Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Geçen onyıllarda Batı kendi arzuladığı dünya düzenini şekillendirmek için emperyalist teorisiyle ve sömürge metodlarıyla diğer ülkelere nüfuz ederdi, Post-Emperyalizm olarak tanımlanan bu zamanda Amerika ve ortakları hangi bileşenler ve yeni metodlarla kendi dünya düzenlerini sürdürmeye çalışıyorlar?
Muhammedi: Doğrusu Sovyetler'in dağılmasıyla 1990 yıllarından bu yana Amerika dünyanın onun emrinde olabilecek bir köye dönüştüğünü ve o bu köyün tek muhtarı olabileceğini sanıyordu, nitekim kendi değerlerini bu köye yerleştirmek istedi.
Baba Bush zamanında Brzeziński yeni dünya düzenini tasarladı. Bush bu tasarımda dünya lideri olarak tanımlanıyordu. O Amerika değerlerinin yayılması için çabaladı, diğer ülkelere müdahele planları hazırladı o müdaheleleri Ameirka’nın dış siyasetinin bir bölümü olduğunu ve gelecekte dünya devletlerinin tümü Amerika ekseninde birliklere dönüşeceğini düşünüyordu.
Bu fikrin şekillenmesiyle küreselleştirme konusuda açıldı. Buna dayanarak devletleri Amerika’ya yakınlık ve uzaklık oranlarıyla sınıflandırdılar. Amerika’ya en yakın olanlara daha fazla rol biçildi. Bu şablonla Amerika kendine ortaklar edinmeye başladı ama zamanla engellerle karşılaştı, yeni meydana gelen güçler etkilerini artırmayla Amerika’nın tek kutuplu dünya düzeni sarsılmaya başladı.
Amerika’nın dünya düzeni teorisi analizinde hangi bileşimler gerçekleşemedi yada hangi zorluklarla karşılaştılar?
Muhammedi: Amerika dünyanın ve Ortadoğu'nun siyasi haritasını menfaatlari doğrultusunda değiştirmek istiyordu. Amerika uluslararası sözleşmelerle devletleri idare etmede daha çok etkin olmayı düşünüyordu. Örneğin NATO bu sözleşmelerden biridir. Bir zamandan sonra NATO için yeni görevler tanımlandı. NATO başta Avrupa güvenliğini koruma amacıyla sınırlıydı ama iki kutuplu dünya düzeninin yıkılmasıyla Amerika NATO’ya evrensel boyutta görevler belirledi.
Müdahalecilik Ameirka’nın niteliklerindendir. Amerika insani yardım adı altında dünyada etkin olma için müdahalelerde bulunur. Dolaysıyla Ukranya’da, Ruanda’da, Haiti’de, Kuveyt'te ve diğer ülkelerde görünen müdahaleler Amerika’nın isimlendirdiği insani yardım adı altında yapılan siyasi müdahalelerdir.
Amerika Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne dayanarak dünya barışını tesis etme ve dünya ülkelerindeki çatışmaları sonlandırma argümanıyla müdahalelerde bulunuyor. Amerika kendi projelerinden olan terörist gruplarla savaşma gerekçesini öne sürüyor. Bugünler IŞİD ile savaşma için Irak ve Suriye’ye gireceğini açıklıyor ama doğrusu bölgede aldığı yenilgileri telafi etmek için bunu yapıyor, bununla Irak’a geri dönmek ve Suriye devletini düşürmek hedeflerini güdüyor. Yani terörizmi olşturuyor ve onu bahane ederek bölgedeki ülkelere müdahele ediyor.
İkinci konu kültür meselesidir. Amerika diğer milletlerin kültürü ve yaşamına sızmayla ve yumuşak savaş yöntemiyle kendi menfaatlerini güvenceye almak istiyor. Hatta askeri savaş esnasında bile yumuşak savaş sürdürülüyor ama bugün askeri müdahale etmeden milletleri kazanması gerektiğini anlamıştır.
Rehber'in kültürün en önemli mesele olduğunu söylemesinin delili onların medya araçlarına ve kapasitelerine dayanarak oluşturdukları haber emperyalizimiyle dünya kamuoyununa hüküm etmede olmalarındanıdr ve biz Batı’nın bu taktiğini ciddiye almamız gerekiyor.
Gramsci’nin teorisini göre her hegemonya kendi anti-hegemonusunu yaratır. Sizce IŞİD ve diğer bölgedeki terörist grupların Amerika tarafından oluşturulan yapay anti-hegemonular oldukları tesbiti doğrumudur? Ayrıca bu şiddet, dönüşen dünya sisteminin hangi aşamasına tanıklık eder?
Muhammedi: Eski dünya düzeninin bileşimleri şunlardı: Otorite, dünya liderliği, küreselleştirme, evrensel iş bölümü sistemi vb. Ama dünya düzeninin dönüşmesiyle bugün milletlerin beraberliği ve yakınlıkları ve ideolojik tanımlar bu alanda dünyada daha çok etkin faktörlerdir. Buna rağmen Batı hâla elinde bulundurduğu sulta araçlarıyla hedef ülkelerde fırkalar yaratma ve bölünmelerle müdahale etme çabasını veriyor. Amerika Güvenlik Konseyi’ni bir güç unsuru olarak kendi kontrolüne almıştır. Ama doğrusu Güvenlik Konseyi’nin temelleri zayıflamaktadır. Konseyin üylelerinden olan Rusya ve Çin devletleri şüphesiz Batı’yı zor duruma düşürecek yönde hareket ediyorlar.
Rusya Batı'yla yüzleşme yönünde hareket etme aşamasındadır. Dolaysıyla Amerika gücünün gerilemesinde bazı dünya değişimleri kaçınılmazdır.
Dünya koşullarının nihayi tahlilinde, yeni Ortadoğu planının gerçekleşemediğini yaşadık ve önümüzde ‘islami Ortadoğu' müşahede edilmektedir. Amerika artık kayıtsız eğemenlğini bölgede sürdüremeyecektir. Siyonist rejim de eski iktidarına sahip olamayacaktır. Diğer tarafdan Rusya Batı'yla yakınlaşma siyasetine geri dönmeyecektir, çünkü kendisi yeniden güç ve nüfuz alanı bulmuş Batı’nın isteklerine kulak asma mecburiyetinde de değildir. Ayrıca İslam Cumhuriyeti' de dünyada kendi güç ve nüfuz alanlarına sahiptir ve tehditler karşısında eğilmeyeceğini kanıtlamıştır.
Direniş ekseninin Amerika hegemonyasına son verme sürecinde oynadığı rol hangi kanıtlarla değerlendirilir?
Muhammedi: Geçmişte bölgede hakim dünya düzenine karşı mücadele İslami direnişin öncülüğünde verilyordu. Bugünde İran ve son on yıllarda oluşan ve takviye edilen İslami direniş eksenindeki devletler bu mücadelede ön safta durmaktadırlar. Direniş bugün hatta askeri üretime de sahiptir ve siyasi alanda da yer edinmiştir. Lübnanda Hizbullah son sözü söyler; dolaysıyla direniş içinden kendini takviye edebilmektedir. Gazze kendisi stratejini belirleme, kendi kararını uygulayabilme ve İsrail'e de şart koşabilme pozisyonuna sahiptir.
Lübnan hadiseleri üzerine Katar’da oturumlar yapıldı, Hizbullah’ın şartları karşıya dayatıldı ve Hizbullah Lübnan'ı idare eden üstün güç olarak ilk ve son sözü söyleyebildi. Suriye de dört yıl direnebildi; seçimler düzenlendi ve sonucunda Esad kendi makamında kaldı. Dolaysıyla direniş cephesi kendi arasında uyumu sağlamayla, üyeler arasında birlik oluşturmayla ve iç takviyeyle bölgedeki siyasi ve güvenlik denklemler arasında belirleyici rol alabiliyor.
Var olan dünya düzeninin Sekülerizm, Liberalizm ve Kapitalizm düşünsel temelleri yeni dünya değişimlerinden nasıl etkilenmektedirler?
Muhammedi: Küreselleşme bir dönem gündemdeydi ve her şeyin liberal demokrasi ekseninde evrneselleşmesi isteniliyordu ama Batı’nın bu hedefi zorluklarla karşılaştı. Amerika ve Avrupa'da %99 başkaldırıları hareketleride Amerika’nın sloganlarının inandırıcılığını hatta Batı’da kayp ettiğini ve Amerika değerlerinin solduğunu açığa çıkardı.
Bu ekollerin kullanım tarihi son bulmuştur ve milletler maneviyat aramaktadırlar hatta Post-Modernizm bile sözkonusu değildir buna karşın İslam kendi siyasi literatürünü dünyaya yayabilmektedir çünkü Avrupa’daki halk hareketlerininde Ortadoğu başkaldırılarından esinlendiğini müşahede ediyoruz.
Batı düşünce ekollerinin geleceği yoktur çünkü dünya yeni bir yöne doğru hareket ediyor ve ’’izm’’ler İslam’ın kültür ve söyleminin yayılmasına karşı durabilecek güçleri kalmamıştır.
Dünyada, sulta düzeni ve direniş cephesi iki kutubun oluştuğunu söyleyebiliriz, son olarak Gazze zaferleri ve önceki zaferlere binaen bu iki kamp arasında bir dengenin oluştuğu ve direniş cephesinin savunmaya ek karşı saldırı gücü ve odaklanmaya da sahip olduğu doğrumudur? Bu hangi yollarla gerçekleşmiştir?
Muhammedi: İsalam Cumhuriyeti'nin hedeflerinden biri İslam Dünyası'nın vahedetidir. Biz ülkülerimizi değerler ve iktidar açısından ortaya koyabilmek için İslam Ümmeti'ni ve birliktelikleri takviye etmeliyiz. Bunun için ilk olarak direniş cephesinin tarafları arasındaki dayanışmayı pekiştirmeliyiz.
Eğer vahdet doğrultusunda hareket edersek kesinlikle gerekli iktidara kavuşabilir ve nihayetinde Batı’nın bölgedeki kanser tümörünü yok edebiliriz. Öyleki sözü edilen direniş cephesindeki vahdet sonucu son yayınlanan statikler 800 bin siyonistin işgal topraklarını terk ettiğini gösteriyor ve şüphesiz bu gidiş hala sürüyordur.
Neticede (siyonistlerin)geri göç etmeleri yönünde hareket etmeliyiz, büyük olasılıkla bu doğrultuda çatışmalar yaşanacaktır ve Batı askeri karşılık vermeden başka bir çaresi kalmayacaktır.
Sayın Kissinger İran’ın bölgede imparatorluk kurma istediğini bildiriyor sizin analiziniz hangi yöndedir?
Muhammedi: Bu yeni bir söz değildir bundan öncede bir çok siyasetci ‘İran’ın İmparatorluk hayali’ meselesini farklı ifadelerle dile getirdiler, ama biz İmparatorluk hedeflemiyor ve Ortadoğuda hiç bir devlete kendimizi dayatmakta istemiyoruz. Biz dini kardeşler olma esasında zayıf bırakılan ülkelere yardım edip kendi ayakları üzerinde durabilmelerinde destek olmak istiyoruz. Bölgenin müslüman ülkeleri bizim yardımımıza dayanarak kalkınabilirler ve kendi menfaatlerini ve milli güvenliklerini savunabilirler.
Kissingerin İmparator kelimesini kullanması Amerikalılar'ın İslam Cumhuriyeti'nin söylem kavramlarını artık eskiyen hatalı algılamalarından ötürüdür. Zira İmparatorluk aslında esnek olmayan ve rijit bir yapıdır bunun aksine yeni düzen akıcı ve farklı kimliklerin dokusunu içeren yukarpdan aşağı dayatılmayan bir yapıdır.
Doğrusu Kissinger’in sözü İran’ın geçiş sürecinde asıl ve ana rolü aldığı yönünden haklıdır ama diğer tarafdan İran’ında içinde etkin olduğu yeni şekillenen güç yapısı genişlemeci devletlere karşı çeşitli toplumsal hareketin ve milletlerin dayanışması temelinde tanımlanır.
Emir Sina