Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Mehr Haber Ajansı’nın uluslararası servisinde yer alan kapsamlı analize göre, İsrail’in efsanevi caydırıcılığının çöktüğü 7 Ekim 2023’ten bu yana geçen üç yıl, Direniş Ekseni’nin birliğinin Tel Aviv’in savaş makinesi karşısındaki en büyük caydırıcı faktör olduğunu kanıtladı. İsrail, Gazze, Lübnan, Yemen ve diğer cephelerde eş zamanlı yürütmek zorunda kaldığı bu savaşta, Washington’ın askeri ve siyasi desteği olmadan tek başına ayakta kalabilecek bir güce sahip değil. ABD emperyalizminin sağladığı bu korumaya rağmen, Netanyahu yönetiminin sahada elde ettiği “taktik başarılar”, stratejik bir yenilgiyi gizlemeye yetmiyor. Zira emperyalist güçlerin tarih boyunca uyguladığı “böl ve yönet” stratejisi, bu kez karşısında parçalanamaz bir bütün bulmuştur: Direniş Ekseni.
Savaş, Yolsuzluk Davalarına Karşı Siyasi Kalkan
Binyamin Netanyahu, üç ayrı yolsuzluk, rüşvet ve güveni kötüye kullanma davasıyla yargılanıyor. İsrail Yüksek Mahkemesi’nin haftalık olarak duruşmaya katılması yönündeki kararına rağmen, Netanyahu defalarca “güvenlik acil durumu” gerekçesiyle mahkemeye çıkmayı reddetti. Mart 2026’da, Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, bir kez daha sağlık raporu sunarak duruşmadan kaçtı. Şin Bet’in (İsrail Genel Güvenlik Servisi) olumsuz görüşüne rağmen alınan bu kararlar, siyasi eleştirmenler tarafından “savaşı adaletten kaçış aracı olarak kullanma” olarak yorumlanıyor. Savaşın her uzayan günü, Netanyahu’nun cezaevinden uzak kaldığı bir gün daha demek. Bu kişisel çıkar hesaplaması, binlerce masum sivilin kanıyla ödenen bir siyasi hayatta kalma stratejisidir.
Hizbullah Küllerinden Doğuyor: Asimetrik Savaşın Yeni Yüzü
İsrail, savaşın ilk aylarında Hizbullah’a ağır darbeler vurdu; Şeyh Hasan Nasrallah’ın şehit edilmesi ve altyapının tahribatı, Batılı analistler tarafından “Hizbullah’ın sonu” olarak yorumlandı. Ancak New York Times ve Christian Science Monitor’ün saha raporları, Hizbullah’ın yeniden örgütlenerek özellikle İHA savaşında çok daha etkili bir asimetrik taktik geliştirdiğini gösteriyor. Saldırılarının menzili ve isabetliliği, 2024’teki zirve dönemine kıyasla iki katına çıkmış durumda. İsrail ordusunun kuzeydeki mevzilerine yönelik taciz ateşi ve insansız hava araçlarıyla düzenlenen vuruşlar, Tel Aviv’in “Hizbullah’ı bitirdik” iddialarını boşa çıkarıyor. Bir hareketin lideri öldürülebilir, ancak direniş kültürü ölümsüzdür. İşte bu, emperyalist güçlerin asla hesaba katmadığı gerçek.
Netanyahu’nun Kabusu: ABD-İran Görüşmeleri
İran’a yönelik saldırılar, bölgedeki ABD üslerini hedef alan misilleme füze saldırılarıyla karşılık buldu. Şimdi, Jerusalem Post’un haberlerine göre, Washington ve Tahran ateşkes için mesaj alışverişinde bulunuyor. Netanyahu ise bu süreci sabote etmek için “düzenli olarak Amerikalı yetkililerle temasa geçiyor.” Onun en büyük korkusu, Trump yönetiminin İran’a yaptırımların kaldırılması gibi “tavizler” vermesidir. Bu korku, savaşın aslında bölgesel güvenlikten çok, Netanyahu’nun siyasi hayatta kalma hesaplarına endekslendiğini gösteriyor. İsrail Başbakanı, ateşkesin kendi siyasi ölümü anlamına geleceğini bildiği için savaşın uzamasını her şeyden çok istiyor.
Ateşkes İhlallerinde Sistematik Örüntü
Tel Aviv’in ateşkeslere sadakati sıfırdır. Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) belgelerine göre, Kasım 2024’ten Şubat 2026’ya kadar İsrail ordusunun Lübnan hava sahasını ihlal sayısı 10 bini, kara ihlalleri ise 1400’ü aştı. Bu utanç verici sicilin zirvesi ise 8 Nisan 2026’da, Trump’ın ateşkes duyurusunu yaptığı sırada gerçekleştirilen “Ebedi Karanlık Operasyonu” oldu: İsrail savaş uçakları, tam da barış çağrıları yapılırken Lübnan’ı bombalayıp onlarca sivilin ölümüne yol açtı. Bu, emperyalizmin himayesindeki bir rejimin diplomasiye ne kadar güvenilebileceğinin somut kanıtıdır.
Tek Vücut: Ya Toplu Barış Ya Toplu Savaş
Şeyh Nasrallah’ın şehadetinden sonra Netanyahu’nun “Nasrallah’ı öldürmek İran’a giden yolu açtı” sözü, bir övünç değil, itiraftı: Direniş Ekseni tek bir vücuttur. Savaş meydanında olduğu gibi müzakere masasında da bu eksen entegre hareket ediyor. Tahran’ın ateşkes için koyduğu temel şart, Gazze, Lübnan ve Yemen dâhil tüm cephelerde çatışmaların eş zamanlı durmasıdır. Bu mantık, İsrail için kabul edilemezdir; çünkü Netanyahu’nun sözlüğünde “barış”, tek taraflı silahsızlanma ve işgalin devamı anlamına gelmektedir. Oysa direnişin zaferi, artık dünyaya şunu kabul ettirmiştir: Ya herkes barış içinde yaşayacak, ya da herkes savaşacak. Bir cepheyi diğerinden ayırmaya çalışan her strateji, geçmişin enkazında kalmıştır.
Sonuç: Netanyahu’yu Çıkmaza Sokan Denklem
Direniş Ekseni’nin birliği, Tel Aviv’in savaş makinesi karşısında en büyük caydırıcılık unsuru olmaya devam ediyor. Bu birleşik cephe, Netanyahu’nun önüne kaçışı olmayan bir ikilem koyuyor: Ya tüm tarafların haklarını tanıyan kapsayıcı bir ateşkes ve kalıcı barış, ya da artık tek bir düşmana karşı değil, tüm eksenle eş zamanlı savaş anlamına gelen yıpratıcı bir çatışma. Açıkçası, siyasi hayatı kan ve gözyaşına bağlı bir liderin ilk seçeneği tercih etmesi beklenemez. Ancak bu durumda, bölgeyi bekleyen şey daha uzun yıllar sürecek bir karanlıktır.
yorumunuz