23 Mart 2015 - 07:35
Suud’un Vahhabi terörü cephesinde yer almanın karşılığında bir şeyler mi aldınız

Günlerdir “İslamcı” diye tabir edilen çevreyi ve şuan Ülke gündemini yönlendiren medyasını takip ediyorum. Beyan ettikleri fikir, iddia ettikleri hakikat, kaleme aldıkları kelimeler, kullandıkları üslup ve nasıl bir duruma düştüklerini ibretle izliyorum. Kin merkezli bir anlayış, Yalan içerikli bir dil, Husumet kaplı bir duruş, Yok etmeye kararlı bir zihniyet, Gıybete dayalı bir fikir beyanı, Mümin libasıyla münafıkça bir tutum, Allah ve Resulü’nden arındırılmış bir din, Ellerinde zehir-zemberek kalem, Tefrikaya militan toplayan ve Ahlaksızca-Allahsızca bir savaşa yeminli sözde bazı yazarların dillerinden, kalemlerinden ve hakikat terazisiyle tanışmamış vicdanlarından süzülen beyanatlarını büyük bir üzüntüyle okuyorum.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Günlerdir “İslamcı” diye tabir edilen çevreyi ve şuan Ülke gündemini yönlendiren medyasını takip ediyorum. Beyan ettikleri fikir, iddia ettikleri hakikat, kaleme aldıkları kelimeler, kullandıkları üslup ve nasıl bir duruma düştüklerini ibretle izliyorum. Kin merkezli bir anlayış, Yalan içerikli bir dil, Husumet kaplı bir duruş, Yok etmeye kararlı bir zihniyet, Gıybete dayalı bir fikir beyanı, Mümin libasıyla münafıkça bir tutum, Allah ve Resulü’nden arındırılmış bir din, Ellerinde zehir-zemberek kalem, Tefrikaya militan toplayan ve Ahlaksızca-Allahsızca bir savaşa yeminli sözde bazı yazarların dillerinden, kalemlerinden ve hakikat terazisiyle tanışmamış vicdanlarından süzülen beyanatlarını büyük bir üzüntüyle okuyorum.

“Arap Baharı” konsorsiyumu altında yürütülen vekâlet savaşının 5.yılına girdik. Emperyalist güçler ve onların yerli lejyonerleri tarafından imal edilen hedeflere varılmak için nice köprüler kuruldu. Bu köprülerin altından nice sular aktı, üstünde ise, alaşağı edilen devletler, liderler, fikirliler, fikirsizler geçti. O köprüler yıkıldı, hesaplar tutmadı, kurdukları düşler suya düştü, su götürdü, sele kattı. Bütün pis emeller çerçöp misali okyanuslara sürüklendi. Sular duruldu ve buna sevinelim derken, kenarda köşede bekletilen ve para karşılığında sipariş alan yazar mangası devreye girdi. Para karşılığında yazan bu manga, 7/24 hazır kıta halinde bir yerlere sunum yaparken, kullandıkları argümanlarla da toplum üzerinde algı oluşturmaya çalışıyorlar.

Özelikle Suriye’de hedeflenen stratejilerin iflasıyla birlikte büyük bir hayal kırıklığı yaşayan iktidar ve yandaş cephenin akıl almaz tutumları kaygı verici boyuta geldi. Köklü devlet politikası olmayan yöneticilerin, ellerine tutuşturulan görev kâğıdındaki komutları okuyup, “emredersiniz” tekmiliyle hareket etmesi, bu minvalde kalem oynatanların koro halinde yüksek sesle zafer marşları seslendirmesi,  gelişmemiş ve gelişime kapalı bir kitlenin alkışları, sloganları ülkeyi korkunç bir uçuruma doğru sürüklüyor. Üstelik inatla…

İnatlaşan bir tutumla bölgeyi okumaya çalışanların eninde sonunda yanıldıklarını ve nasıl bir ayıpla anıldıklarını tarih sayfalarında görmek mümkündür.

Özelikle AKP iktidarıyla birlikte palazlanan, ancak daha önce kimsenin adam yerine koymadığı sözde yazar takımının ve bu yazar takımının parselledikleri gazete köşelerinde hergün aynı üslubu kullanması, içindeki kin ve nefreti mürekkep boyalı baldıran zehrini kusmalarının arkasında hangi gerekçeler yatıyor olabilir?

Suriye’ye yönelik emperyalist bir saldırı kapsamında görev alan hükümet ve bu görevi meşrulaştırma çabasında olan söz konusu yazar takımı bunca yenilgi ve hüsrandan ders almamışçasına aynı istikamette yola devam etmeleri helak olmakla nihayet bulacaktır. İktidarların borazanlığını yapanların tarih sayfalarında nasıl bir karakterle anıldıkları bile bile bir avuç dünya nimetleri uğruna ahiretlerini sattıkları ibret vericidir. Düşünen ve akledenler için büyük dersler bu cenahın tutumlarında mevcuttur.

Beş yıldır Suriye’deki vekâlet savaşını destekleyen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, hangi kazanımları gözeterek bu kirli savaşa katkı sağladı? Dünyada ne kadar ruh hastası varsa Suriye’de emperyalistlerin lejyonerliği için topraklarını geçiş hattı haline getirmenin sebebi neydi? “Stratejik derinlik” safsatasıyla İslam coğrafyasında yaratılan derin uçurumu hangi bahanelerle doldurabilirler? “Yeni Osmanlı” yalanıyla bindikleri emperyalist atı, onları nasıl bir sona doğru götürdüğünü göremeyecek kadar kör olma gayreti hangi heva ve hevesin tezahürüdür? Bir ülkeyi yok etmek, onun yerine kurulacak yeni bir ülke bunca katliamı yaşayan ve bunca acıyı sinelerinde hisseden halka mutluluk verebilir mi?

Bu ülkede tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirdiğiniz şarlatanların bu halk üzerinde oluşturduğu yıkımın vebalini nasıl ödeyeceksiniz?

Yıllardır kin-nefret ve taassupla oluşturduğunuz tefrika sadece hedef aldığınız kesimi değil, sizi de yakacaktır. Bu dünya da olmasa ahirette karşınıza çıkacağından şüpheniz olmasın. Alnınızdaki kara leke ise aklıselim düşünen ve ehli vicdan olan herkes bugün bile fark ediyor ve ibretle takip ediyor sizi…

Özelikle “Arap Baharı” projesi kapsamında üretilen yeni dış politikanın Suud-Katar ve muhtelif Arap (körfez) aşiretlerinin güdümünde yürütülmesi ülkemiz ve halkımızın değerlerine ters düşmektedir. Bizim Suriye bataklığına girmemizin nedeni de yine bu ülkelerdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son Suudi Arabistan ziyareti de yine ekonominin kötüye gittiği ve kredi almak için gerçekleştirildiği yönünde değerlendirmeler var. Ekonomisi kötüye giden Türkiye, çareyi tefeci, tekfirci ve Siyonizme hizmet eden Suud kralına gitmekte buldu. Suud yönetimi Türkiye’nin tekfirci Vahhabizmine hizmeti karşılığında kesenin ağzını açtığı ve bu yardımların aktarılacağı yine bizim sözde yazar mangasının tutumundan anlamak mümkündür.

Peki, Türkiye’den istenilen nedir?

Vahhabi öğretisiyle bölgede Siyonist terörüne rahmet okutan örgütlerin daha da etkin olunmasını sağlamak… bunun için Suud’un hedef gösterdiklerine karşı tavır almak ve itibarsızlaştırmak için saldırgan bir dil kullanmasıdır.

Suriye’de iflas eden Suudi Arabistan, Yemen’de de tarihi bir darbe aldı. Irak’ta onca serveti seferber etmesine rağmen Müslümanların “VAHDET”i karşısında yenildi. Bahreyn’de ise devrim an meselesi… asıl tehlike ise, Kralın tahtını yerle bir edecek olan Suudi Arabistan’da alttan alta kaynayan devrimcilerin giderek güç toplamasıdır. Kralın uykularını kaçıran bu gelişmelerin yegâne sebebi ise İran…

Açıktan İran’a karşı tavır almak ve savaşmaktansa kiralık unsurlarla etkisiz hale getirmek istiyor. El Kaide, El Nusra, IŞİD ve sayıları oldukça fazla terör örgütlerini sahaya sürüyor. Ekonomisi kötü olan Türkiye ise, Maalesef bu örgütlerle aynı safta yer alıyor. İktidar dilediği kadar bunu inkâr etmeye çalışsın, bu örgütlerin yegâne hamisi Türkiye’dir. Bunu meşrulaştıranlar da Medya ve bu medyanın kalemşörleridir.

Özelikle İktidar tarafından finanse edilen gazetelerin haberlerine bir göz atın. Ve bu gazetelerde, Televizyonlarda “uzman” olarak katıldıkları programları izleyin. Geliştirdikleri dili fazlaca analiz etmeye gerek yok. Sipariş üzerine kurguladıkları senaryoyu nasıl da sahneye koyuyorlar…

Beş Yıllık habercilik adına servis ettikleri yalanlarla bir halkı nasıl başka bir halka karşı kin ve nefretle doldurabildiler. Allah’a iman eden (!) muhafazakâr kadronun böylesi bir dil kullanmasının sebebi ne olabilir ki?

BOP iflas etti. “Kutsal İttifak” kapsamında örgütlenen “Paralel Yapı” bütün çirkefliğiyle ifşa oldu. İsrail-ABD eksenli dil bu kez “Paralel Yapı”yı diline pelesenk eden iktidar yanlısı medya oldu.

Suriye’de IŞİD-El Nusra ve benzeri çetelere ait katliam görüntüleri ortaya çıkınca bizim İslamcı cenahın keyfi kaçtı. Ancak yine de bu örgütleri övmekten ve destek vermekten geri durmadılar. Örgütler Suriye’de yenilgi üstüne yenilgi aldı. Son sığınakları Rojava oldu. “düştü düşecek” denilen Rojava halkı bu hevesi kursaklarında bıraktı. Musul işgalini “Sünni Refleks” olarak sundular. IŞİD’in toplu infazlarını “Şİİ ASKERLER İNFAZ EDİLDİ” başlığını kullanırken hiç utanma gereği duymadılar. IŞİD Bağdat’a dayandığında “SÜNNİ DEVRİM Şİİ DİKTATÖRLÜĞÜ YIKMAK ÜZERE” ümmeti ayrıştıran bu dili kullanmaktan hiç çekinmediler.

Neyse ki Irak halkı bu oyuna gelmedi. Başta Şii âlimlerin yayınladıkları fetva ve Irak’ın kurtuluşu için seferberlik çağrıları sadece Şiileri değil, Sünnileri de aynı çatı altında toplamaya yetti. Emperyalist operasyon bu birlik karşısında bir kez daha yenildi. IŞİD abluka altına alınınca bu kez dil değiştirerek, örgütü “terör”olarak tanımladılar. Ancak bu söylem sadece sözle oldu. işin aslındaysa IŞİD’e karşı herhangi bir tedbir alma gereğini duymadılar. Gelinen noktada IŞİD Irak’ta da Suriye’de olduğu gibi halk karşısında tutunamadı. Suudi Arabistan Irak cephesini de bu şekilde kaybetti.

Halka rağmen halk adına sahaya inenlerin sonu hüsran oldu.

Suriye’de halk Esad’ın yanında yer aldı. Hamas ilk başlarda her ne kadar oyuna geldiğini söylese de şer cephesinde yer aldı. Ancak oyun bozulunca o cepheden ayrıldı. İran’a yapılan ziyaret tutanakları bu konuda bütün gerçekleri ortaya koyuyor. Yani emperyalist cephenin direniş cephesi karşısında yenildi. Bizim İslamcı medya bu yenilgilerin faturasını İran’a kesti. “Suriye’de İran askerleri, Yemen’de Şii destekli Husi darbesi, Irak’ta Şii milisler, İran ordusu Irak ordusunu ele geçirdi, İran Osmanlı şehirlerine girdi…” başlıkları kullanıldı. Bu da yetmedi, Yeni Şafak yılın gazeteciliğine bir imza (!) attı ve “IŞİD’e karşı IŞİD benzeri bir örgüt kuruldu” haberini servis etti. “Khorasan” adı verilen bu örgütün İran tarafından kurulduğunu ileri sürdü. Oysa daha birkaç ay önce ABD bu örgütün Suriye’de kurulduğunu dillendirmişti. Haşhaşi örgütüyle örtüşen “Khorasan” örgütü Yeni Şafak tarafından Irak’a sokuldu.

Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül aylardır IŞİD il ilgili analiz(!)ler yapıyor. Kaleme aldığı makalelerde ısrarla şu cümleleri kullanıyor: IŞİD’ın hedefinde Şiiler ve onların kutsal mekânları varken, ne oldu da Kürtlerle karşı karşıya getirildi ve kim tarafından bu hale getirildi? Üstü örtülü İran’ı işaret eden Karagül, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suud ziyaretiyle birlikte dilinin altındaki baklayı çıkardı. İran’ı en acımasız şekilde hedef alan Karagül’ü yazar mangasının diğer fertleri de eşlik etti. Resul Tosun, İsmail Kılıçaslan, Hakan Albayrak ve Star, Sabah, Akşam, Vakit, Vahdet ve iktidara yakın tüm medya aynı eksende konuyu ele aldı.

Mesele sadece İran da değil, Mesele Mezhep merkezli bir propaganda geliştirilmesidir. Medya üzerinden yürütülen bu tefrika dili gelişerek yayılırken, Türkiye Cumhuriyeti başbakanı bu fırsatı göz ardı eder mi? o da tereddüt etmeden “Musul’a Şii milisler girmesin” dedi. Tamam, biz de girmesin diyoruz. Sen IŞİD terör örgütüne karşı savaşacak mısın? Sizin kaygınız nedir? Musul’un IŞİD işgalinden kurtarılması mı? Bu işgali bitirecek olan Irak halk komiteleri mi? Irak’ta Türkmen, Kürt ve Arapların birlikteliği mi? nedir sizi bu kadar öfkelendiren? Iraklıların birlikteliğini mezhepsel argümanlarla yok etmeye yönelik tutumunuzun sebebi ne olabilir ki?

Suud’un Vahhabi tekfirci terörüne payidar olmak için Ehl-i Beyt’e karşı oluşturulan cephede yer almanın karşılığında bir şeyler mi aldınız, yoksa siz de aynı zihniyete sahipsiniz de bunu Sünnilik kisvesi altında mı saklıyorsunuz?

ABD ve batı emperyalizminin IŞİD’e karşı savaşmaya davet eden sizler, İran’ın mazlum Irak halkının yanında yer almasından neden rahatsızsınız? Sizce de bir tuhaflık yok mu? IŞİDE’e karşı savaşan ABD olunca Amerikancı, İran veya halk IŞİD’e karşı savaşınca IŞİD’çi olan sizden başka hiç kimse yoktur.

Hükmet ile cemaat arası açıldıktan sonra Gülen hareketine karşı kullandığınız üslubunuzu gözden geçirin. Cemaatin İran’a yönelik kullandığı dili ve hükümeti İrancılıkla suçlamasına itiraz eden sizler, nasıl oluyor da“Paralel Yapı”la aynı sahada buluşabiliyorsunuz?

Sünnilerin ve Şiilerin hiçbir şekilde Suudi Arabistan’ın mezhepsel savaşına ortak olmamaları gerekiyor. Vahhabi öğretisiyle palazlanan abdestli Siyonizm coğrafyamızda hayat bulmamalıdır. İktidarın nimetleriyle hareket eden yazar takımının oyununa gelinmemelidir. Suriye’de, Yemen’de ve Irak’ta halk komitelerinin mücadelesini ve zaferlerini itibarsızlaştırmaya yönelik kullanılan söylemlere karşı dikkatli olunmalı…

Aydın Altay