaki Irak’lı Sünni Araplar halkın iradesinin yansıdığı yeni döneme tahammül edememekteler. Oyuncağı elinden alınmış şımarık çocuk misali sızlanıp durmaktalar.

Direniş Cephesinin yumuşak nüfuzuna tahammül edemeyen emperyalist güçler ve Irak üzerinde nüfuz sahibi olmaya çalışan komşu ülkeler rejimleri ise Sünni Arapların bu şımarıklığını bahane ederek veya kullanarak yasal hükümete karşı kışkırtmaktadırlar. Bunların tek derdi ise müstekbir güçlere, uluslararası siyonizme karşı her geçen gün güçlenen direniş cephesidir.

Perde arkasındaki asıl planlayıcı ABD olmakla birlikte Türkiye’nin hayalperest dışişleri bakanının belirlediği dış siyaseti uygulayan hükümet ile ABD’nin en sadık kuklası Suudi krallığı ve Amerikan üssü durumundaki Katar emirliği Irak’taki karışıklığın sorumlusu durumundadır.

Onlarca terör operasyonunun planlayıcısı ve yüzlerce kişinin katili olarak yargılanan ve hüküm giyen El-Haşimi’yi inatla ve sırf Sünni olduğu için ağırlayan ve destekleyen hükümet Irak’ta masum kanlarının dökülmesine ortaktır.

Alevi/Nuseyri Beşar Esad rejimini yıkmak bahanesiyle Suriyeli muhaliflere ilaveten binlerce yabancı ruh hastası katili dünyanın dört bir köşesinden toplayıp getiren, eğitip silahlandırıp Suriye’ye sokanlar mazlumların kanının sorumlusudur ve bunun hesabını dünyada ve ahirette vereceklerdir. Çünkü bugün Irak’ta insanlık dışı her türlü cinayeti işleyenler dün Suriye’ye gönderilen ölüm makinalarıdır.

Suriye olmadıysa Irak verelim

Suriye hükümeti beklenin ötesinde direniş göstererek Batı müstekbirliği ve bölgedeki müttefik ve kuklalarının hesaplarını altüst etti. ABD ve İsrail’in aksine bölgesel aktörler açıkca ilan ettikleri üzere bütün hesaplarını birkaç hafta veya bir kaç ay üzerine yapmışlardı. Suriye hükümeti devrilecek ve Batı müttefiki bölge rejimleri Suriye’de işbaşına getirecekleri yeni hükümet aracılığıyla bölgedeki nüfuz alanlarını artıracak ve   direniş cephesinin güçlenmesini engelleyeceklerdi.

Daha Suriye krizinin başından beri amaç direniş cephesini yenilgiye uğratmaktı. Suriye ele geçirilseydi bu amaçlarına kolayca ulaşacaklardı. Bu olmayınca Suriye planına alternatif olarak Irak’ın batısındaki El-Anbar eyaletinde bir kukla Sünni devleti oluşturma planı hayata geçirilmeliydi.

Amerikan işgaliyle Irak’ın üç devlete bölünmesi projesi zaten gündemdeydi. Suriye meselesi ortaya çıkınca geçici olarak ertelense de gündemden çıkarılmış değildi.

Emperyalizm ve bölgedeki işbirlikçilerinin IŞİD ve Saddamcılar aracılığıyla yaptıkları son hamle işte bu plan doğrultusundadır.

Bizim basiret fakiri sözde İslamcıların açıktan ve gizli olarak bu son gelişmelerden ve katliamlardan memnun gözükmeleri ise Suriye’de elde edemediklerini Irak’ta kazanma arzu ve hayalinden başka bir şey değildir. Hayal diyoruz, çünkü planın düzenleyicileri ve uygulayıcılarının gündemindeki tek şey bölge üzerinde kendi lehlerine bir denge oluşturmak ve uğursuz planlarını hayata geçirmektir. Onlar açısından kırıma, katliama uğratılanın mezhebi önemli değildir.

Ama gel gör ki, iktidar hırsı ve hased hastalığı birçoklarının gözünü ve kalbini kör etmişe benziyor.

Ziya Türkyilmaz / rasthaber

Ekler