Uluslararası Ehlibeyt (a.s)Haber Ajansı -ABNA- Tahran, aylarca süren perde arkası hazırlıkların ardından askeri yönetim yapısında “tarihi bir kırılma” olarak nitelendirilen bir dönüşüme sahne oluyor. Devrim Lideri Mücteba Hamenei’nin attığı adımlar, Tahran’ın artık hızlı çözüm arayışlarından ziyade, çatışmayı uzun süre sürdürebilecek, hibrit tehditlere karşı dirençli ve askeri olarak merkeziyetçi bir yapıya geçtiğini kanıtlıyor.
Stratejik ve Operasyonel “Tek Çatı”
Bu dönüşümün teknik omurgasını, Genelkurmay Başkanlığı ile sahadaki fiili operasyonları yürüten Hatemü’l Enbiya Merkez Karargâhı’nın entegrasyonu oluşturuyor. Bu entegrasyon sürecinin başına getirilen Ali Abdullahi, artık planlama ile uygulamayı tek bir komuta zincirinde birleştirecek. Abdullahi’nin geçmişteki Hürmüz Boğazı koordinasyon rolü, bu yeni dönemde deniz cephesine ve caydırıcılık stratejisine verilen önemin en büyük göstergesi olarak yorumlanıyor.
IRGC Hakimiyeti ve Kilit İsimler
Yeni yapılanma, Devrim Muhafızları’nı (IRGC) rejimin asli unsuru haline getiriyor. Düzenli ordunun (Arteş) karar mekanizmalarından büyük ölçüde dışlandığı bu yeni dönemde; Ahmed Vahidi Devrim Muhafızları Genel Komutanlığı’na atanırken, Muhsin Rızayi’nin hem Milli Güvenlik Konseyi Sekreterliği hem de Lider’in temsilcisi olması, askeri kanadın diplomasiyi de doğrudan kontrol etmesini sağlıyor.
İç güvenlik tarafında ise Hüseyin Taeb’in Besic Komutanlığı’na dönüşü dikkat çekiyor. Taeb’in sadece bir seferberlik gücü değil, cami merkezli yerel istihbarat ağlarıyla “toplumun kılcal damarlarına nüfuz eden” bir yapı kurması hedefleniyor. Bu hamle, Tahran yönetiminin dış tehditlerin yanı sıra olası ekonomik kriz ve protestolara karşı iç cepheyi de tahkim etme arzusu taşıdığını gösteriyor.
Riski ve Geleceği
Analistler, bu yeni yapının “maksimum caydırıcılık” odaklı bir savunma inşa ettiğini ancak beraberinde ciddi riskler barındırdığını savunuyor. Özellikle istihbarat ve casuslukla mücadele makamlarında devam eden boşluklar, İsrail ve ABD’nin hassas hedeflere yönelik operasyonlarına karşı bir zafiyet alanı yaratmaya devam ediyor.
Sonuç olarak İran, bu adımlarla kurumların birbirini dengelediği geleneksel yapısından çıkarak, Devrim Lideri’nin şemsiyesi altında tamamen Devrim Muhafızları tarafından sevk ve idare edilen, askeri bir devlet modeline doğru kesin bir geçiş yapıyor. Bu yeni dönemde savaş, diplomasi ve iç güvenlik artık birbirinden ayrı değil, tek bir “askeri doktrin” çatısı altında yönetilecek.
yorumunuz