29 Ağustos 2013 - 19:30
‘’Hasta Adam’’ Osmanlı’dan ‘’Yalnız Adam’’ Türkiye’ye

Bismihi Teâla 19. Yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti dış politikadaki çaresizliğini kendince batılı devletleri birbirine karşı kullanarak “denge politikası” adını taktığı bir siyasetle aşmaya çalışırken Batılı devletler, mirasını uygun bir şekilde paylaşmak istedikleri Osmanlı’nın anlamsız bu siyasetini tepeden izleyip kendisine birde lakap takmışlardı: “hasta adam”. 21. Yüzyılın henüz başında “bu yüzyıl Türkiye’nin yüzyılı olacak” iddiası ile yönetimi devralan “muhafazakâr iktidar” henüz onuncu yılını doldururken Türkiye “yalnız adam”a dönmüş durumda. Cumhuriyet tarihi boyunca uzunca bir süre paranoya olarak dış politikanın temellendirildiği noktaya geri dönüldü: “Üç yanımız deniz, dört tarafımız düşmanla çevrili”.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Kendince Osmanlı’nın hinterlandı üzerinde onun gücüne erişmiş bir Türkiye hülyası peşine düşen muhafazakâr iktidarın, “stratejik derinlik” adını koyduğu bu hülyası, izlediği sığ ulusalcı ve mezhepçi politikalar dolayısıyla kısa zamanda içinde çıkılmaz bir “stratejik girdap”a dönüştü! Türkiye savruluyor, rüzgâr önündeki yaprak gibi. Derinlik ve gelecek öngörüsünden yoksun, kendi insanına yabancı, gittikçe selefi fikriyata yakınlaşan Türkiye yalnızlaşıyor! Bundan daha vahim olan ise, bu yalnızlaşma ve çaresizlik yandaş medya ve İslami yapılar tarafından kamuoyuna “ilkeli oluş ve omurgalı duruş” diye lanse edilerek, toplumun tam ters istikamette yönlendirilmesi!

Western filmlerinde “vahşi batı”ya vaziyet edip düzen veren “yalnız kovboy” rolüne soyunup, tüm Ortadoğu’ya vaziyet edip düzen verebileceği vehmine kapılan muhafazakâr iktidarın izlediği dış politika dolayısıyla Türkiye, anlaşabildiği komşusu ve dostu olmayan yegâne ülke konumuna düştü!

Dünya da egemen düzen olan “emperyalist sistem”in tek alternatifi olan “İslam İnkılabı” etrafında şekillenmiş olan zinciri kopartıp, gasıp Siyonist İsrail’in geleceğini garanti altına almayı hedefleyen “emperyal Suriye müdahalesi”nde başrolü kapmaya girişmesi İran, Irak, Suriye, Lübnan ile direkt; Rusya, Çin ve Latin Amerika ülkeleri ile dolaylı olarak ilişkileri gerdi. Bir kısmı ile ipler koptu ya da kopma noktasına geldi!

Bir zamanlar “aşiret reisi, kabile yöneticisi” denilerek aşağılanan “Barzani” kırmızı halılarla karşılanırken, Irak Başbakanı Maliki ile telefonda bile görüşülemez duruma düşülmüş olması gelinen noktayı görmemiz için ilginç bir ayrıntıdır.

Kuzey Afrika ülkelerinde “Arap Baharı” diye adlandırılan sosyal ve siyasal değişme ve gelişmeler doğru okunamadı. “Mursi ve İhvan hareketi” üzerinden Mısır ve Arap ülkelerine “ağır abi” raconu kesme girişimleri tam bir fecaatle sonuçlandı. Türü ne olursa olsun “siyasal İslam” hareketlerini kendi gelecekleri için tehlike gören Suud, Katar gibi en güvenilen dostlarla(!) bir anda karşı kaşıya gelindi, restler çekildi!

Ortadoğu’da en büyük yar ve yardımcı olarak düşünülen Mısır yönetimi ile ilişkilerin düzeyini anlamamız için Mısır Başbakanının Türkiye Başbakanını “batının ajanı” olmakla itham etmesini hatırlamamız yeterli olur.

Amerika, İsrail ve AB üyesi ülkeler ise Türkiye’ye bazen azarlanıp kızılarak görevlendirilecek bazen de bakkala göndermek için güzel vaatlerde bulunulan çocuk gibi davranıyorlar… Suriye’de; “aslanımsın, koçumsun, yürü be seni kim tutar”, Mısır’a gelince; “haddini bil, otur oturduğun yerde!”

Yalnızlaşan, Doğu’dan Batı’dan gerçek manası ile hiçbir dostu kalmayan “muhafazakâr iktidar”ın başarısız ve batağa saplanmış dış politikayı “onurlu yalnızlık” yaldızlamasıyla saklama çabası yeni çıkmazları doğuruyor. Gözün tam ortasına batan paradoks politikalar bile kimseyi rahatsız etmiyor. Mısır darbesinin arkasında olmakla itham edilip “Mısır halkına düşman” olmakla suçlanıp (sözüm ona yüzeysel restleşmelere gidilen) Amerika, İsrail, İngiltere, Fransa, Suud ve Katar gibi ülkelerle Suriye halkına barış, huzur, adalet ve demokrasi getirmek için birliktelik kuruluyor!? “Mısır’ın düşmanları” listesi ile “Suriye’nin dostları” listesi aynı ülkelerden oluşuyor. Soruyorsun; peki, bir gariplik yok mu? Cevap veriyorlar; ne garipliği, bilakis ilkeli oluş ve omurgalı duruşumuzun en büyük kanıtıdır bu durum!?

“Hasta Adam” Osmanlı’dan “Yalnız Adam” Türkiye’ye doğru hızla sürükleniyoruz! Emperyalist Batı, “Hasta Adam”ı kontrollü bir şekilde öldürüp mirasını paylaşmak için büyük bir halk desteği ile iktidara gelen “İttihat ve Terakki” eliyle onu Birinci Dünya Savaşı’na sürüklediler… İmparatorluktan onlarca “ulus devlet” icad ettiler!..

Şimdi bölgenin “ağır abi” rolünü vaat ettikleri “Yalnız Adam”ı Suriye üzerinden ait olduğu coğrafya ile büyük bir savaşa itmek için “muhafazakâr iktidar”a gaz veriyorlar!..

Türkiye İslamcılığı, sözüm size;

Tehlikenin farkında mısınız?

Ateş, hakikati gereği herkesi yakar!..

Twitter:@kssevindik

Facebook:Kemal Şükrü SEVİNDİK