Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Referandumda yüzde 60.9 oranında çıkan “evet” oyu, 12 Haziran seçimlerinde AK Parti’nin hanesine yüzde 52.6 olarak yansıdı. Oysa bu partinin 2009 yerel seçimlerindeki oyu yüzde 47’nin biraz üzerindeydi. Yerel ve genel seçim arasında yaşanan referandum ve onun hararetli tartışması, iktidar partisinde, sağın küçük partilerinin bekleyiş halindeki ve gezgin oyları açısından mıknatıs etkisi yarattığı kadar, özellikle SP’den büyük miktarda oy çelmesine fırsat oluşturdu.
2007 genel seçimleri ve 2009 yerel seçimlerinde yüzde 8 seviyesindeki Saadet Partisi’nin oy oranı, referandum fermantasyonundan geçtikten sonra 2011 genel seçimlerinde yüzde 4.37’e geriledi. HAS Parti’nin ayrılmasıyla yaşanan oy kaybının bu hesaplamada dramatik etkisi yoktur.
İktidar partisinin oylarında yaşanan sıçramaya karşın anamuhalefet partisi, referandum fermantasyonundan hiç yararlanamadı. Kocaeli’de 2010 referandumunda “hayır” oyları yüzde 40’a ulaştığı halde CHP, 2011 genel seçimlerinde yüzde 24.6’da kaldı. Bu oran, 2009 yerel seçimlerindeki yüzde 31’in de aşağısındadır.
Bu tabloda MHP’nin oylarının aşağı yukarı istikrarlı biçimde ayakta durduğu söylenebilirse de (2007 genel seçimleri yüzde 10.45, 2011 genel seçimleri yüzde 11.09) yerel seçimlerdeki düşük oy oranıyla (yüzde 7 civarı) MHP’nin de toplumsal muhalefetin odağı sayılabilecek siyasi güçten mahrum olduğu anlaşılıyor.
Kocaeli’nin kent kimliği bakımından çeper ve çevre kabul edilmesi gereken diğer ilçeler bir yana, vilayetin başkenti konumundaki, kent kimliğinin belirleyicisi olan ve sembolik değeri yüksek İzmit’te siyasi güç dağılımı iktidar-muhalefet rekabetinin grafiğine dair bazı fikirler verebiliyor.
İzmit’te iktidar partisinin gelişim eğrisi 2007 genel seçimleri ile 2011 genel seçimleri arasındaki yüzde 5’e yakın oy artışıyla matematiksel olarak büyük bir sıçrama sayılmasa da, muhalefetin iki önemli damarının, CHP’nin yüzde 37.5’ten yüzde 31.80’e, Saadet Partisi’nin de yüzde 10’dan yüzde 4.47’e gerilemesi muhalefetin adeta çöktüğünü, bu şartlarda iktidar partisinin oy artışının matematik anlamından ziyade psiko-politik üstünlüğü sağlamlaştırma manasına geldiğini söyleyebiliriz.
2007’den 2011’e kadar geçen zaman içinde ne CHP’de ne de Saadet Partisi’nde güçlü muhalefet olmanın siyasal dönüşümüne dair herhangi bir girişime tanık olmadık. Hal böyle olunca, bu aradaki hiçbir seçimde bu iki parti, iktidar partisi karşısında varlık göstererek toplumsal muhalefetin dengeleyici umudu için aday olmayı, dolayısıyla da oyların çekim merkezi haline gelmeyi başaramadı.
CHP liderinin 2011 seçimlerine tam bir anlayış, yaklaşım, üslup ve söylem değişikliğiyle gittiğini, bir tür partisini toplumsal muhalefetin merkezi haline getirmeye çalıştığını biliyoruz. Fakat Kocaeli CHP’deki bitmek bilmeyen iç çelişkiler ve tartışmalar nedeniyle bu büyük iddianın Kocaeli’deki yansımalarını gözlemlemek mümkün olamadı. Gerçi Türkiye genelinde Kılıçdaroğlu’nun simya denemesinin yine parti içindeki gelgitler, gerilimler, hem gaza hem frene aynı anda basma hali ve bilinen diğer etkenler nedeniyle başarılı olamadığını tespit etmek gerekir. Bu maceranın sonucu, 2011 genel seçimlerinde güçlü bir muhalefet siyasetinin oluşamamasıdır. İşte muhalefet partilerinin asıl kafa yormaları gereken mesele de budur.
İktidarın meşru yollarla denetlenebilmesinin imkânı muhalefet siyasetinin güçlenmesidir. Kocaeli itibariyle iktidarın elde ettiği siyasi destek ile muhalefetin ulaşabildiği siyasi destek arasındaki makasın bu denli açılması muhalefetten ziyade iktidarın zararına bir gelişmedir. Siyasi rekabet alanında tek başına kalmış bir iktidarın kontrolsüz büyüme döngüsüne girebildiğinin tarihteki en trajik örneği Almanya’da Nasyonal Sosyalist Parti’dir ve hiç unutulmamalıdır ki, bu partinin yöneticileri, üyeleri ve seçmeni topyekün akıl hastası değildi!
Denetim, itiraz ve eleştiri gücünden mahrum bir muhalefetin bulunduğu koşullarda, iktidar partisi tamamen iyi insanlardan oluşsa bile iktidar partisinin otoriter dünyaya savrulmasını önlemenin mümkün olamayacağını tarihsel örneklerde gördüğümüzü söylemeye çalışıyoruz. Seçmen kitlesinin gücün temerküzü karşısında iktidarın etki alanında varolma ve görünme kaygısı da yine politik psikolojinin temel konularındandır. Zaten güç-destek döngüsü bir kez kimyasal etkileşime girdiğinde giderek hızlanan füzyonu geri döndürmek asla mümkün değildir.
Muhalefet partilerinin Kocaeli’deki kadroları, bu söylediklerimizi derinlemesine analiz edecekleri bir dizi istişare toplantısı düzenlemeye ihtiyaç duymalıdır. Çünkü siyasi alternatif üretmenin simyasını keşfetmek için zaman hayli sınırlıdır ve güçlü siyasi muhalefeti ortaya çıkarmanın fırsatı olabilecek 2014 yerel seçimlerine doğru hızla yol alıyoruz.
Kocaeli’de siyasi alternatif üretmenin simyası üzerine düşünmeye başlamanın ilkesi, siyaset dışı müdahalelerin normal karşılandığı eski paradigmanın her bakımdan son ermiş olduğudur. Artık sadece halkın siyasi desteğinin milli iradenin oluşumunda belirleyici olacağı yeni bir politik paradigma geçerlidir ve siyasi alternatif olmaya aday seçeneklerin bu yeni paradigmanın dili, üslubu, söylemi, araçları ve vaatleriyle kendisini yeniden inşa etmesi gerekir. Bu açıdan bakıldığında mesela CHP’nin yeniden toplumsal muhalefetin etkili mecrası ve temsilcisi haline gelebilmesi için belli bir sosyo-politik kesiminin dünyagörüşünü yansıtan marjinal odak olmaktan çıkması gerekir. CHP eğer Birinci Meclis’te Birinci Grup’un siyasi mirasını temsil ediyor ve o gelenekten geliyorsa başarması gereken siyasi dönüşüm, yeniden Birinci Grup’a benzemesi, Birinci Grup’un toplumsal temsil çeşitliliğini içselleştirmesi ve toplumsal arayışlara bu yeni kimliğiyle cevap verecek kapasiteye ulaşmasıdır. CHP’nin belli bir sosyo-politik kesimin temsilciliğini üstlenmiş adaylarla girdiği seçimlerde ulaşabildiği en başarılı sonuç, sözgelimi 2009 yerel seçimlerinde en güçlü olduğu İzmit’te yüzde 37.5 iken ve iktidar partisi ile arasındaki fark yüzde 2 civarındayken 2011 genel seçimlerinde bu fark yüzde 15’e varmıştır. CHP’nin aynı sosyo-politik temsil kısıtlılığı içinde 2014 yerel seçimlerine girip aradaki farkı kapatmasını veya iktidar partisinden daha başarılı bir sonuç almasını mümkün görebilecek bir siyasi teori bulunabilir mi? CHP’nin sorunu, Birinci Meclis’te Birinci Grup’ta olduğu gibi, toplumdaki ana arterlere hitap edecek temsil yeteneğinden mahrum olmasıdır. Aynı sorun diğer muhalefet odakları olan Saadet Partisi ve MHP için de geçerlidir.
İktidar partisinin istikrarlı biçimde siyasi güç arttırmasının gerisindeki sihrin “yenilmezlik” olduğu her seçimde bir kez daha kanıtlanıyor. Seçmen, iktidar partisinde gördüğü yenilmezlik, buna mukabil rakiplerinde göremediği alternatif olma yeterliliği ve yeteneği nedeniyle dalga dalga iktidar partisine yöneliyor. Ama aslında “yenilmezlik” psikolojisinin iktidar partisi kadrolarında güç ürettiği oranda derin bir zaafa da neden olduğunu, alternatif siyasetlerin ilk başarısında gözlemleyeceğiz. Mesela halihazırda toplumsal muhalefetin ağırlıklı kısmının toplandığı CHP, eğer 2014 yerel seçimine bugüne kadarki sınırlı sosyo-politik temsille ve sürdüregeldiği klişelerle değil, toplumdaki ana arterlere hitap edebilecek temsil yeteneği ile girerse “yenilmezlik” dünyasında büyübozumuna tanıklık edebiliriz.
Türkiye’nin idaresinde siyasal tektipleşmenin olumsuz emareleri birbiri ardınca ortaya çıkıyor. Bunun mutlaka aşılması gerekir. Kuşkusuz iktidar partisi ve kadroları bütün seçimleri kazanmak isteyeceklerdir, ama toplumsal muhalefetin kendisini ifade mecrası bulabilmesi için de seçim kaybetmenin dünyanın sonu olmadığını kabullenmiş olmaları gerekir. Milli iradenin oluşabilmesi için sadece iktidara değil, güçlü bir muhalefete de ihtiyaç olduğu en bilinen kurallardandır. Öyleyse toplumsal muhalefetin biraraya gelmesini sağlayacak seçenekler çalışılmalı ve milli iradenin sağlamlaşması için elzem olan uzlaşma, mutabakat ve koalisyonlar hayata geçirilmelidir.