6 Mayıs 2015 - 09:58
AKP- Emevi Benzerliği

AKP hükümetini üçüncü halifenin dönemine benzetilmesi, AKP’lileri sevinçten dört köşe eder ve bu benzetmeyi kendilerine bir iftihar ve onur sayarlar. Ama bazı dostlar ise bu benzetmeden rahatsız olurlar. Çünkü AKP, Osman hükümetini tanıma feraseti gösteremiyor ve dostların bazıları ise AKP’yi tanıma basiretine sahip değiller.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla

Üçüncü Halife Osman bin Afvan dönemi İslam tarihinin en hassas dönemi olarak bilinir; bir çok İslami ilkenin tersyüz edildiği, iktisat, siyaset, kültür alanlarında  ilk iki halife döneminde yaşanmamış, görülmemiş yeniliklerin ortaya çıkması ve Emevi saltanatının temelinin atılması bu dönemde gerçekleşmiştir.

Osman bin Afvan Hükümetinin özellikleri:

Arap milliyetçiliği ve Emevi kabileciliğinin hortlatılması:

Üçüncü. halife döneminde Arap milliyetçiliğinin yanısıra bir de Emevi kavmiyetçiliği hortlatılıyordu. Böylece Emevi- Haşimi mücadelesine yeni bir ivme kazandırılıyordu. Resulullah (s.a.a) öncesi ve sonrası fazilet, karemet, şeref bakımından üstünlüğü hep var olan Haşimiler için musibet günleri başlıyordu. Üçüncü halife dönemi Emevilerin altın çağının başlangıcıydı. Hilafet mekanizmasının her kademesine; halifenin müşaviri, beytülmal sorumlusu, vali, kadı vs.. Emeviler yerleşiyor, İslam ümmetinin başına Emevi siyasi zihniyeti hakim oluyordu.

Ekonomik kaynakların Emevilerin cebine akması, Emeviler tarafından hortumlanması:

Müslümanlardan belli bir kesimin ekonomik refah seviyesi yükseldi. Emevilerin gittikçe zenginleşmesi, hilafete yakın çevrelerin ceplerinin dolması bariz bir şekilde görülüyordu. Emevilerin zenginleşmesinin genel bir refah varmış gibi gösterilmesi, valilerin, cami imamlarının ve hadis üretenlerin göreviydi. Buna itiraz edebilecek sözleri itibarlı kimselerin itirazları engellenip susmaları için beytülmalden sus payı veriliyordu. Bu dönemde Osman hükümetinin nimetlerinden yararlanan zahid, abid sahabeler aniden zenginler sınıfına geçip mal, mülk, davar, köle, cariye sahibi oluverdiler. Aralarında “aşereyi mübeşşire” cennetle müjdelenen on kişiden sayılanlar da vardı. Talha, Zübeyr, Abdullah in Avf ve Saad bin Vakkas bunlardandı.

İslami ilkeleri savunanların toplumsal baskı ve zulme maruz kalmaları:

Ebuzer gibi Allah kelamından başkasını savunmayan sahabenin bunlar karşısında susması mümkün değildi; her fırsatta hakkı söyleyen , açık sözlü, doğru sözlü lakabını alan Ebuzer gibiler sürgüne gönderiliyor veya tehdit, baskı ile sindiriliyordu. Dünya refahı için veya sözde Müslümanların maslahatı için saltanata karşı gelmeyenler ise Osman hükümetinin payelerini sağlamlaştırıyordu.

Ehlibeyt dostlarının İslam devletinin nimetlerinden mahrum bırakılmaları:

Ali şiası ve evlatları diye tanınan Aleviler hilafetin imkanlarından yararlanamadıkları gibi beytülmalden hakları da verilmiyordu. Haşimiler özellikle de seyyid olan Ali evlatları ise üstü kapalı ve görünmeyen ekonomik ambargoya maruz bırakılmıştı. Bu dönemde Hz. Ali’nin kuyular açıp ihtiyaç sahiplerine vermesi, hurmalıklar oluşturup fakir fukaraya dağıtması ve Emir’ulmüminin Ali’nin mahrum halk gibi yaşaması İslam devletinin nimetlerinden mahrum bırakılanlar için bir teselliydi.

Gelelim günümüze….

AKP hükümetini üçüncü halifenin dönemine benzetilmesi, AKP’lileri sevinçten dört köşe eder ve bu benzetmeyi kendilerine bir iftihar ve onur sayarlar. Ama bazı dostlar ise bu benzetmeden rahatsız olurlar. Çünkü AKP, Osman hükümetini tanıma feraseti gösteremiyor ve dostların bazıları ise AKP’yi tanıma basiretine sahip değiller.

AKP hükümetinin üçüncü halife Osman dönemine benzerlikleri:

AKP hükümeti başa geldiğinden beri İslami sloganlarla ardı ardına seçimleri kazanıyor, İslami bir maske olarak kullanıp Müslümanları kutsallarla avlıyor. Osman’ın peygamberin üvey kızlarıyla evlenerek, “Zinnureyn” lakabı almış olması daha sonraları Müslümanların itirazlarını engellemek için bir maske olarak kullanıldı.

AKP hükümetinin gözden kaçan en bariz özelliği, Emeviler gibi kadrolaşma ve devlet mekanizmasına kendi düşüncesindeki insanları yerleştirmesi olmuştur. Türk milliyetçiliğinden ziyade Akp’cilik/hizibçilik ön planda tutulur oldu. Kendi anlayışlarına uymayanı dışlamak çok kolay; dinsiz, Kur’an düşmanı, İslam düşmanı  gibi ilahi renge büründürülmüş söylemler aynı üçüncü halife döneminde Emevi saltanatının korumak için söylenen  sözler gibi; halifeyi eleştirmek caiz değil, sahabeye karşı gelmek haramdır…vs.

AKP hükümeti dönemi incelendiğinde ekonomik olarak ülkenin kalkındığı söyleniyor, doğrudur ama kalkınma bilim ve teknolojide yenilik sunmak, sanayi, tarım, hayvancılık ve ticaret alanlarında üretim ile gerçekleşir. Ülkeye Arap şeyhlerinin sıcak parasının akmasıyla ekonominin düzelmesi kalkınmış olmayı göstermez. “Ekonomi düzeldi, kalkınıyoruz”, “küresel ekonomik kriz bizi teğet geçti”, “biz ekonomik krizden etkilenmedik” gibi iddialar pek inandırıcı görülmemektedir. Nedense devlete yakın çevrelerin ekonomisi hep yükseldi, küresel ekonomik kriz onları vurmadı, devletin imkânları onlara sunuldu; ihaleler, yatırımlar, ticari anlaşmalar, dış ticaret bağlantıları v.s. Bunların dışında kalanlar ağlasalar da medya aracılığıyla sanki bir “mediney-i fazıla” hükümeti kurulmuş gibi lanse ediliyor. Gerçekleri bilenler ise kendilerine ya sus payı verilerek susturuldular veya gerçekleri korkularından söyleyemiyorlar.

Halkın refah seviyesi yükseldi, deniliyor; hangi halkın? Dindar görünen ve partiye yakın çevrelerin çocukları lüks arabalara, jeeplere binmeye başladı; tarikatcılar, takkeciler milyonluk villalara, lüks evlerde oturup dünyanın en lüks model arabalarına binmeye başladılar ama kimse sormuyor, bu derenin suyu nerden akıyor diye?

Yıllarca Türkiye’de baskıya uğradıkları bilinen İslamcılar/şeriatçılar şimdiki tabiriyle radikal Müslümanlar paranın sıcak yüzünü, Akp hükümetinin kendilerine sunduğu müreffeh hayatı görünce liberalleştiler, İslami mücadeleden eser kalmadı.

Emevi saltanatını korumak için bir kese altına hadisleri tersyüz eden Ebu Hureyre’lerin günümüzde onlarca peydah oldu,  saltanatın bekaası için hadis uyduran Kaab ul Ahbar’ların varlığı günümüzde hükümete yağcılık yapan akademisyen ve kalem silahşörler olarak tezahür ediyor.

Tağutun nimetlerini terk edip Hüseyin’e katılan Hür’ler nerede?

Mızrak başındaki Kur’an’ın hile olduğunu anlayan Maliki Eşter’ler nerede?

Saray alimlerinin tağutu öven methiyelerine cevap verecek rabbani alimler nerde?

Nerede Ammarlar, nerede Salmanlar? Gerçekleri bütün çıplaklığıyla halkı aydınlatmak için söyleme cesareti gösteren Ebuzerler nerede?

Bid’atlar karşısında susması haram olan peygamber varisi alimler nerede?

Cesaret sahibi feraset ve basiret ehli aydınlarımız yok mu?

Kırbaçlara rağmen susmayan hakkın münadisi, Rebeze’ye sürgüne gönderilmeyi göze alan Ebuzerler nerede?

Abdullah Özgür