26 Ocak 2026 - 18:22
Avrupa Parlamentosu’ndan İran’a karşı hibrit savaş

Avrupa Parlamentosu’nun İran’a karşı son haftalarda aldığı kararlar, insan hakları söylemi altında yürütülen, doğrulanmamış iddialara ve rejim değişikliği hedefli jeopolitik hesaplara dayalı bir baskı kampanyasını yansıtmakta. Devrim Muhafızları'nın terör listesine alınması çağrıları ve İranlı diplomatlara yönelik yasaklar, dış destekli şiddet olaylarını görmezden gelirken, ABD ve Siyonist rejimle tam uyum içinde İran’ı istikrarsızlaştırmayı amaçlamakta.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Avrupa Parlamentosu, son haftalarda İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı bir dizi düşmanca kararı yürürlüğe koyarak bu adımları ülke içindeki gelişmelere sözde “tepki” olarak sunmuştur. Ancak atılan adımlar yakından incelendiğinde, bu sürecin; gerçek dışı anlatılara, açık çifte standartlara ve İran’ı istikrarsızlaştırmayı hedefleyen daha geniş bir jeopolitik ajandaya koşulsuz uyuma dayandığı görülmektedir.

Siyasi gözlemcilere göre bu kararlar, İran’daki terör eylemleri ve organize şiddet olaylarının karmaşık gerçekliğini bilinçli biçimde yok sayan, doğrulanmamış iddiaları cezalandırıcı politikalar için araçsallaştıran hesaplı bir tırmanışı temsil etmektedir. İranlı diplomatlara yönelik eşi benzeri görülmemiş fiili yasaklar ve İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) “terör örgütü” ilan edilmesine yönelik çağrıların yeniden gündeme getirilmesi, binlerce sivilin hayatını kaybettiği, dış destekli ve kanlı isyanların hemen ardından devreye sokulmuştur.

Avrupalı parlamenterlerin bu süreçte dayandığı bilgi kaynaklarının büyük bölümü, geçmişi açıkça “rejim değişikliği” savunuculuğuyla bilinen kuruluşlar ve düşünce merkezlerinden oluşmaktadır. Buna karşın Avrupa Parlamentosu’nun, Filistin’deki soykırım dâhil olmak üzere diğer küresel krizler karşısındaki sessizliği ve felci, ilkelerin seçici biçimde uygulandığını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Doğrulanmamış ve Siyasallaştırılmış Anlatılara Dayalı Çerçeve

Avrupa Parlamentosu’nun son haftalarda yayımladığı kararlar ve sert kınama metinleri, İran’daki olaylara ilişkin son derece tartışmalı ve tek yanlı bir anlatıya dayandırılmıştır. Parlamento açıklamalarında, birkaç binden 16 bini aşan rakamlara kadar uzanan can kaybı iddiaları “kesin gerçek” gibi sunularak acil uluslararası müdahale çağrısı yapılmıştır.

Bu rakamlar, İranlı resmi makamlar ya da sahada bağımsız biçimde faaliyet gösteren tarafsız uluslararası gözlemciler tarafından değil; merkezleri ABD’de bulunan Center for Human Rights in Iran ve Abdorrahman Boroumand Center gibi yapılar tarafından dolaşıma sokulmuştur. Söz konusu kuruluşların finansman ve faaliyet modelleri kamuoyuna açıktır ve büyük ölçüde ABD Kongresi tarafından finanse edilen Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) ağına bağlı oldukları bilinmektedir. NED ise uzun yıllardır İran gibi bağımsız ülkelere karşı muhalif hareketleri fonlamakla tanınmaktadır.

İranlı yetkililer bu rakamların doğruluğunu sert biçimde reddederek, adli ve teknik incelemeler sonucunda sahte deliller tespit edildiğini açıklamıştır. Buna göre “şehit listeleri”nde doğal sebeplerle vefat etmiş kişilerin ya da hayatta olduğu belgelerle kanıtlanan isimlerin yer aldığı ortaya konmuştur. Avrupa Parlamentosu’nun, böylesine kapsamlı yaptırım ve diplomatik dışlama kararlarını dış kaynaklı ve siyasallaştırılmış verilere dayandırması, kendi pozisyonunun nesnelliğini ciddi biçimde zedelemiştir.

Bu yaklaşım, siyasi saiklerle hareket eden yabancı aktörlerin verilerinin, resmi ve somut iç soruşturmalardan daha güvenilir kabul edildiği tehlikeli bir emsal yaratmıştır. Ortaya çıkan tablo, İran’daki durumu dengeli biçimde anlamayı imkânsız kılan derin bir gerçeklik kopuşuna işaret etmektedir.

Avrupa Parlamentosu’nun tutumundaki temel ve sürekli bir hata da, Aralık ayı sonundaki barışçıl sivil protestolar ile Ocak ayı başındaki organize silahlı sabotaj ve terör eylemlerinin sistematik biçimde birbirine karıştırılmasıdır. Parlamento kararlarında ve Başkan Roberta Metsola’nın açıklamalarında, İran devletinin tüm müdahaleleri “vatandaşların temel haklarını kullandığı bir ortamda uygulanan vahşi baskı” olarak sunulmuştur.

Bu söylem, İran güvenlik kurumlarının sunduğu ve silahlı grupların ABD ve Siyonist İsrail istihbarat servislerinden lojistik, mali ve istihbari destek aldığını ortaya koyan belgeleri tamamen görmezden gelmiştir. Söz konusu gruplar; güvenlik güçlerine saldırılar, kritik altyapının tahribi ve medya üzerinden mağduriyet üretmeyi hedefleyen terör eylemleriyle ilişkilendirilmiştir.

Barışçıl talepler dile getiren vatandaşlarla, yabancı destekli silahlı unsurlar arasında bilinçli bir ayrım yapılmaması, Avrupa Parlamentosu’nun şiddet faillerini fiilen aklayan, devleti ise suçlu ilan eden yekpare bir anlatı inşa etmesine yol açmıştır. Bu tutum, her egemen devletin kamu düzenini sağlama, vatandaşlarını şiddetten koruma ve dış destekli istikrarsızlaştırma girişimlerine karşı koyma hakkını da yok saymaktadır.

Bu yaklaşım yeni değildir. Parlamento, 2022’deki olaylar sırasında da Şiraz ve İzeh’te çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği eş zamanlı terör saldırılarını neredeyse hiç anmadan, İran’ın güvenlik tedbirlerini tek taraflı biçimde kınamıştı.

Jeopolitik Araçsallaştırma ve Açık “Rejim Değişikliği” Savunusu

Ocak 2026’da gündeme gelen cezalandırıcı adımlar, Avrupa Parlamentosu üyeleri tarafından yalnızca isyanları “kontrol altına alma” amacıyla değil, çok daha geniş hedeflerle ilişkilendirilmiştir. IRGC’nin “terör örgütü” ilan edilmesi çağrısı ve İranlı diplomatlara yönelik sembolik yasaklar, siyasi baskı araçları olarak tasarlanmıştır.

Bu niyet, Almanya’dan AP üyesi ve İran’la ilişkiler delegasyonu başkanı Hannah Neumann gibi isimlerin, İran İslam Cumhuriyeti’nin “çöküş sürecinde” olduğunu açıkça ilan etmesiyle netlik kazanmıştır. Siyasi analistlere göre bu tür açıklamalar, Avrupa Parlamentosu’nu diplomatik diyalog zemini olmaktan çıkararak, bir BM üyesi devletin yıkımını alkışlayan bir propaganda platformuna dönüştürmüştür.

Bu çizginin geçmişi, AB yaptırım listelerinde yer alan “Friends of Free Iran” gibi yapılar ve eski AP üyesi Alejo Vidal-Quadras gibi, Tahran’da rejim değişikliğini açıkça savunan isimlere kadar uzanmaktadır. O dönemde olduğu gibi bugün de İran karşıtı en yüksek sesler, terör örgütü Mücahidin-i Halk (MKO) ile uzun süredir iş birliği yapan ve Siyonist rejimin çıkarlarını savunan lobi ağlarıyla iç içe hareket etmektedir.

Avrupa Parlamentosu’nun Ocak 2026’daki hamleleri, ABD tarafından finanse edilen NED gibi mekanizmalarla desteklenen, azami baskı yoluyla iç karışıklık üretmeyi hedefleyen uzun vadeli bir stratejiyle uyumlu görünmektedir. İran devletinin “çöküşünü” açıkça talep eden bu tutum, AB’nin rolünü eleştirel bir muhatap olmaktan çıkarıp hibrit bir savaşın aktif parçası hâline getirmiş, karşılıklı güvene dayalı her türlü diyaloğun zeminini ciddi biçimde tahrip etmiştir.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha