10 Şubat 2015 - 07:23
Bazen Mücahit Bazen Terörist IŞİD

Türkiye’deki Türk-Kürt düzen İslamcı rabiacı cenah için; Hizbullah 2006’ta ’İsrail’e karşı direnen yegâne güç’ olarak görülüyordu(!)

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Suriye'nin küresel mutabakatla geliştirilen savaşın neticesinde teslim alınması doğrultusunda cihadist hareketler tahkim edilerek sahaya sürüldü, ılımlı-demokrat muhalefet balonuyla şişirilen algılar sonrasında yaşanan gelişmelerle altüst olmaya yüz tuttu.

Suriye ve sonrası Irak’ta sahada olan denklem hali yadsımaz şekilde verilen mücadelenin çokuluslu cihadist teröre karşı verildiği gerçeğini anlatır.

Bölgesel gericilikten güç alan tekfiri çizgideki silahlı örgütler ‘İslamist’ kurgularla, ‘mezhep fanatizmine’ yaslanarak yıkıcı rolleri ile kirli ve haksız savaşlarını sürdürüyor.

Emperyalizmin çıkarları adına bölgenin direnme dinamiklerinin tasfiyesi edilmesi olmadı zayıflatılması projesine en büyük katkıyı  ‘mezhep fanatizmine’ yaslanan cihadist hareket yapmaktadır.

Cihadist terör öbekleri emperyalist-siyonist şer cephesinin ucuza piyasaya sürdüğü tetikçileri. Emperyalistler kendi ordularını sahaya sürmek yerine işbirlikçilerini yönlendirerek, onları çatışmaları sürdürmeleri doğrultusunda örgütleyerek var olan projeyi işletiyor.

Bölgenin sınırlarını değiştirmek, yeraltı/yerüstü kaynakları sorunsuzca talan etmek, kendi yapısal krizlerini bölgeye odaklanarak manipüle etmek emperyal şer cephesinin anlaşmalı proje ortaklığı. Cihadist tetikçiler ise farklı tarih ve coğrafyalarda gözlemlediğimiz gibi, ‘kullan-at’ ambalajlı sahaya sürülen eşeklerdir.

Şimdilerde emperyalist batının kabaran ‘terör hassasiyeti’ kullanılan aracın imalat hatası anlamına gelen kontrol dışı yönelimlerine yönelik. Fabrikasyon cihadistlerin geliştirdiği terör onların sınırlarından uzak icra edilirse ‘muhalif ve isyancı’ güçler etiketiyle sırtları sıvazlanabilir uyguladıkları şiddet pratiği kendi sınırlarına uzanırsa ‘insanlığın ortak değerlerine düşman caniler olarak lanetlenmeleri kaçınılmaz.’ Yani batıda konjontürel sınıflandırma durumu söz konu.

Türkiye’de Türk-Kürt egemen din soslu rabiacı cenahın Suriye ve Irak okuması genel toplama göre nasıl vaziyet alıyor? Öncelikle mevcut cenahın bölgesel direnme hattının önemli ayağı, İslami direniş odağı Lübnan Hizbullah hareketine yönelik yaklaşımlarına bakalım;

Türkiye'deki Türk-Kürt düzen İslamcı rabiacı cenah için; Hizbullah 2006'ta 'İsrail'e karşı direnen yegâne güç' olarak görülüyordu(!)

Düzen İslamcı rabiacı cenahın son 3 yıldır dillerine doladıkları nakaratlarla ifade ettikleri yaklaşımları ise şöyle; Hizbullah, 'İsrail’e karşı savaşmayan, Alevi-Rafızi-Şii-Safavi kesimlerin hizmetinde Müslümanlara karşı savaşan örgüt.'

Bunlara göre; El Kaide (el Nursa-Daiş) ümmetin parçası, Hizbullah ümmet düşmanlarının...

Düzen İslamcı rabiacı cenahı embriyo döneminden serpilip geliştiği bugüne kadar gözlemlediğimizde gördüğümüz yapısal durumu kendisi olamama ve hep egemen güçlere yaranma gerçekliğidir.

Lafızda Siyonist rejime düşman ama ona karşı tek mermi bile atabilecek cesarete ve duruşa sahip olamadı. Lafızda siyonist rejimin meşruluğu yok der ama İsrail rejiminin desteğiyle Suriye halkına karşı savaşan El Kaide unsurlarını yere göğe sığdıramaz.

Hizbullah, siyonizme ve emperyalizme karşı verdiği savaşla bölge halkları başta olmak üzere evrensel düzeyde sempatiyle karşılanır, Türkiye'de ise düzen İslamcı rabiacı cenah çürüme ve yozlaşmanın dibine vurarak Hizbullah realitesinin yeminli düşmanlığına soyunur.

Oysa Şii, Alevi, Sünni, Hıristiyan, Yahudi... Siyonist rejime mesafeli, bağımsızlıkçı dinamiklerin dostluğunu, haklı ilgisini kazanan Hizbullah (Direniş) Türkiye halkının da çıkarlarını gözeten savaşımın önemli halkası. Ama rabiacılara sorarsanız apayrı telden çalar.

Türkiye'nin tarihsel arka plan itibarıyla en eski ve birikim esasına göre en güncel sorunu Türk-Kürt Hanifi/Şafi İslamcılığının kıyımla besledikleri, kendi mevcudiyetlerinin olmazsa olmazı gördükleri Alevi düşmanlığı diğer bir tabirle Alevifobik kimlikleridir. Dolayısıyla bölgeye bakarken baskın mezhebi propagandadan çok çabuk etkilenebiliyor. Cihat gazıyla manipüle edilip yedek kuvvet kıvamına getirilmesi zor olmuyor. Suriye konulu pratik şartlandırılma halini apaçık gösteriyor. Onlara göre; ‘IŞİD’de cisimleşen cihadist hareket Sünnilerin lokomotif hareketi.’

Suriye hedef alan küresel mutabakatlı savaşa yaklaşım turnusol işlevi görüyor. Mukavemet çizgisine yaklaşım noktasında dayanışma ile düşmanlık kişi-grup-sosyal çevrenin tavrını görmenin zemini aynı zamanda. Türkiye’de düzen İslamcı camia bu açıdan Yeni Osmanlı jargonlu mezhebi fanatizme teslim olmanın garabetini yaşadı. Yangına körükle giden olumsuzluğu aşamadı. Sahte İslami-İnsani duyarlılıkla terör ihraç eden güçlerin arka bahçesi olma talihsizliğinden kurtulamadı. Parçası oldukları AKP’nin yürüttüğü bölge siyaseti iflas ettiği halde bu cenahta dikkate değer sorgulamanın yaşanmaması ipotekli düşünsel sefaletin ürünüdür.

Cihadist hareket ile arasına mesafe koyamayan düzen İslamcı camianın IŞİD (DAİŞ) özgülünde tutumunu onlara yakın yerde duran çevrelerle beraber değerlendirdiğimizde ortaya çıkan tablo şöyledir;

IŞİD, Musul'da Şii askerleri kafileler eşliğinde ölüme götürürken 'Sünni devrimcilerdi.'

IŞİD, Erbil'e yönelince/yönelmiş gibi yapınca 'durdurulması gereken tehlikeli düşmandı.'

IŞİD, Rakka'da Suriyeli askerleri kurban boğazlar gibi keserken 'rejime darbe vuran mücahitlerdi.'

IŞİD, diğer silahlı gruplarla alan hâkimiyeti kavgasına tutuştuğunda sözde 'Suriye devrimini sabote eden derin güçtü.'

IŞİD, esir aldığı Alevi-Şii yüzlerce insanı akıl almaz işkencelerle lime lime doğrarken 'reaksiyonel tepki hareketiydi.'

IŞİD ABD, İngiltere, Japonya vatandaşı olan esirleri ve Ürdünlü pilotu keserek ve yakarak infaz ederken ' dünyanın gördüğü en aşağılık katillerdi.'

IŞİD aygıtı kurgulandığı şekilde rutin hareket ettiği sürece 'korunup kollanması gereken vurucu güç.'

IŞİD çizmeyi aştığında adı koalisyon olan egemen devletlerin medyatik şovlarına malzeme yaptıkları 'vurulması zorunlu tehdit odağı.'

IŞİD konusunda kafalar kuma gömülü olduğu için karışık. Bazen mücahit, bazen terörist. Peki, tekfirci cihadist teröre karşı 4 yıldır aralıksız savaşan Suriye yönetimi ve ordusuna yaklaşım nasıl? İlginç bir kombinasyon var. Öncelikle Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Kasım 2014’te yaptığı şu konuşmayı hatırlatalım; ‘’Eğer bu rejim durdurulmazsa radikalleşme artacak. Maalesef olan Suriye'de yüzde 12'lik sınırlı bir azınlık (Aleviler) geri kalanı hükmetmeye çalışıyor. Sorun buradan kaynaklanıyor.''

Çeşitlilik arz eden söylem ortaklığı direnen Suriye realitesine karşıtlık zemininde karşılık buluyor. ‘Rejim ve muhalifler’ çıkarımı tarafları yakınlaştıran mıknatıs işlevi görüyor.

AKP: Azınlık REJİMİ

Rabiacı Sünni İslamcı cenah: Nusayri REJİM

Tekfirci Cihadist Hareket: Zalim Alevi Esed REJİMİ

HDP: Sömürgeci-faşist Baas-Esad REJİMİ

Bir kısım sol: Despotik-Gerici-Şovenist REJİM

Liberaller: Diktatöryal Baas REJİMİ

Rejideki yönetmen hepsine birden lügat mevzusunu ezberletmiş diyebiliriz. Farklı repliklerle aynı senaryo gereği REJİM teması işleniyor. 4 yıldır birbirinin kopyası söylemlere itibar eden, kategorize ettiğimiz farklı kutuplar aynı 'yola' çıkan benzerlikle dikkat çekiyor. Suriye vatan savunmasına karşı benzeşen tavırlar takınanların 'zıtların birliği' dedirten tutumları şaşırtıcı gelmiyor. Rejim teması içeren sahne çok beğeniliyor olmalı ki reji değişik açılardan oynatıyor...

Ferhat AKTAŞ