28 Nisan 2026 - 10:20
Hizbullah tarih yazıyor: Lübnan'da işgale karşı yeni strateji

Hizbullah, bir yıllık stratejik sabrın ardından fiber optik İHA’lar ve yeni harp taktikleriyle savaşın seyrini lehine çevirirken, İsrail ordusu hem sahada ağır kayıplar vermekte hem de içinde bulunduğu psikolojik çöküşle baş etmeye çalışmaktadır. Trump yönetiminin İsrail’e verdiği koşulsuz destek, ABD Kongresi’nde giderek büyüyen bir muhalefete rağmen devam ederken, “ateşkes” söyleminin arkasında emperyalist bir savaş stratejisi yürütülmektedir.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Hizbullah, bir yılı aşkın süredir devam eden “stratejik sabır” politikasının ardından sahada topyekûn bir karşı atağa geçti. Lübnan direniş hareketine yakın güvenlik kaynaklarının basına yansıyan açıklamalarına göre, İsrail’in ateşkes ihlallerine karşı geliştirilen yeni taktikler ve fiber optik FPV (First Person View) İHA’lar sayesinde savaşın seyri direniş lehine dönmeye başladı. Kaynak, direnişin sadece roket ve İHA’larla değil, aynı zamanda derinleşen stratejik sabrı, ideolojik bağlılığı ve yapay zekâ destekli yeni harp doktrinleriyle İsrail ordusunu “hayaletlerle savaşıyormuş gibi” bir çaresizliğe sürüklediğini vurguladı.

Yeni Savaşın Belirleyici Silahı: Sinyal Kesicilere Karşı Bağışıklıklı İHA’lar

Çatışmanın seyrini değiştiren en önemli etken, Hizbullah’ın Ukrayna savaşından da esinlenerek sahaya sürdüğü fiber optik kablolu FPV İHA’lar oldu. Geleneksel İHA’ların aksine, bu insansız araçlar fiziksel bir kabloyla operatöre bağlı olduğu için İsrail’in gelişmiş elektronik harp sistemlerinden etkilenmiyor. Artık sinyal kesiciler işe yaramıyor; İHA’lar gerçek zamanlı yüksek çözünürlüklü görüntü aktarımıyla zırhlı araçların zayıf noktalarını vuruyor. Hizbullah’ın bu yeni taktikleri, İsrail'in onlarca yıldır süregelen teknolojik üstünlük mitini paramparça etti. İsrail medyasına göre, İHA’ların yarattığı bu yeni tehdit karşısında İsrail ordusunun kayıpları 1980’lerden bu yana görülmemiş seviyelere ulaştı. Hizbullah’a yakın bir kaynağın Press TV’ye söylediği gibi: “Duvarların ve hatta gökyüzünün bile kulakları olduğundan korksunlar. Artık her yerde izleniyorlar, planları birçok kez tarafımızca tespit ediliyor.”

Stratejik Sabır Doktrini: Tuzaktan Kaçış ve Yeniden Diriliş

Hizbullah’ın başarısının ardında, yalnızca teknolojik üstünlük değil, aynı zamanda İsrail’in savaş mantığını baştan aşağıya bozan bir “stratejik sabır” doktrini yatıyor. 2024’teki çağrı cihazı saldırıları ve ardından gelen topyekûn savaş, birçok Batılı askerî analiste göre Hizbullah’ın “son nefesini” vermesi anlamına geliyordu. İsrail, üst düzey komuta kademesine yönelik suikastlarla örgütün yapısını çökertmeyi hedeflemişti. Ancak görünen o ki, bu çöküş senaryoları emperyalist zihniyetin tipik bir yanılgısıydı. Hizbullah, ateşkes dönemini kullanarak sadece askerî kapasitesini yeniden inşa etmekle kalmadı; aynı zamanda yeni taktikleri, yapay zekâ destekli gözetleme sistemlerini ve psikolojik harekat stratejilerini de derinleştirdi. Örgütün yeni lideri Şeyh Naim Kasım’ın da vurguladığı gibi, direniş “rehabilitasyon” evresini tamamlamış, neredeyse tüm kapasitesine yeniden kavuşmuştur. İsrail’in “aslan kükremesi” adını verdiği saldırı dalgasının hiçbir hedefine ulaşamaması, emperyalist savaş stratejilerinin en büyük krizlerinden birini yaşadığını gösteriyor.

İsrail Ordusunda Çöküş: Kayıplar, İntiharlar ve “Anlamsız Savaş”

Sahadaki yenilgilerin yansıması, İsrail ordusunun iç dinamiklerinde de kendini gösteriyor. Haaretz gazetesine göre 2026 yılının yalnızca ilk dört ayında en az 10 İsrail askeri intihar etti, iki polis memuru da aynı yolu seçti. Bu vaka sayısı, yalnızca nisan ayında 6’ya ulaşarak son 15 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Askerî travma uzmanları, Gazze’deki katliamlardan sonra Lübnan’da da bataklığa saplanan ordunun psikolojik destek mekanizmalarının tamamen çöktüğünü belirtiyor. Komutanların ‘erken uyarı’ sinyallerini fark edememesi, rehabilitasyon günlerinin iptali ve saha psikologlarının sayısının azaltılması, bu çöküşün boyutlarını gözler önüne seriyor. İsrail basınında yer alan bir habere göre, işgal askerleri Lübnan topraklarına girmeden önce kendi canlarına kıymayı tercih eder hale gelmiştir.

Bu psikolojik harabiyete paralel olarak, İsrail’in önde gelen gazetelerinden Maariv, ülkenin güney Lübnan’daki savaşının “kendi içinde çökmekte olduğunu” ve durumun o kadar kötüleştiğini ki savaşın orijinal çerçevesinin tüm anlamını yitirdiğini yazdı. İsrail’in hiçbir stratejik hedefine ulaşamadığı, sivil katliamlarıyla gerçek zafer eksikliğini örtmeye çalıştığı ifade ediliyor.

Trump’ın Savaş Fonları ve ABD İçindeki Yükselen Muhalefet

ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’e sağladığı koşulsuz askerî ve siyasi destek, bu felaketin en önemli dış etkenidir. Trump yönetimi, İran ve Lübnan’a yönelik saldırgan tutumuyla bilinirken, Kongre içinde giderek büyüyen bir muhalefetle karşı karşıya. Bağımsız senatör Bernie Sanders öncülüğünde 40 Demokrat senatör, İsrail’e yönelik bomba ve zırhlı buldozer satışlarını durdurmak için oy kullandı. Bu sayı, ilk girişimdeki 11 oydan neredeyse dört kat artarak, İsrail’in geleneksel olarak ‘sadık dostları’ olarak bilenen bazı çevrelerin bile artan bir rahatsızlık duyduğunu gösteriyor. Trump, ateşkesi üç hafta daha uzatırken, bu kararın aslında İsrail’e yeniden silahlanması için zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramadığı, ateşkesin ilan edildiği günden beri İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki saldırılarını sürdürdüğü belirtiliyor. Beyaz Saray’ın bu ikiyüzlü tutumu, emperyalist politikaların tipik bir örneğidir: Dışarıda barış söylemi, içeride fiili işgal ve katliam.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha