“Türk Dış politikasının açmazları, yönelimleri, ve sorunları”nın tartışıldığı oturumun sabahki bölümüne akademisyen yazar Nuray Mert, Radikal Gazetesi yazarı Fehim Taşkın ve BirGün yazarı Selami İnce katıldı. İbrahim Varlı’nın moderatörlüğünü yaptığı panelin açılışında bir konuşma yapan ÖDP Eşbaşkanı Alper Taş “iç politika dış politika ayrımının ortadan kalktığı, iç ve dış gelişmelerin iç içe geçtiği bir süreçten geçildiğini belirterek, “AKP iktidarının hayata geçirdiği politikaların bölgesel ve küresel emperyal tasavvurlardan bağımsız olmadığının” altını çizdi.
Panelin öğleden sonraki bölümünde ise Türkiye solunun dış politik yaklaşımı nasıl olmalı sorusunun cevapları arandı. Onur Taş’ın moderatörlüğündeki panele ÖDP’den Hayri Kozanoğlu, TKP’den Aydemir Güler, Sendika.org’da Ali Ergin Demirhan, CHP’den Mehmet Karlı, BDP’den Nazmi Gür, EMEP’ten Fulya Alikoç katıldı.
İLK OTURUM:
FEHİM TAŞTEKİN: MEZHEPÇİ BİR DİL KULLANILIYOR
AKP başlangıçta provokatif bir dış politika izlemeye soyundu. Başbakan Erdoğan, 'One minute' çıkışıyla birlikte kendini Ortadoğu’nun lideri olarak görmeye başladı. Sert sözler söylenerek Arapların gözü boyanmaya çalışıldı. Ancak İsrail ile ilişkiler dünden bugüne değişmedi. Arapları aptal sanıyoruz fakat uyanıklar, algıları gayet yüksek; Türkiye'nin Filistin politikalarının karşılıksız çek olduğunu görüyorlar. Türkiye'nin Suriye politikaları ve takındığı üslup Türkiye'nin Suriye halkını kaybetmesine yol açtı, Suriye halkı artık akan kandan Türkiye'yi sorumlu görüyor. akp iktidarı ve aslında Türkiye deki değerlendirme çevreleri de Suriye’yi tartışırken oradaki toplumsal kesimlerin durumunu ve rejimle bağını hesaba katamadı. Orada bir alevi rejimi yok. Aleviler rejimin önemli mevkilerinde olmakla beraber orta ve üst Sünni burjuvazi rejimle yoğun ilişki içerisinde. Bunun yanında Çerkezler, aleviler, Dürzîler ve Hıristiyanlar da cihatçılar karşısında rejimle daha yakın bağlar kurdular. Türkiye, Ortadoğu’da AKP'nin sandığının aksine hiçte olumlu karşılanmıyor. Türkiye bölgede gittikçe mezhepçi bir dil takınıyor. Dış politika yanlış okumalar ve beklentiler üzerine inşa ediliyor.
NURAY MERT: OSMANLI KESMEDİ 1071’LERE GİDİLDİ
Ana akım medyada Tayyip Erdoğan'ın Esad'la olan ilişkileri üzerine 'daha dün kardeştiniz bugün düşmanın oldu' tavrı hâkim. Oysa Suriye ile ilişkiler 2006'dan beri iyi. Bu tarihten önce de kötüydü. Batılı güçlerin politikalarının değişiminden ötürü Türkiye Suriye ile bir dost bir düşman oldu. Türkiye’nin dış politikası ABD ve AB etkisinde yönlendiriliyor. ABD'nin 2003 Irak işgali bölgedeki İran etkisini kırmak üzere yapıldı. İran'ın engellenmesi, dengelenmesi rolüne Türkiye hevesli olarak sürüldü. İran'ın İsrail'e karşı radikal söylemleri, batılı güçler ve bölgedeki unsurları bakımından nükleer silahtan daha büyük bir tehdit olarak algılanıyor. İsrail’e karşı sert tutum almak Ortadoğu’da her zaman kredi kazandırmıştır. Türkiye'nin İsrail'e böyle esip savurması, rolünü oynayabilmesi amacıyla kendisine Batılı güçler tarafından fazladan bir kredi verilmesi nedeniyledir. Davos'un ardından "delikanlı, güçlü" bir görüntü verildi. Erdoğan kendini Ortadoğu’nun 'fatihi' olarak algıladı. Artık Osmanlı kesmedi 1071'lere gidildi.
Ülkede yer yerinden oynasa da Erdoğan Suriye'den konuşuyor. Türkiye'de kıyamet koparken Erdoğan'ın Suriye politikasına destek çıkan haberciler var. Bunlar arasında Nobelli yazarımız da var. Kendi arkadaşları gazetelerden kovulurken onlar Erdoğan'ı yazmaya, Suriye’ye ağlamaya devam etti. Kendi Kürt meselesini çözmemiş bir ülke bölgesel liderliğe soyunamaz. Türkiye, Suriye’de ki karışıklıktan pay bekliyor.
SELAMİ İNCE: DÜMEN ABD VE AB’NİN ELİNDE
Geminin ipi ve demiri ABD'nin elinde. Türkiye ABD'nin ipi serbest bıraktığı oranda gidebilir. Eskiden Sovyetik olmak, bağımsız olmak tehlikeliydi ama artık bunu oldurmazlar. Şimdi küresel sermayeyle bağıntılı olmak zorundasınız. Türkiye AB’ye girmek için kendi politikalarını dayatıyor ama kaybediyor. Avrupa’daki ırkçı faşist lobilerle iş birliği yapılarak ve akıl hocalıklarına başvurularak yol haritası çiziliyor. Erdoğan’ın konuşmalarının ve AKP politikalarının aynısını Avrupa’da ırkçı faşist gruplarca uygulanıyor. Erdoğan ne zaman Avrupa’ya gitse Avrupa dehşete düşüyor. Avrupa’da ‘Bunlardan nasıl kurtuluruz’ diye düşünüyor.
İKİNCİ OTURUM
TÜRKİYE SOLU DIŞ POLİTİKADA NASIL BİR TUTUM İZLEMELİ
AYDEMİR GÜLER: SURİYE MESELESİ SOLUN DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞI AÇISINDAN MİHENK TAŞI
Yurtta sulh cihanda sulh vurgusu Kemalist iktidar tarafından her ne kadar ilkesizleştirilmiş olsa da ilke olarak sempati beslenebilecek bir söylemdir. Bugünde bu sempatiyi sürdürmeliyiz. Suriye emperyalist bir abluka altında. Türkiye’de yaşanan rejim değişikliğinin getirisi ne oldu. Türkiye bağımsızlık mı kazandı yoksa emperyalizm ile daha uyumlu bir hale mi geldi? İran ile olan ilişkiler ve İsrail konusunda Türkiye'nin bağımsızlık kazandığının iddia edilmesi gerçekçi değil. Türkiye emperyalizme bağımlılığın en uç örneğini teşkil etmektedir. Emperyalizmin dayattığı koalisyona karşı Şam iktidarı meşru. Suriye meselesi konusunda kimi hatalı eğilimler mevcut durumda. Bunlardan biri biz basçı değiliz tarzı savunmacı hat, diğeri ise Suriye’deki rejimin meşruiyetini sorgulamayı kendine başlıca dert edinmiş tutum. Bugün Suriye de hastaneler ücretsiz. Batının göstermelik demokratik normları demokrasi terazisinde yer alabiliyor da bu etken niye yer almıyor. Bugün Suriye’deki rejim karşısındaki koalisyon karşısında son derece meşrudur. arap baharına devrim demek abesle iştigaldir. o zaman Libya’daki silahlı aşiretleri devrimin radikal güçleri olarak mı değerlendireceğiz.siyasal kriz,alt üst oluş vs bir çok kavram kullanılabilir ama Arap dünyasında yaşanan sürece devrim demek doğru değildir. Kürt sorununda müzakere gündemi yeniden oluşmuş durumda. Ancak MİT aracılığıyla CİA’nın bile bileceği görüşme içerikleri halktan saklanmamalıdır. Görüşmeler halkın gözü önünde yapılmalıdır. Bugün Türkiye’de solun her noktada farklılığı belli oranda tartışılabilir ancak antiemperyalizm hususundaki bir farklılık yan yana gelmenin önünde bir engeldir. NATO’ya karşı olmak asgari bir kabul görmek için önemlidir. Bugün CHP neden NATO’ya karşı tutum alamıyor?
ALİ ERGİN DEMİRHAN: ARAP BAHARIYLA AÇIĞA ÇIKAN HALK HAREKETLERİ ÖNEMİNİ SÜRDÜRÜYOR!
2003 Mart tezkeresine karşı solun örgütleyiciliğini yaptığı süreç, solun belli süreçlerde kendi gücünün ötesinde etkiler yaratabildiğini göz önüne sermektedir. GRAHAM FÜLLER kitabında bu duruma değinmişti. Bunun nedeni Türkiye’de solcuların niceliksel olarak zayıf ama niteliksel olarak güçlü etkilere sahip olmalarıdır. Bir diğer nedeni Sovyetlerin yıkılması ile birlikte Türkiye solunun kendini korumayı başarabilmesidir. Ancak solun bir araya gelişleri dönemsel ve süreksiz olduğundan etkisini hızlıca yitirmektedir. Emperyalizme karşı olma meselesinde en önemli kıstas kendi egemen sınıflarınıza da karşı olmanızdır. Gerçek bir antiemperyalizm antikapitalist ve enternasyonalist olmalıdır. Ortadoğu günümüzde yaşanan gelişmeler doğrultusunda değerlendirildiğinde diyebileceğimiz; yeni sömürgeler kuşağının zayıf halkası olduğudur. neoliberalizme karşı kendiliğinden gelişen halk hareketleri belli oranda manipüle edilmiştir. Ancak özellikle mısır da varlığını sürdüren devrimci ya da devrimcileşme potansiyeli taşıyan yapılar Siyasal İslam’ın krize girmesiyle yeni olanaklar yakalayabilir. Yani sürecin bir anlamda devam ettiğini söyleyebiliriz. Latin Amerika bile yıllar süren mücadeleler ile bugün popülist sol iktidarlara kavuşabildi. Ortadoğu meselesine de biraz bu yönden bakmak lazım. Ortadoğu daki devrimci dinamiklerle ilişkiyi önemsemeliyiz.
FULYA ALİKOÇ: SÜREÇ DEVAM EDİYOR
Solun uluslar arası politikaya bakışı uluslar arası arena da emekçi sınıfların durumuna bağlı olarak belirlenir. Sol dış politikaya ulusal sınırlar içerisinden yapılan tariflemelerle bakmaz. arap baharı sürecine dair sol içerisinde çeşitli değerlendirmeler mevcut. Bu değerlendirmeler süreci emperyalizmin komplosu ya da devrim olarak okuyabiliyorlar. Bu iki yaklaşımda doğru değildir. Süreç devrim doğrultusunda devam eden bir süreçtir. Bugün Türkiye’nin dış politikasının en önemli meselesi Kürt sorunudur. Çünkü Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmelerle birlikte Kürt sorunu bölgesel sorun haline gelmiştir.
HAYRİ KOZANOĞLU: SOL TOPLUMUN VİCDANIDIR
Sosyalistler toplumun vicdanıdır. Solcular sustuğunda toplum vicdanı yok olur. Suriye’de oynanan filmi biz daha önce Irak işgalinde de görmüştük. O filmi yuhalayanlar bugün Suriye'deki filmi alkışlıyorlar. Zamanında Irak işgaline karşı çıkılmasına rağmen bugün Suriye'deki işgale tepki gösterilmiyor. Türk hükümetine nasıl bakar nasıl değerlendirirseniz onun dış politikasına da öyle bakarsınız. Dün anayasaya evet diyenler bugün Suriye konusunda işlerin iyi gittiğini savunuyorlar.
Aslında söz konusu liberal-muhafazakâr koalisyonlar dünyanın her yanında aynı işlevi görüyorlar. Bu ABD de böyle. Bugün en önemli görevimiz Suriye konusundaki hatalı eğilimleri mahkûm etmek ve emperyalist politikalara karşı durmaktır.
Küreselleşme süreci ile birlikte içerisi-dışarısı ayrımı silikleşti. Mahir Çayan’ın tespitini yaptığı emperyalizmim içsel olgu olduğu durum bugün derinleşmiştir. Bugün ABD Türkiye’yi de taşeron olarak kullanarak Ortadoğu ya bir biçim vermeye çalışıyor. Bunu yaparken de yeni stratejisi ekseninde Libya ve Suriye’de gördüğümüz tarz müdahaleler gerçekleştiriyor. Arap baharı adı verdiğimiz süreç siyasal özne-stratejik yaklaşım yokluğunda kendiliğinden bir hatta sistem içine sürüklenmiştir. kürt sorununda şiddet ve kan son bulacaksa müzakereye karşı olmamız söz konusu olmaz. Ancak muhatap olan iktidar yapısı dikkate alındığında eminim ki kürt hareketi gereken dikkati gösterecektir.
MEHMET KARLI: İSRAİL’İN GÜVENLİĞİNE KATKI
CHP'li olmak bu zamanda zor zanaat. Başta Suriye olmak üzere Türkiye'nin genel dış politikalarında CHP önemli roller oynuyor. CHP'nin kendi hatalarını ve eksikliklerini görüp sol, sosyalist değerler ile bütünleşmeye çalışıyor. Türkiye AKP ile beraber mezhepçi olmuştur. Yapılanlar İsrail'in güvenliğine katkıdır. 1957'deki Demokrat Parti iktidarının yaptıkları AKP'nin yaptıklarıyla birebir benziyor. Sosyalistler ve sosyal demokratlar birliktelik ve etkileşim içinde olmalı. İki taraf birbirinden etkileşim içinde olmalıdır. CHP Kılıçdaroğlu ile birlikte daha solda bir yerde durmaya başladı. Tarihte göstermiştir ki sosyal demokrat ve sol hareketler birlikte ivmelenmişlerdir. İki tarafın birbirinden öğreneceği çok şey vardır. Türkiye bölgesel ittifaklar ile küreselleşme politikalarına direnen bir hat oluşturmaldır. Geçmişteki Sadabat Paktı gibi. Ulusal çıkar kavramı sol dış politikada bir politika kaynağı olmamalı. Olacaksa da iyi tariflenmeli. etnisiteye vs göre değil yurttaş tanımına dayalı ulusal çıkar tanımlanmamalıdır. CHP’nin NATO’ya karşı herhangi bir söylemi ya da kararı yok. Bu da içinde olunan bir şeye karşı çıkılmıyorsa ona evet demektir kapısına çıkar. Ancak kişisel fikrim NATO’ya karşı olunmasıdır. Çünkü bu ülkede solun etkisizleştirilmesi projesi, kontrgerilla vs gibi tüm belalar NATO’dan kaynaklıdır.
NAZMİ GÜR: BASKICI POLİTİKALAR İÇTE DE DIŞTA DA SÜRÜYOR
Dünyada ve Türkiye’de sol hareketler birbirinden fazlasıyla kopuklaştı ve etkisizleşti. Ulusal sınırlar içerisine hapsolan sol birbirini anlamaktan ve diyalogdan uzaklaştı. ÖDP ile birlikte yer aldığımız Avrupa Sol Partisi gibi uluslar arası sol organizasyonlar ise bu açığı kapatmak açısından yetersiz kalıyor. Bu durumu aşacak çareler düşünmek gerekiyor. Ortadoğu da iki eksenin birbiriyle çatışmasından söz etmek mümkün. Ancak bizim görevimiz her hangi bir eksene yedeklenmeden kendi eksenimizi çizmektir. Bu eksen Ortadoğu halklarının barışı ve kardeşliği eksenidir. Suriye’deki PYD bu konuda anlamlı bir örnek teşkil etmektedir. Eksenleri temsil eden Esad ve ÖSO arasında kendi eksenini temsil etmektedir. Esad’dan yıllarca çeken Suriyeli Kürt halkı bugün ÖSO ile de mesafesini koruyarak kendi özyönetim mekanizmalarını, savunmasını ve özgürlüğünü inşa etmektedir. Gelişen müzakere süreci ödenen bedeller ve mücadele ile mümkün olabilecekti ve öyle de oldu. ancak süreçten beklentimiz bellidir ve AKP ile herhangi bir faydacı anlaşma zemininden ziyade önceliğimiz Kürt halkının taleplerinin karşılık bulmasıdır.
birgün