21 Şubat 2013 - 14:27

Bismihi Teâlâ Şiilik yayılıyor!? Şii hilali Sünniliği kuşatıyor!?..

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İslam coğrafyasında eli kalem tutan, ağzı laf yapan zevatın ve kanaat önderlerinin en canlı tuttukları konulardan biri, “Şii yayılmacılığı(!)” meselesi. Kâh “Şii yayılmacılığı” ve kâh “Şii hilali” söylemleri ile Şia’ya karşı sürekli teyakkuz halindeler! Öyle ki, internet arama motorlarına “Şii yayılmacılığı” ya da “Şii hilali” yazdığınızda Şiilik aleyhine yazılmış dünya kadar yazı ve yorumla karşılaşıyorsunuz. Ama ilginçtir, arama motorlarına “Sünni yayılmacılığı” yazdığınızda Sünnilik aleyhinde yazılmış tek bir yazıya rastlayamadığınız gibi bu başlık altında bile Şiilik aleyhine yapılmış çalışmalar sıralanıyor.

İİT (İslam İşbirliği Teşkilatı)’na üye 57 İslam ülkesinin 55’inde Sünni yönetimler iktidardadır. İslam dünyasının dört bir yanını kan ve gözyaşına boğmuş olan Vahhabi/Selefi akımların devletler eliyle örgütlenmesi, finanse edilmesi ve özellikle Şii Müslümanlara karşı gerçekleştirdikleri katliamlar hiç kimseyi rahatsız etmemekte, Vahhabi/Selefi anlayışın oluşturduğu imaj dolayısıyla İslam’a karşı dünya da oluşan islamifobya’yı kimse umursamamakta. Ancak Şiiliği kabullenmiş birinin haberi duyulsa yer gök yankılanıyor. İnsanların hür iradeleri ile yaptıkları “mezhep” seçimi üzerinden İslam İnkılâbı’nı mahkûm edebilmek için tüm imkânlar seferber ediliyor. “Fars yayılmacılığı” ya da “Şii hilali Sünniliği kuşatıyor!” gibi söylemler kullanıyorlar ki, bu söylem kamuoyu vicdanını rahatsız etsin ve mahalle baskısı oluşturulabilsin.

Besbelli ki bu yaklaşım bir art niyetin yansımasıdır. İsteyen Şii olur, isteyen Sünni! Ancak olayın bir de diğer bir çehresi var ki, hakikaten Şiiliğin etkileyici bir yönü var. İnsanları cezbediyor, kendine çekiyor. Tanışan bir daha vazgeçemiyor. Dünyanın dört bir yanından farklı din ve mezheplerden okuyan, düşünen çevrelerden gerek bireysel ve gerekse toplulukların Şiiliğe yöneliş haberleri geliyor. Devletlerin, sivil örgütlerin, cemaatlerin, kanaat önderlerinin onca imkânlarla yürüttükleri antipropagandalara rağmen Şiiliğe yöneliş gittikçe artan bir grafik izliyor. Burada cevaplanması gereken can alıcı soru şudur: “Acaba cezbeden, etkileyen şey nedir ki tüm olumsuz propagandalara rağmen insanlar Şiiliğe yönelmekteler?” Bu soruya farklı deneyimlerden hareketle farklı cevaplar verilebilir. Ben de kendi şahsi deneyimimden de hareketle aşağıdaki tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

1) Şiilik, aklın tatmin, ruhun mutmain olmasıdır.

Şia, gerek kusursuz inanç yapısı ve gerekse irfani derinliği dolayısıyla “insan” gerçeğini tam kavrayan bir anlayıştır. Ortaya koyduğu inanç yapısıyla zihinlerde doğabilecek tüm çelişkileri bertaraf ederek insan aklını tatmin etmesi yanında, nefsin tanınması ve terbiyesinde sahip olduğu engin derinlik sayesinde de insan ruhunun kâmilen mutmain olmasını temin etmiştir. Şia, akıl mektebi, irfan okuludur.

2) Şiilik, Kur’an-ı Kerim-Ehl-i Beyt (a.s) buluşmasıdır.

Şiilik, Hz.Peygamber (s.a.a)’in "Ben sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum; o ikisine sarıldığınız müddetçe asla dalalete düşmezsiniz; Allah'ın Kitabı (Kur'an) ve Ehlibeyt'im olan itretimi” vasiyeti gereğince Kur’an ve Ehl-i Beyt’i birbirinden ayrılmaz ve birbirinin tamamlayıcısı iki değer olarak kabullenmektir. Şiilikte Kur’an-ı Kerim, bir teori kitabı değil, bir pratiktir. Şiilik, Kuran’ın beyanını saray mollaları ve Ehl-i Beyt yolunu terk etmiş âlimlerin insafına bırakmamıştır. Şiilikte Kuran’ın pratik şekli Ehl-i Beyt, Ehl-i Beyt’in teorik şekli ise Kuran’dır.

3) Şiilik, tarihi kutsamaz. Şiilik; hakka hak, batıla batıl diyebilmektir.

Şiilik, tarihin bir kesitini ya da tarihin bir dilimindeki yaşanmışlığı ya da bir toplumu topyekûn kutsamaz. Şiilikte ölçüler vardır. Şiilik, tarihi hak-batıl mücadelesinin sahnesi olarak görür ve her zaman “hak”ın yanında yer alır. Aklın tatmin olmadığı durumlarda “vardır bir hikmeti” diyerek körü körüne taklit etmez ve savunmaz. Herkese ve her olaya “ölçülerle” yaklaşır.

4) Şiilik, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s)’i kendi dillerinden öğrenmektir.

Şiilik, Hz. Peygamber (s.a.a) ve O’nun pak Ehl-i Beyt (a.s)’ini karşıtlarının, düşmanlarının, Onlara kılıç ve kalem çekmişlerin dillerinden değil, bizzat kendi dillerinden öğrenmektir. Ehl-i Beyt (a.s)’i kendi dillerinden tanıdığımızda yüce İslam Peygamberi (s.a.a)’nin onları niçin Kuran’ın ayrılmaz bir parçası olarak tasvir ettiğini anlarız. Ve yine Onları kendi dillerinden tanıdığımızda görürüz ki, Kevser kaynağı Ehl-i Beyt (a.s)’dir. Ve O kaynaktan çıkan her beyan aklı tatmin, ruhu mutmain kılmaktadır.

5) Şiilik, inançları, düşünce yapısı ve ahkâmını tartışmaya açmaktan çekinmez.

Şiilik, diğer mezhep ve anlayışların yaptıkları gibi, inançlarını tartışmaktan, müzakereye açmaktan çekinmez. Diğer ekol ve mektepler gibi müntesiplerini başka anlayışlarla tanışmaktan men ederek korumaya çalışmaz. Bilakis inançlarının, düşünce yapısının tartışılması ve müzakere edilmesini ister. Ve yine müntesiplerinin diğer ekol ve anlayışları tanımasını arzu eder. Çünkü Şiilik bilir ki, diğer ekol ve anlayışlarla Şiilik karşılıklı okunduğunda kendisine olan hayranlık ve bağlılık artar.

6) Şiilik, ümmet bilincini kuşanmaktır.

Şiilikte ümmet, teorik bir kavramın ötesinde pratik bir gerçekliktir. Şiilik açısından ümmetin değerleri ve sorunlarının müşahhastır. Ve yine ümmetin dostları da müşahhastır, düşmanları da. Şii bir Müslüman dünya siyasetini “ben” merkezli okumadığı gibi mezhep, milliyet ve ülke merkezli de okumaz. Şiilik açısından mustazaf halklar da müşahhastır, dünya istikbarı da. Dünya siyasi sahnesinin okunması ve tarafların belirlenmesi bu anlayış ışığında gerçekleştirilir.

7) Şiilik, tarihe gömülmüş bir öğreti değil, bilakis dinamizmi her an katlanan bir mekteptir.

Şiilik, sahip olduğu “taklid mercii” kurumu dolayısıyla dinamizmi diğer ekollerde olduğu tarihe gömülmemiştir. Bilakis dinamizmi her zaman üzerine koyarak ilerleme kaydetmiştir. Güncel meselelere yaşayan âlimler cevap v ermekte, güncel siyasal sorunların çözümü ve kavranması için o sorunu yaşamakta olan âlim ışık tutmaktadır. Oysa diğer tüm ekol ve anlayışların dinamizmi tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolmuştur.

Sonuç

“Şiiliğin etkileyici gücü nereden kaynaklanıyor?” sorusuna yukarı da ifade ettiğimiz gibi farklı deneyimlerden farklı tespitler çıkarılabilir. Ancak “aklın tatmin, ruhun mutmain olması” bunların özüdür diye düşünüyorum. “Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.” (Zümer/18)

Kemal Şükrü SEVİNDİK

kssevindik@hotmail.com