Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Yazarımız Fatih Yaşlı, gazetemizdeki köşe yazılarında tartıştığı konuları daha derinleştirerek kaleme aldığı kitabında 'Erdoğan rejimi' olarak adlandırdığı Yeni Türkiye'nin şifrelerini kırıyor.
Gazetemiz köşe yazarı ve İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi Fatih Yaşlı’nın yeni kitabı “AKP, Cemaat, Sünni-Ulus” geçtiğimiz Ekim ayında Yordam Kitap etiketiyle yayınlandı. “Yeni Türkiye Üzerine Tezler” alt başlığını taşıyan kitap, yakın ya da uzak gelecekte 2000’li yıllar Türkiye’sini incelemek isteyecek bilim insanlarına, tarihçilere, siyaset bilimcilerine rehberlik edecek, ön açacak bir kitap. Dahası, Türkiye’nin son 12 yılında yaşanan ve “AKP’li yıllar” diyebileceğimiz döneme altı bölümde projeksiyon tutan bu kitaba, kısaca “Altı kısım tekmili birden son 12 yılın serencâmı” da diyebiliriz.
Yeni Türkiye: Erdoğan rejimi12 yıldır yöneten kadrolar, özellikle son 2 yıldır “Yeni Türkiye” vurgusunu her fırsatta dile getirmeye, özel bir önem veriyorlar. Sizin de kitabınızın alt başlığı “Yeni Türkiye Üzerine Tezler.” Bu çalışmadan muradınız onların “Yeni Türkiye”, bizim “ucube” dediğimiz düzene ve düzeneğe dair tarihe bir not düşmek midir?
Türkiye’de yaşanmakta olan dönüşümü uzunca bir süredir “rejim değişikliği” üzerinden okumaya ve anlamaya çalışıyor; AKP’nin 17 Aralık’a kadar gayriresmi koalisyon ortağı olan Cemaat’le birlikte “yeni bir rejim” inşa ettiğini iddia ediyorum. Bu, Türkiye siyasetinde ve akademisinde çok uzun bir süre kabul görmedi ve birtakım benzerlikler, örneğin otoriterlik ya da anti-demokratlık üzerinden AKP’nin kendisinden önceki partiler gibi “sıradan” bir parti olduğu, rejimin de ufak tefek değişikliklerle birlikte yoluna devam ettiği savunuldu. Oysa bugün, biraz da mutlulukla görüyorum ki Türkiye’de yeni bir rejim inşası sürecinin içerisinden geçiyor olduğumuza dair genel bir kabul oluştu ve analizler de bunun üzerinden yapılmaya başlandı. Türkiye’deki yeni rejim inşasının iktidar açısından kod adı “Yeni Türkiye”, benim açımdan ise “AKP rejimi”, hatta daha da daraltarak söyleyecek olursak “Erdoğan rejimi”. Kitaptaki muradım ise bu rejimin nasıl kurulduğunu, tarih öncesiyle ve bugünüyle, aktörlerini de işin içerisine katarak ve elbette ki nasıl bir karakter taşıdığını da ortaya koyarak bütünlüklü bir çerçeveye oturtmak ve teorize etmek. Kitap az da olsa bunu başarmışsa, bundan mutluluk duyacağım.
Ortaklar arasında kavga
Kitabın adında üç vurgu var: AKP, Cemaat ve Sünni-Ulus. Bu dönemi en iyi tanımlayan üç dinamik bunlar olduğu için mi, kitaba bu adı uygun buldunuz? Sizce “Yeni Türkiye” denilen düzenin asli unsurları bu üç odak mı?
AKP ve Cemaat son on iki yıl boyunca “Yeni Türkiye” diye kodladıkları rejimi birlikte inşa ettiler. Bugün çok daha net bir şekilde görülebildiği gibi, AKP hükümet olmanın, Cemaat ise devlet içerisindeki kadrolaşmasının olanaklarını kullanarak, siyasi davalar aracılığıyla rakiplerini tasfiye etti. Sonrası ise malumunuz; devlet ele geçirildiğinde ortaklar arasında egemenliğin nasıl bölüşüleceğine dair bir kavga başladı ve halen de devam ediyor. Dolayısıyla “Yeni Türkiye” üzerine çalışmak AKP ve Cemaat ilişkisi üzerine, dünkü ortaklık ve bugünkü kavga üzerine çalışmak demekti, ben de bunu yapmaya çalıştım. “Sünni-Ulus” ise rejim değişikliğini anlayabilmek açısından son derece önemli. 1923 Cumhuriyeti, seküler bir kolektif kimlik olarak “ulus”u inşa etmeye girişmiş, dini bu kimliğin olabildiğince dışında tutmaya çalışmıştı. Oysa yeni rejim, eskisinden farklı olarak seküler değil, dini bir kolektif kimlik yaratmaya çalışıyor, bu kimliğin temelinde ise Sünni İslam anlayışı bulunuyor. Ben de bu nedenle AKP ve Cemaatin birlikte kurdukları dinsel rejimin “makbul vatandaş” yaratma anlayışını “Sünni-Ulus” kavramıyla açıklamaya çalıştım.
'Haziran referans olacak'
Kitabı “Haziran’ın güzel çocuklarına” ithaf etmişsiniz. Bunun anlamı nedir ve soru üzerinden Haziran’ın ülkemiz için anlamı nedir? Kitabınızın 5. bölümünde anlatmaya çalıştığınız bu konuya dair neler söylersiniz?
“Haziran’ın güzel çocukları”yla öncelikle Haziran isyanında yitirdiğimiz o güzel çocuklarımızı kastediyorum elbette ama sadece onlar değil, Haziran’da sokağa çıkan, özgürlük isteyen, direnen, orantısız zeka ve orantısız mizahla bizleri umutlandıran Haziran gençliğine ithaf edilmiş bir kitap bu ve bir bölüm de sizin söylemiş olduğunuz üzere Haziran’ın ne olduğunu anlamaya ve anlatmaya çalışıyor. Benim açımdan Haziran AKP ve Cemaat eliyle kurulan yeni rejime milyonların “dur” demesiydi ve o milyonlar iktidar tarafından “Sünni-Ulus” kapsamına dâhil edilmesi imkânsız olan sosyalistlerden, cumhuriyetçilerden, Alevilerden, seküler Kürtlerden, kadınlardan, eşcinsellerden, çevrecilerden oluşuyordu. Bu açıdan Haziran, “Sünni-Ulusa karşı”, böylesi bir ulus ve rejim inşa etme projesine karşı ortaya çıkan bir iradenin ürünüydü. Belki ilkinin birebir tekrarı olan ikinci bir Haziran’ı bir daha yaşamayacağız ama Haziran’ın hayaleti uzunca bir süre Türkiye siyasetinin üzerinde dolanmaya devam edecek, toplumsal muhalefet güçleri de referans olarak Haziran’ı almaya devam edecekler.
Kavramlar ve çerçeveler
Kitapta çeşitli kavramlar ürettiğiniz görülüyor. Kitabın başlığındaki “Sünni-Ulus” daha önce kullanılan bir kavram değil bildiğim kadarıyla… Bunun dışında “Politik Aile Şirketi”, “Hanedan Holding” gibi bazı soyutlamalar da yer alıyor. Bu kavram setleri, bu kitapla birlikte politik literatürümüze giriyor desek… Ne dersiniz?
Sünni-ulus kavramı benim bildiğim kadarıyla, ilk kez Kenan Çamurcu tarafından Twitter’da kullanıldı ama Kenan Bey sadece kullanmakla yetindi ve ne kastettiğini açmadı. Ben o günlerde yeni rejimin makbul vatandaş yaratma projesini adlandırmaya çalışırken bu kavramı gördüm ve sonra içini doldurmaya, teorik bir çerçeveye oturtmaya çalıştım. “Politik aile şirketi” ve “Hanedan holding” ise bilebildiğim kadarıyla ilk kez benim kullandığım kavramlar. 17 Aralık süreciyle birlikte “icat ettiğim” bu iki kavramın olan biteni anlamak açısından son derece açıklayıcı olduğunu düşünüyorum. Akademik ve entelektüel dünyamızda kullanılıp kullanılmayacaklarını ise zaman gösterecek, önemli olan ise okurlara bu kavramlar aracılığıyla derdimin ne olduğunu anlatabilmek, az da olsa anlatabildiysem kavramlarım bir işe yaramış demektir.
İradenin iyimserliği
Kitabın “Sonuç” bölümünün son paragrafında ise umut elden bırakılmıyor ama… “Yeni Türkiye”nin yaratılma sürecinde oluşan tahribat belki birkaç kuşak sürecek ama son paragrafınız bize “umudunuzu yitirmeyin” mi diyor?
Gramsci, “aklın karamsarlığı”na karşı “iradenin iyimserliği”nden söz eder. Elbette ki Türkiye bize karamsar olmak için sayısız gerekçe sunuyor; ancak Türkiye, Yalçın Küçük’ün deyimiyle bu “büyülü hapishane” sürekli olarak bizi şaşırtmaya devam ediyor. Her ne olursa olsun “iradenin iyimserliği” bu topraklardaki aydınlanmacı, ilerici, kamucu, bağımsızlıkçı damarın hiçbir zaman bütünüyle yok edilemediğini, direniş unsurlarının mutlaka bir şekilde açığa çıktığını gösteriyor. Tam da bu nedenle, aklımızla irademizi bir araya getirecek ve bu ülkeye dair umutlarımızı korumaya, bu umutları yeşertmek için çaba göstermeye devam edeceğiz. AKP, Cemaat, Sünni-Ulus bu çabaya mütevazı bir katkı olarak da görülebilir.
'Tartıştığım konuları derinleştirdim'
Son dönemde gazete ve dergilerde yayınlanan yazıların kategorilerine göre tasnif edilip kitap haline getirildiği kitaplar yayınlanıyor. Siz de YURT’ta haftada iki gün yazan bir akademisyen olarak, okurlarınız “Acaba öyle bir kitap mı gelecek” diye beklerken, sizden bütünlüklü bir çalışma geldi, bu daha zor ama daha kalıcı eserler ortaya konabilen bir yöntem değil mi?
Her yazar, yazdıklarının tarihe kalmasını ister; özellikle köşe yazarları, yazılarının gazete arşivlerinde kalmasındansa bütünlüklü bir şekilde bir kitapta toplanmasını arzu ederler ki, bu son derece anlaşılabilir bir durumdur. Ancak bu, doğal olarak yeni bir şey söylememek anlamına gelmektedir. AKP, Cemaat, Sünni-Ulus’ta elbette ki YURT yazılarımda sıkça tartıştığım meseleler de var ama ben bu kitapta daha geniş kapsamlı, daha tarihsel ve daha derinlikli bir çerçeve inşa etmeye çalıştım. Şöyle diyelim hatta:
Kitapta YURT’taki köşemde tartıştığım meseleleri açtım, onları derinleştirmeye ve bir bütünlük içerisine oturtmaya çabaladım ve yeni birtakım çözümlemeler de ekledim. Başarabildim mi? Bunu
sanıyorum ki zaman ve okurların
ilgisi gösterecek.