Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İngiltere Avrupa Şia Alimleri Konseyi Başkanı Pakistan asıllı Hüccetü’l İslam Seyit Ali Rıza Rezevi ile İslam ümmetinin vahdeti konusunda yapılan röportajın metni:
"İslam dininin emrettiği vahdet, bırakın önemli bir mesele olmayı dini vaciplerindendir. Özellikle tekfir ve terörizm adlı bir fitneyle karşı karşıya olduğumuz bugünlerde. Kur'an hatta gayri Müslimler hakkında "Kitap ehliyle savaşmayın" diye buyuruyor. Demek ki biz Müslüman olmayan ama semavi kitaplardan birine inanan biriyle vahdet içerisinde olabiliriz. Nitekim İslam Peygamberi de böyle davranıyordu. Gayri Müslimler hakkında bile böyle buyuran bir dinin mensubu olan bizler mezhep ayrımı yapmadan neden Müslüman kardeşimizle birlik ve sevgi bağlarını güçlendirmeyelim?
Vahdetin anlamı insanın kendi inancından ödün vermesi veya vazgeçmesi demek değildir. Vahdet için aynı mezhebin mensubu olmadığımız Müslüman kardeşimizin inancına saygı duymak ve ortak değerlerimizi ön plana çıkarmak yeterli olacaktır.
Elbette İslami Vahdeti teşkil etmek için bazı konulara daha çok önem verilmesi gerekir. Örneğin:
1- İster Şia ister Sünni olsun bir diğerine karşı önyargılardan arınmamız gerekir.
2- Mezhep çığırtkanlığı yapmadan, ihtilaflı konuları şiar haline getirmeden mezhepler arasındaki irtibatı güçlendirmeliyiz. Özellikle kültürel alanlarda yapılacak ortak çalışmalar insanları birbirine daha çok yakınlaştırır.
3- Siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda çalışmaları mümkün mertebe resmi kurumlar teşkil ederek icra etmeliyiz.
4- Şia ve Ehlisünnet arasında hiçbir şekilde çekişme veya mezhep savaşı olmadığını açık ve net bir şekilde tüm dünyaya ilan etmeliyiz. Günümüzde İslam dünyasını tehdit eden aşırıcılık fitnesinin ne Şia ile ne de Sünni ile legal bir bağının olmadığını, tamamen suni bir yapılanma olarak İslam dinine tahmil edilmeye çalışıldığını herkese göstermeliyiz.
5- Yabancı eller tarafında din kardeşleri arasına sokulmaya çalışılan meseleleri gün yüzüne çıkararak, insanları tahriften ve önyargıdan koruyacak ilmi münazara toplantıları düzenlemeliyiz.
Şunu unutmamak gerekir ki; bugün İslam adına savaştıklarını iddia eden teröristlerin menşei cehalettir. İslam adına dile getirdikleri yanlış algılardır. Maalesef şunu üzülerek söylüyorum; bazı Müslümanlar bu yanlış ve sapkın görüşleri benimsiyor. İslam düşmanlarının kirli ellerinde bir kuklaya dönüşerek İslam'a en büyük zararı veriyor.
Aslında bunca işlenen cinayet ve dökülen kanların vebalini üstlenen aktörlerin alet oldukları oyunun senaristi İsrail, yönetmeni ise bazı Batı ülkeleridir. Oynanan oyunun tek hedefi ise İslam topraklarını parçalayarak Müslümanların gücünü zayıflatmaktır.
İşin en vahim ve enteresan yanı din adına savaşan bu insanların tıpkı bir savaş filminde oynayan paralı aktörler gibi Müslüman kanı dökmek için para alıyor olmasıdır. Bu aşırıcı grupların ne İslam'la ne de belirli bir inanç veya mezheple bir bağı yoktu. Kirli hedeflerine ulaşmak için kendilerini İslam'a yamamaya çalışan piyonlardan başka bir şey değiller.
Bu insanlar hatta kendi alimlerinin bile sözlerini hiçe sayıyor. Afganistan'da veya Pakistan'da faaliyet gösteren El Kaide gibi örgütlerin liderleri bile IŞİD ve benzeri terörist grupların vahşetlerini kabul etmediklerini açıkça beyan ediyorlar. Burada şunu sormak gerekir; Peki, IŞİD gibi terör grupları kimden emir almaktadır? Hangi İslami mezhebin üyeleridir?
Çünkü hem Şia hem de Ehlisünnet IŞİD'i reddediyor. Bugün IŞİD, Irak'ta sadece Şiaları değil Sünnileri bile katlediyor. Bu insanların büyük çoğunluğu İslam'ı yeni kabul ettiğini savunan, Amerika ve İngiltere'den savaşmaya giden Afrika, Avrupa, Arabistan vb. ülkelerin vatandaşıdır.
Bu terör gruplarına sormak istiyoruz; Müslümanların kanayan yarası olan ve İsrail işgali altında ezilen Filistin'i özgürleştirmek için neden İslam'ın asıl düşmanı işgalci İsrail ile savaşmıyorsunuz?
Neden Batı ülkeleri kendi topraklarında yaşayan insanların savaşmak için Suriye ve Irak'a gitmesine izin veriyor?
Batı televizyonları kendisinde her geçen gün biraz daha netleşen ırkçılık ve ayrımcılığı görmezden gelerek Şia ve Sünni arasında bir mezhep savaşı olduğu gündeme taşıyor. Oysa ortada böyle bir savaş yok. Ama onların amacı mezhep savaşı olmasa bile böyle bir fitneyi körükleyerek tüm dünyada yaymak.
Bu fitnenin önünün almanın tek yolu ise Müslümanlar arasında vahdeti inşa etmek, özellikle gençleri ortak kültürel ve ilmi çalışmalara sevk etmektir.