17 Eylül 2014 - 05:31
İran nasıl Amerika düzenini çökertiyor? (2)

Bu gün artık Amerika hegemonik süper güç olmadığı gibi süper güçte değildir. Birinci bölümde söylendiği gibi süper güç değerlerini haklı çıkaramamış olsada maddi ve askeri gücüne ve imkanlarına dayanarak siyasi denklemleri, çatışmaları ve porblemleri kendi menfaatına yönlendirebilendir. Bir başka deyimle süper güç eğer diğer ülkeleri ikna edemezse zorbalık ve siyasi ve askeri gücüyle onları teslim edebilir. Acaba Amerika bu pozisoyunda mıdır?

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bu gün artık Amerika hegemonik süper güç olmadığı gibi süper güç de değildir. Birinci bölümde söylendiği gibi süper güç değerlerini haklı çıkaramamış olsa da maddi ve askeri gücüne ve imkanlarına dayanarak siyasi denklemleri, çatışmaları ve porblemleri kendi menfaatına yönlendirebilendir. Bir başka deyimle süper güç eğer diğer ülkeleri ikna edemezse zorbalık ve siyasi ve askeri gücüyle onları teslim edebilir. Acaba Amerika bu pozisoyunda mıdır?

Son on yılın gelişmeleri ve değişimlerini incelediğimizde Amerika’nın böyle bir güce sahip olmadığını görürüz. İran’ın sekiz yıl Amerika’nın ve batının lojistik, askeri ve enformasyon desteğini alan Saddam rejimine karşı savaşta zafer elde etmesi, Lübnan Hizbullah’ının işgal rejimini Lübnan'ın güneyinden dışarı atması ve Hizbullah gençlerinin 33 gün savaşında bu rejime karşı elde ettiği mucizevi ve hayret verici zaferleri, küçük direniş hareketlerinin baştan ayağa silahlanmış işgal gücü ordusuna karşı 22 gün savaşında ve tarihi değiştirecek son 50 gün savaşında elde ettikleri zaferler, Amerika devletinin Suriye’de Esad devletini devirmede başarısız kalması, Afganistan'a ve Irak’a yararsız asker göndermesi, sonucunda Irak'ı açıkca İran dostlarına teslim etmeye mecbur kalması, Amerika'nın bölgedeki menfaatlerini tehdit eden bölgedeki İslami uyanışın canlanması, Ukranya'da etkisiz kalması ve Rusya'nın Amerika'ya ve Batı'ya karşı bu bölgedeki üstünlüğü, İran nükleer dosyasında başarısız kalması ve İran halkının kısmen de olsa taleplerini kabül etmesi, ve onlarca benzer örnek daha Amerika’nın maddi, askeri ve siyasi gücünün düşmekte olduğunu kanıtlıyor.

Son 50 gün savaşında Gazze'de Filistinli küçük direniş hareketlerinden İran’ın himayesiyle Batı'nın ve Amerika’nın bölgedeki gücünü temsil eden siyonist rejim ağır yenilgi almıştı. Bu zaferin önemini İnkılap Rehberi 'pek büyük bir hadise’ olduğunu söylemekle vurgular.

Dolaysıyla Amerika hegemonik süper güç olmadığı gibi süper güç de değildir. En iyimser değerlendirmede diğer dünyadaki büyük güçler gibi bir dünya gücüdür. Belirtmek gerekir ki İran'da bölge büyük güçlerinden ve dünyada orta düzey güçlerindendir.

İran’ın dünya güç haritasındaki rolü ve yeni düzendeki yeri

İran İslam Cumhuriyeti'ni kesinlikle eski düzenin değişiminde ve yeni düzenin oluşumu yönünde en önemli faktör olarak belirtmemiz gerekir. Bu söz sadece kendimizi tatmin etmek için bir slogan değildir, aksine bu hakikati doğru anlamakla İran’ın gelecekteki siyasetlerini düzenlemeyle yeni dünya düzeninde ülkemizin yerinin ne olması açısından çok önem arz eder.

İran’ın bu dönüşümde Amerika’nın her iki yönden hegemonik süper güç ve süper güç pozisyonunu kaybetmesindeki rolü değerlendirilmelidir.

a)Batı’nın değerler ve düşünce temellerinin zayıflaması yönününden: İran İslam İnkılabı'nın gerçekleşmesini beşeri düşünce sistemlerinin sonu olarak bilmeliyiz. Son asırda dünyaya hakim olan modernite, şüphesiz İslam İnkılabı'nın gerçekleşmesiyle pek büyük ve derin problemlerle yüzleşmiş oldu.

Fransalı post-modern filozoflarından Michel Foucault İran İslam inkılabı değerlendirmelerinde açıkca moderniteye karşı eşsiz devrim olduğunu ve dünyadaki hakim düzeni red eden bir isyan olduğunu söyler. Modernitenin kuşkusuz beşeriyete sunduğu en önemli armağan sekülerizmdir, birinci bölümde sekülerizmin ,kapitalizm ve liberalizmin koruyucusu olduğunu ve İran İslam İnkılabı ile tehlikeye düştüğünü belirtik.

Ayrıca Peter Berger ve Habermas gibi düşünürler bugün postsekülerizm asrından söz ederler ve dinin insanların bireysel ve toplumsal hayatına etkin bir şekilde geri döndüğünü söylerler.

Peter Berger din sosyologları arasında bilinen ve sayılan bir sosyologdur. O 1960-70 yıllarında sekülerizmin geleceğini kati bir şekilde bütün dünyada yayılacağını ön görür, ama İslam İnkılabı'yla birlikte bu düşüncesinden geri adım atar ve şu itirafta bulunur: ’’Bugün dünyada din yine önemsenen bir konuma gelmiştir ve sadece çok az bir din sosyologlar grubu benim son cephe diye adlandırdığım klasik sekülerizm teorisini savunurlar. Onlar şu tezi öne sürerler: ’’Modernizm, sekülerizmi yaygınlaştırır ve İslami hareketler ve ya protestan akımlar sekülerizme karşı direnen dinin son kalelerini temsil ederler, ama bunlar direnemeyecekler ve nihayetinde sekülerizm başarılı olacaktır. Bir başka tabirle İranlı mollalar, Hristiyan vaizler ve tibetli lamalar sonunda Amerika üniversitelerindeki edebiyat hocaları gibi davranacaklar onlar gibi düşünecekler.’’ Ama ben bu tezi ve varsayımı iknaa edici bulmuyorum ve kabul etmiyorum.’’

Habermas’ta dünya çapında sekülerizme karşı oluşan dalgayı dikkate alarak şunları der: ’’Dini geleneklerin ve dini toplumlukların eşsiz bir biçimde önem kazandığı hakikatini görmememiz imkansızdır.’’

b)Askeri ve siyasi temel yönünden de bu gün dünyada ki bir çok görüş sahibi hatta Batılı başkanlardan bazıları İran’ın orta doğuda mukavemet cephesinin ana hamisi ve en önemli unsuru olup İslami uyanışa ilham veren devlet olduğuna itiraf ederler.

Batılı siyasetçiler ve düşünürler siyonist rejimin bölgede mukavemete(Filistin'de ve Lübnan'da) bir çok defa yenildiğini ayrıca Irak ve Suriye'de Beşşar Esad'ın ve Irak devletine karşı Amerika adına savaşan İŞİD ve El-Kaide gibi terör örgütlerinin yenilgiye uğradıklarını ve nihayetinde meydanın asıl muzafferi olanın İran olduğunu takdir ederler.

Ne yapmalı?

Buraya kadar Amerika’nın süper gücünü ve öncelikle hegemonik süper gücünü kayıp ettiğini ve bu düşüşünde İran’ın en önemli faktör olduğunu kanıtladık.

Buna rağmen İnkılabın yüce Rehberi uzmanlar meclisinde son sözlerinde bu değişimlerin ilk olarak çok iyi idrak edilmesini ve ikinci olarak yeni düzende daha etkin rol oynamak için ülkeyi takviye etmemiz gerektiğini vurguladılar.

Rehberiyet ülkenin takviyesinde dört unsuru belirttiler: Ekonomi, Bilim/Teknoloji, Nüfus ve Kültür. Bu arada Kültürün en önemli rol oynayacağına dikkat çektiler.

İslami İran bu gün bir taraftan kültür ve değerlerin değişiminde ve post sekülerizm asrının eşiğinde yeni bir rol oynamaya hazırdır. Bir başka kültürün öncüsü olarak İslam inkılabının mesajını, İslami uyanışı ve emperyalizme karşı direniş cephesini oluşturmakla bir dünya süper gücü ve ardından hegemonik süper güç olmaya başlamıştır, bunun için daha çok maddi güç ve imkanlara ihtiyacı vardır. Sonuç olarak ülkenin kendi yerel ve İslami kültürünü koruyarak ilmi ve iktisadi sahalarda gelişmesiyle çok uzak olmayan bir gelecekte İran’ın hegemonik süper güç olması bekleniyor.

Tasnimnews-Abdullah Abdullahi

Ekler