Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Birleşmiş Milletler’deki İran temsilciliği, Katar, Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Ürdün’ün ortaklaşa kaleme aldığı ve BM ile Güvenlik Konseyi’ne gönderdiği mektuba yanıt verdi. Tahran yönetimi, bu altı ülkeyi doğrudan “tecavüze ortak olmakla” suçlayarak, topraklarında bulunan üslerin İran’a karşı hava saldırıları ve füze fırlatmaları için kullanıldığını belirtti. İran’ın BM temsilcisi yaptığı açıklamada, “İran, bu saldırıya karşı meşru müdafaa hakkını kullanmıştır. Bu hak, Birleşmiş Milletler Şartı’nda tanınmaktadır ve yalnızca bir saldırıya yanıt olarak kullanılmıştır” ifadelerini kullandı.
Temsilci, İran’ın çatışmayı başlatan veya askeri operasyonları başlatan taraf olmadığının altını çizerken, “Saldırıya fiilen katılan ya da üslerini, hava sahasını, karasularını veya topraklarını bu saldırı için kullanan her ülke sorumludur ve hesap vermelidir” dedi. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nin saldırganı kınamaktaki “acizliği” eleştirilerek, bu durumun saldırganları daha da cesaretlendirdiği vurgulandı. İran, altı ülkeden, İran’a verilen zararın tamamen tazmin edilmesini talep etti.
BM’nin Çifte Standardı ve Bölgesel Sorumluluk
Tahran’ın bu çıkışı, aslında uluslararası hukukun ne kadar seçici bir şekilde uygulandığını da gözler önüne seriyor. Zira İran’ın komşuları, ABD’nin bölgedeki en büyük askeri üslerine ev sahipliği yaparken, bir yandan da “tarafsızlık” söylemi yürütüyorlar. Ancak gerçek şu ki, bu ülkelerin topraklarından kalkan ABD savaş uçakları ve füzeleri, doğrudan İran’ı hedef aldı. Trump yönetimi, İsrail’in yoğun baskısı altında başlattığı bu savaşta, bölgedeki müttefiklerini “uçak gemisi görevi gören” üsleriyle fiilen savaşa dahil etti. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler, resmen savaş ilan etmeseler de, lojistik ve istihbarat desteğinin ötesine geçerek üslerini aktif çatışma için açtılar.
Tarihsel olarak, benzer bir durum 1991’deki Irak işgalinde de yaşanmıştı: O dönemde bölge ülkeleri, ABD öncülüğündeki koalisyona topraklarını açarken, savaşın faturasını ağırlıklı olarak Irak çekmişti. Ancak bugün İran, aynı senaryonun farklı bir versiyonuyla karşı karşıya olduğunun farkında. İran’ın tazminat talebi, aslında bu ülkelere bir “bedel ödeme” çağrısıdır: Ya doğrudan tazmin edecekler ya da İran’ın kendi yöntemleriyle bu bedeli tahsil edeceğini bilmeliler. BM’nin bu süreçteki etkisizliği ise, beş daimi üyenin çıkarları söz konusu olduğunda uluslararası hukukun nasıl askıya alındığının klasik bir örneğidir. Batı medyası, Ukrayna’da benzer ihlaller için “savaş suçu” diye bağıran aynı aktörlerin, İran’a yönelik bu saldırıda neden “sessiz” kaldığını sorgulamaktan kaçınıyor.
yorumunuz