Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-İran İslam Cumhuriyeti ve 5+1 üye ülkeleri arasında gerçekleşen, İran'ın nükleer çalışmaları ile ilgili görüşmelerin barış ile sonuçlanması karşısında Siyonist İsrail'in tavrı net ve blok halinde bir karşıtlık içerirken, Türkiye'nin tavrı hem olumlu ve hemde karşıtlık içeriyor. Türkiye'nin oluşan bu yeni denklemde tavrını netleştirmesi için bölge politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.
İran İslam Cumhuriyeti ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülke ile birlikte Almanya arasında 10 yılı aşkın süren iran'ın nükleer teknoloji çalışmaları ile ilgili görüşmelerin anlaşma ile sonuçlanmasının etkileri beklenenin ötesine geçeceğe benziyor. İrib'de yer alan söz konusu anlaşmanın etkilerini inceleyen iki değerlendirme yazısı dikkat çekici tespitler içeriyor. Bu yazılardan biri Siyonist İsrail'in verdiği tepkiler ile ilgili tespitler içeriyor ve Bijen Necefi imzalı. Diğer yazı da Türkiye'nin verdiği tepkiyi değerlendiriyor ve Seyid Ali Gaemmagami imzasını taşıyor. İran İslam Cumhuriyeti ile ilgili önemli böylesi bir gelişmenin etkileri söz konusu olunca; Siyonist İsrail ile birlikte Türkiye'nin verdiği tepkileri içeren bu iki değerlendirme yazısının alt alta okunması, daha sağlıklı bir kanaatin oluşmasına yardımcı olacaktır. Siyonist İsrail'in ortaya koyduğu tepki net ve blok halinde bir karşıtlığı içeriyor. Fakat Türkiye'nin ortaya koyduğu yaklaşım ise; öncelikle olumlu olmak ile birlikte, İran İslam Cumhuriyeti ile ihtilaflı; bölgedeki Irak, Suriye, Yemen merkezli politikaları bu olumlu yaklaşımın İsrail'in yaklaşımındaki gibi blok halinde bir netliği ortadan kaldırıyor. Öyle görülüyor ki Siyonist israil ortaya çıkan bu yeni uluslararası denklemde var gücüyle karşı duracak, fakat Türkiye tavrını belirlemede ciddi bir kafa karışıklığı yaşayacak. Bu yeni denklemde Türkiye'nin bahsi geçen bu kafa karışıklığını bir an önce netleştirmesi ve bölge politikalını gözden geçirerek yeniden inşa etmesi gerekiyor.
İran barışçı nükleer diplomasisinin getirileri ve terörist İsrail'in daha bir yalnızlaştırılması
İran İslam Cumhuriyetiyle 5+1 gurubunun tarihi nükleer anlaşmasından dolayı işgalci ve terörist İsrail rejimi büyük bir dehşete kapılıp, sert bir tepki gösterdi. Siyonist İsrail rejiminin başbakanı Netanyahu barışçı nükleer anlaşmayı "tarihi hata" olarak nitelendirdi ve İran nükleer heveslerini engellemek için mücadele edecekleri tehdidinde bulundu. Netanyahu ayrıca, bu anlaşmanın İran'ın nükleer silah üretimi çalışmalarını da durduramayacağı iddiasında bulundu.
Irkçı ve gayri meşru İsrail rejimi Dışişleri Bakan Yardımcısı Tzipi Hotovely ise; "Batı'nın İran'ın liderliğini yaptığı şer ekseni tarafından tarihi bir anlaşmayla kuşatıldığını, İsrail'in bu anlaşmanın hayata geçmesini engellemek için bütün güçünü harekete geçireceğini ileri sürüp, şirret Siyonizm'e karşı direniş eksenine kin ve kan kusmaya başladı. Bütün bu iddiaların ve tehditlerin asıl sebebi, dünya toplumunun katil İsrail rejimini lanetlemesi ve yalnız bırakmasıdır. Siyonist rejimin bu taşkınlık ve küstahlığına destekçisi batılı güçler bile itiraz ettiler. Amerika Başkanı Obama Natanyahu'yu cahillik ve ahmakça davranmakla yerdi. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'in, Siyonist rejimin barışçı nükleer anlaşma hakkındaki tutumunun küstahça, akılsız ve sorumsuz bir tutum olarak nitelendirip, kınadı.
Dünya toplumun İran'ın barışçı nükleer bilim ve teknolojisini geliştirme ve kullanma hakkını resmen tanıdığı için soykırımcı İsrail rejimi, öfkelenmiştir. Fakat Amerika hükümet yetkililerinin Netanyahu'nun sözlerinin hiçbir değeri bulunmadığını belirttiler. Irkçı İsrail rejimi Amerika, İngiltere ve Fransa ile Almanya gibi batılı ülkelerin desteğinde 400 nükleer başlık üretip ve en az 6 nükleer askeri tesisi işgal edilen Filistin topraklarında bulundurmaktadır. Terörist İsrail rejimi NPT konvansiyonunu da imzalamamış ve Almanya'dan, nükleer başlık taşıyan 5 adet deniz altısını satın almıştır. Fakat İran İslam cumhuriyeti UAEA üyesi olarak NPT anlaşmasını imzalayıp onaylamıştır. İran ile 5+1 gurubu'nun nükleer anlaşması, Siyonist çeteler rejiminde de iç çekişmelere sebep oldu. Nitekim "Gelecek Vardır" partisi temsilcilerinden Ufer Şelih, Natanyahu'nun İsrail'in uluslar arası alanda itibar kaybetmesine sebep olduğunu ve istifa etmesi gerektiğini söyledi. Böylece Natanyahu'nun siyasi hayatının sona ermekte olduğu görülebilir.
İran ve Türkiye ilişkilerinde yeni dönüm noktası
İran İslam Cumhuriyeti barışçı nükleer faaliyetlerinin 5+1 gurubu tarafından kabul görmesi ve anlaşmaya varılması, Türkiye halkı ve yetkilileri tarafından olumlu karşılandı. Nitekim Türkiye'nin geçici Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İran ile nükleer müzakerelerde anlaşma sağlanmasını, memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Çavuşoğlu anlaşmanın uygulanmasıyla bölge istikrarına katkı sağlayacağını, ambargoların kalkmasının da bölgemizin ekonomisine katkı sağlayacağını ve Türkiye'yi de doğrudan etkileyeceğini sözlerine ekledi. Türkiye dış işleri bakanı ayrıca İran'ın özellikle Suriye, Irak ve Yemen'deki rolünü de gözden geçirmesi, pozitif ve yapıcı rol oynaması gerektiğini, mezhep temelli politikalardan vazgeçmesi gerektiğini, sorunların siyasi diyalogla çözümüne katkı sağlanması gerektiğini isterken, "kardeş İran'dan da beklentimiz budur.” dedi.
AKP hükümeti ve yetkililerinin iddialarına rağmen Tahran, Irak, Suriye, Yemen, Lübnan ve Filistin konusunda daima yapıcı, insancıl ve İslami değerler ve vahdet üzerine hareket etmiş ve etmektedir. Fakat Amerika ve Siyonist güç odakları, İslam ülkelerini karıştırmak ve zayıf düşürüp, sultaları altında tutmak amacıyla etnik, kavmi ve mezhep temelli ihtilaflar yaratmaya çalışmış bulunuyorlar.
Amerika'nın uydusu gerici ve dikta Arap rejimlerinin öncüsü olan Suudi Arabistan selefi vahhabi rejimiyle Katar, petro dolarlarıyla Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Lübnan ve hatta Filistin'de ya Şii-Sünni savaşı, ve ya Selefi Vahhabi- Sünni savaşı çıkarmaya çalışmaktadırlar. AKP hükümet yetkilileri özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ahmed Davutoğlu, Mevlüt Çavuşoğlu da bölgesel gelişmeler konusunda Türkiye ile Suudi Arabistan rejimi politikalarının biri biriyle örtüştüğünü ve birlik içinde hareket ettiklerini ifade etmiş bulunuyorlar.
Bu işbirliğinin en bariz örneği, Irak, Suriye ve Yemen'in kan gölüne çevrilmesi ve yıkıma uğratılmasıdır. El-Kaide'nin kollarından biri olan “Irak Şam İslam Devleti” IŞİD ile Nusra cephesi gibi tekfirci vahşi terör örgütleri, Arabistan halkını sultası altında bulunduran dikta Suudi hanedan rejimi merkezli olarak bölgede Vahhabi-Selefi ictihad'a uygun sözde İslam emirlikleri kurmaya çalışıyorlar.
Amerika askeri ve istihbarat örgütlerince kurulan el-Kaide terör örgütünün finansörlüğünü de Suudi krallık rejimi, Katar Emirliği ve Birleşik Arap Emirlikleri üstlendi. Pakistan askeri istihbaratı da bu örgüte yardım ve yataklık yapıp, lojistik destek verdi. AKP hükümetiyse Irak ve Suriye'de tekfirci selefi Vahhabi terör örgütlerine lojistik ve istihbarat desteği konusunda Pakistan'ın yerini doldurmuştur. AKP Hükümeti ve koruma altına aldığı sözde Sünni İslamcı ve özde Baasçı ve tekfirci Tarık El-Haşimi, Amerika'nın Irak'tan geri çekilmesini istemiyorlardı. Buna ilaveten Irak'ın, çoğunluk Şii Müslümanların denetimine geçtiğinden rahatsız olduklarını açıkça ilan edip, Irak'ta IŞİD ve Nusra Cephesi gibi katiller sürüsü tekfirci teröristleri mücahitler olarak desteklediler ve desteklemektedirler.
Tekfirci teröristlerin belirledikleri asıl düşman ise, İran İslam Cumhuriyeti ile Şii Müslümanlar ve ikinci derecede kendilerine boyun eğmeyen Sünni Müslümanlarla diğer etnik ve dini azınlıklardır. Amerika ve Türkiye hükümetleri, Irak'ta on binlerce Şii Müslümanın katliamdan geçirilmesine ve yaralanmasına rağmen, Irak hükümetini Şiicilik ve mezhepçilik yapmak ve Sünnileri bastırmakla suçladılar. AKP hükümeti ve Amerika, Musul'u işgal eden IŞİD teröristlerine karşı bütün Şii-Şünni, Arap ve Kürt ile Türkmen Iraklılar kenetlenirken, AKP hükümeti ve yandaş medyası ve hatta TRT, IŞİD cinayet şebekesine karşı savaşan Irak ordusu ve halk direniş güçlerini, Sünnileri katleden ve yağmalayan güçler olarak yansıtıyorlar. IŞİD vahşetini “Sünni direnişi, Sünni öfkesi, Sünni mücahitler”, IŞİD'e karşı savaşmayı “mezhep savaşı” olarak yorumluyorlar.
Suriye'de de durum aynıdır. AKP hükümeti “dünya 5'ten büyüktür” sloganı altında aslında Rusya ve Çin'in vetosunu protesto ediyor. Çünkü bu iki ülke Amerika'nın Suriye'ye saldırıp bu ülkeyi işgal etmesine izin vermiyor. AKP ise Suriye'nin Amerika ve NATO tarafından işgal edilmesini istiyor. Suudi Arabistan ve Katar'ın dolduruşuna gelen AKP hükümetinin IŞİD, Nusra cephesi, İslam ordusu, Fetih ordusu, Ensarulsünne ordusu, Ahraruşşam, Leva Tevhid ve onlarca tekfirci terör örgütüne silah, istihbarat ve lojistik destek vererek, Suriye'de yüz bini aşkın Sünni ve alevi Müslüman askerin ölmesine, 200 yüz bin sivil insanın katledilmesine sebep olmaktadır. AKP hükümetiyle gerici Arap rejimleri ve batılı emperyalist güçler ile terörist İsrail rejimi hem Irak hem de Suriye'nin parçalanmasına, anti Siyonist direniş cephesini kırmaya çalışıyorlar.
IŞİD ve Nusra Cephesi, farklı adlar altında Irak ve Suriye'de terör kollarını kurup, katliam ve yıkımlarını sürdürüyorlar. Selefi Vahahbi tekfirci terör örgütlerinin ilan ettikleri düşmanlardan biri de Lübnan Hizbullah ile Filistin İslami Cihad ve HAMAS gibi anti Siyonist direniş hareketleridir. Nitekim IŞİD ile Nusra Cephesi ve diğer tekfirci terör örgütleri Lübnan Hizbullah'ına karşı savaş başlatmak amacıyla Lübnan'da da terör estirip, katliamlar yapmakta ve katil İsrail rejimiyle yakın işbirliğini sürdürmektedirler. AKP hükümetinin Amerika desteğindeki Suudi Arabistan'ın liderliğindeki gerici Arap rejimlerinin Yemen Müslüman halkına kan kusturması, Yemen'i katliama ve yıkıma uğratmış olmasını da desteklemekle, Suudi krallık rejiminin işlediği cinayetlerinin ortağı sayılıyor.
Demek ki, AKP hükümeti, Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan ile ilgili izlediği çarpık politikalarını mutlaka gözden geçirmesi ve barış için çalışması gerekir.