Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Alim Adil Allah’ın adıyla…
Cumhuriyet tarihinde Türkiye’de inançlardan çok siyasi çizgiler ön planda olmuştur. İdeolojiler siyasi düşüncenin gölgesinde şekillenmiştir. Sağcı, solcu, laik, demokrat, komünist, ateist, dindar…v.s
Siyasi duruşları olmayanlar mevcut sistemlerin gölgesinde kendilerine bir yer bulmaya çalışırlar. Her sistemin içinde duruşlarını düşündükleri menfaat ve maslahatlarına göre belirlerler. Yanlış siyasi hesapların bedelini toplum ödemek zorunda kalır. Her yanlış siyasi hesaptan dönme yerine te`vil ve yorumlamayı tercih ederler.
Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca küresel siyaset belirleyemedi; Doğu komünizmi, Batı kapitalizmi ve din üçgeni arasında dolaşıp durdu. Toplum, futbol topu gibi bu üçgen içinde hep paslaşıldı. 100 yıldır Türkiye küresel siyasi duruş arıyor.
Türkiye’deki Müslümanların da siyasi duruşları belirsiz; İslamcılar, Doğu ve Batı bloku gibi siyasi strateji belirleyemedi. Mevcut siyasi akımların içinde kendisine bir yer bulmanın telaşında oldular.
Bir zamanlar Atatürkçü olmak prim yapıyordu. Aynı zamanda laik ve cumhuriyetçi olmak revaçta idi. Zaman geçtikçe, şartlar değiştikçe toplumdaki kriter ve değerler de değişti. Derken dindarlık güçlendi ve piyasayı kasıp kavurmaya başladı.
Şimdi ise dindar olmak prim yapıyor.
Bir zamanlar dindarlar laiklerin hışmına uğramaktan korkup Atatürkçü ve laik görünürlerdi; “laiklik iyidir, inancımızın teminatıdır”, deyip onların rengine bürünürlerdi. Çünkü menfaat ve maslahat onların yanında olmakta, onların sazıyla oynamaktaydı.
Şimdi devran değişti, devran dindarların devranı oldu. Şimdi herkes dindarların rengine bürünmeli; laik, sosyalist, demokrat herkes dini kavramlar kullanır, zahiri korur hale geldi.
Şimdi revaçta dindarlık var; Allah’a kul olmak değil, Allah’a kulluğu kullanmak; dünya refahına kavuşmak, maddi menfaatlere ulaşmak için dini kullanmak, dindar görünmek, dini motiflere sarılmak revaçta.
Ama kimsenin tedirgin olduğu da yok. Çünkü din topluma hâkim olmayacak, dindarlık kimseye dayatılmayacak. Yalnız dindar görünmeyen kaybedecek çünkü menfaat ve çıkar dindar görünmektedir.
Aslında bunların birbirinden hiç bir farkı yok, bu değişiklik nöbet değişiminden, iktidarın el değişmesinden başka bir şey değil. Kemalist, laik, demokrat, sosyalist, dindar hepsi aynı kumaştan yapılmış zamanın modasına göre kesimi yapılmış elbiseler gibidirler. Çünkü ne laikler ideolojilerinin hakkaniyetine inanıp cansiperane savunurlardı, ne de şimdiki dindarlar dini için her şeylerini feda ederler. Menfaat hangi sistem ile gelirse ona yaslanırlar.
Bunlar, zamanın şartlarına göre piyasaya sürülmüş, miadı dolunca piyasadan çekilen meta gibidirler. Toplumun nabzına bakıp hangisinin prim yaptığı hesaplanır ve ona göre toplum yönlendirilir. Çünkü bunların ortak noktası maddi menfaattara ulaşmak, dünya refahına kavuşmaktır.
Din derdi olan yok, dini duyarlılık yok. Din, dünyasını temin ettiği için ona sarılır, dünyasını sosyalizm temin etse onun peşinde gidecektir.
Allah’a kulluk için namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek rafa kalkmış, riyakarlık hakim olmuş. Zekâtını vermez ama iktidar yanlılarına milyonları hediye/rüşvet verir. Bir ihale kapmak için sözde hayır kurumlarına bağış yapar ama fakirin derdiyle dertlenmek aklına gelmez.
Güç sahibine, iktidarda olana yalakalık yapıp övgüler yağdırmak, hâkim güce toz kondurmamak, hatalarını dahi tevil etmek, en azından maslahat için susmak prim yapıyor maalesef.
Hâkim güç ister dindar olsun, ister laik iktidara yaltaklık yapmak prim yapıyor.
Dürüstlük demode olmuş, sahtekârlık prim yapıyor.
El emeği, alın teri unutulmuş, haksız kazanç, hırsızlık, getirim ve nasıl kazanırsan kazan düşüncesi prim yapıyor.
Ekonomi tıkır tıkır işliyor, zenginlerin cebi doluyor, yeni zenginler türüyor ama fakirlerin çocukları bankalara borçlu olarak dünyaya geliyor.
Ahlaki değerler tahrif edilmiş; dindar çevrede hayâsızlık, tesettürde moda adıyla yeni bir çığır açılmış.
İnanmasan da iktidarın yanında görünmek, eleştirmemek, gözünün üstünde kaşın var dememek prim yapıyor.
Eleştirmek, haksızlıkları dile getirmek serbest ama sonucuna katlanırsın. Dışlanırsın, gazetenden kovulur, işinden ve ekmeğinden olma tehlikesi yaşarsın, iş dünyasında payın azalır, toplumda itibarın düşürülür, psikolojik baskının altında bunaltılırsın. Biraz da ileri gidersen vatan haini, din düşmanı, tefrikacı, fitneci damgası yersin.
Gelecek devran neyi getirecek bilinmez ama siyasi duruşu olmayanlar, rüzgar nereden eserse o tarafa gider. “Gücümüz bir şeye yetmez, azınlığız, statükocu olmak şimdilik maslahattır” gibi gerekçeler de bunların beslendikleri yemeklerdir.
Abdullah Özgür