'Arap Baharı' denilen Kuzey Afrika ülkelerindeki gelişmeleri kontrol altına alan emperyalistler Libya örneğinden yola çıkarak ajandalarında öncelik oluşturan Suriye'de mevcut iktidarı zora dayalı yöntemlerle yıkmayı yerine kendi işbirlikçilerinden meydana gelen kukla bir iktidar kurmayı esas alan 'savaş' için düğmeye bastı.
Politik referans noktası ve ilişkileri bölge gericiliğini sembolize eden iktidar yapılarının denetimi altında olan Müslüman Kardeşler Örgütü üzerinden provokasyonlar tertiplenerek ülkenin birçok yerinde suikast ve güvenlik birimlerine karşı silahlı saldırılar düzenlendi. Bu süre zarfı içinde halk ile güvenlik birimlerini karşı karşıya getirmeyi hedefleyen saldırılar hız kesmeden devam etti.
Dinsel ve aşiretsel bağlara oynayan emperyalistler Arap monarşik iktidarlarının uzantısı güçleri hızla silahlandırarak kaosu derinleştirme adımları attı. Ülkenin sınır bölgeleri ile kırsal alanlarında şiddet dozajını büyüterek yaygınlaştı. Mevcut gelişmeler aynı zamanda kullanılan metotlara ve silahların niteliğine bakıldığında kendiliğinden yaygınlaşmadığını yansıtmaktaydı.

Komşu devletlerin operasyondaki rolleri göz önüne alındığında hazırlıkları bir kaç sene evvele uzanan organizasyonla uygun zamanın gelmesi beklenmiş, konjonktürün uygun olduğunu düşündükleri anda saldırı aşamasına geçilmiştir.
2011 ortalarında ivme kazanan silahlı baskın ve sabotajlar kendiliğinden silahlanmış kişilerin marifeti değildi.
Suriye operasyonu için çeşitli kamplarda özel eğitimden geçen, istihbarat örgütleriyle bağlantılı çete güçlerinin üstlendiği alanlara yönlendirilen militan unsurların gerçekleştirdiği saldırılardı. Zayıflık gösteren veya başından itibaren ihanet içinde bulunan az sayıdaki ordu mensubunun kaçışlarının ardından Türkiye'den duyurusu yapılan ''Özgür Ordunun'' ismini etiket olarak kullanan paramiliter çeteler komşu devletlerin topraklarını üstlenme, eğitim ve geçiş yolu olarak kullanarak sürekli şekilde şiddet içeren pratiklerini ülkenin içlerine doğru geliştirmiştir.
Zamanla Suriye’de farklı adlar alan ve ağırlığını selefi/tekfirci çetelerin oluşturduğu uluslararası terör şebekeleri devre girdi.
Çeçenistan, Afganistan, Somali, Tunus, Mısır, Libya, Irak, Filistin, Türkiye vb. birçok ülkeden gelen cihadist tetikçiler Suriye'deki silahlı 'muhalefetin' ana gövdesini oluşturdu. El Kaide bağlantılı, onun pratik tarzını benimseyen selefi çeteler ölümcül bir virüs gibi önüne çıkan ne varsa yok ederek ilkel yaşam algılarını Suriye topraklarına taşıdı.
Kafa kesen, insan organlarını kasaturalarla çıkartıp ısıran, esirleri canlı canlı ateşlere atan, kadınlara tecavüz eden, fidye karşılığı insanları kaçıran ve dahasını yapan selefi çetelerin vahşetine tanıklık edilen dönem başladı.
Sahada kullanılan silahlı çetelere her türlü desteği verirken aynı zamanda diplomatik-politik yaptırımlarla Suriye iktidarı üzerindeki kuşatmanın halkaları sıklaştırıldı. Erken zafer balonu öylesine şişirildi ki onlarca devlet ''Suriye'nin Dostları'' ambalajlı toplantılarda endamını gösterdi, parsadan ne kapabiliriz hesapları yaptı. ABD-AB emperyalizmi bölgedeki işbirlikçileriyle ''Beşar Esad ve BAAS partisinin üzerini çizmişti,'' dolayısıyla ayakta kalması mümkün değildi. Alçaklık ve sömürgecilikle örülü yolda dizilen, Şam'a ilerleyen kervana alelacele dahil olan devletler bir kaç ay içinde ülkenin kalbine sirayet edeceklerini düşünmüş, kendi hesaplarına çalışan paramiliter çeteleri daha fazla kan akıtmaları için teşvik etmekten geri durmamıştır.
Eko-politik çıkarların kesiştiği kavşakta buluşan 'işgal koalisyonu' iştahını kabartmış 'mutlu sona' erişecekleri günlerin-haftaların-ayların sayısını saymaya başlamıştı.
Anglosakson ittifakı yeni ''haçlı seferi'' ruhuyla, bölgenin baş belası İsrail egemenleri ''siyon efsanesi'' motivasyonuyla, Suud krallığı ''Eyhlibeyt düşmanlığı'' hazımsızlığıyla, AKP ve yandaşları ''yeni Osmanlı'' teraneleriyle saldırganlığa düşünsel gerekçeler üretti. Koalisyon dini-hurafi-mitolojik angajmanlara yaslanarak vahşi sömürü ajandasını, ülkenin kaynakları iç etme niyetlerini perdeleme yoluna gitti. Suriye'ye sahip olduklarında Ortadoğu direniş eksenine ölümcül darbe indirecek ve Asya'ya uzanan jeo-stratejik yelpazede belirleyici irade haline geleceklerdi.
ABD-AB-Arap monarşik rejimleri-İsrail-Türkiye aynı çuvala gönüllüce girdi. Avını parçalamaya hazır aç kurtları andıran çetelere, Suriye topraklarına saldıkları selefi sürülerine geçit vermeyen aslan yürekleri yiğitlik anılan projeyi sahada hallaç pamuğuna çevirdi/çeviriyor. İktidarla bütünleşen halkın iki buçuk yıldır azimle sürdürdüğü vatan savunması işgal koalisyonunu her defasında politikalarını gözden geçirmeye zorluyor. 2011-2013 kesintisiz saldırganlığın her biçimine şahit olduğumuz yoğunluğa konu edildi. Emperyalistler 2014 yılı açısından da Suriye halkının kendisine karşı yürüttükleri savaşı yeni araç ve metotlarla sürdürme eğilimlerini saklamıyor, şantaj-komplo ve terör ihracı içeren politikaları gündemlerinden düşürmüyorlar.
Artık ''Esad gidecek, başka yolu yok'' mealinde cümle kurmamaya dikkat etseler de tasfiye odaklı yönelimden vazgeçtiklerini söyleyemeyiz. Onları söylem değişikliğine iten temel faktör paramiliter silahlı çetelerinin ağır yenilgiler almasıdır. Cenevre 2 için nabız yoklarken artan şekilde uluslararası organizasyonlarla yeni militan unsurları toplayıp ülkeye göndermeleri dikkatten kaçmıyor. İktidarı toplama unsurların geliştirdiği şiddetle deviremeyeceğini anlayan emperyalistler terör öbeklerini kullanarak şantaj yapmaya çalışıyor. Görülen odur ki, 2014 yılı içinde vesayetleri altındaki çeteler aracılığıyla kör terör eylemlerine ağırlık verecekler. Suriye ordusunun bu hususa göre gerekli hazırlıklarını yaptığının işaretleri görülüyor. Anti-terör yoğunluklu nitelikli operasyonların 2014 yılında hızından bir şey kaybetmeden sürdürüleceğini ifade edebiliriz.
Suriye düşmanlığının kronik tarafı AKP ve düzen İslamcı camianın El Kaide bağlantılı selefi çetelere 'açık çek' anlamına gelen sınırsız destek sunduğu kirli politikası saha koşullarında kadükleştirildi. Uyuz hayvan refleksi ile saldırgan yönelimler taşımaları bu gerçeği değiştirmiyor.AKP iktidarı mezhep ayrımcı, Alevi/Şiafobik diliyle Suriye iktidarını hedef aldığı provokatif siyaset tarzı iflas ederken Türkiye'de Aleviler başta olmak üzere işgal karşıtı-demokratik kesimlerin büyük tepkisi çekti. 'Baltayı taşa vuran' AKP menzili belirsiz kurşun misali nereye gittiği belli olmayan ikilem içinde hareket ediyor. Suriye'de erken zafer sarhoşluğuna kapıldıkları bir anda, Recep Tayyip Erdoğan kendini en güçlü hissettiği konjonktürde Gezi direnişiyle başlayan toplumsal muhalefet gerçeğiyle dumura uğradılar. Egemen güçler bağlamında bile RTE ve şürekası için meşruluk krizi sesli şekilde dillendirilir oldu. Üstüne üstelik son aylarda Suriye'den gelen yenilgili haberler çoğalınca gözle görülür 'panik havası' safları sarıp sarmaladı. Dış politikası A. Davutoğlu gibi çapsız adamların elinde yerlerde sürünmesine rağmen 'kabadayılık' yapmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar. Bir tarafta 'yeni döneme' ilişkin zorunlu tavır değişikliği için yöntem arayışı içindeyken diğer tarafta kirli savaşı büyütecek araçlara sürekli şekilde yatırım yapması dönüşüme inatla direnmesi olarak okunabilir.
Bölge siyasasına yabancı, rasyonel algıları kapalı, bağımsız politik kültürü olmayan AKP Suriye operasyonuna çok büyük umutlar bağladı. 'Esad' bir anda 'katil Esed' ilan edildiğinde Muhafazakar Türk egemenleri ağız birliği halinde 'kutsal ittifaka' uygun davrandı. Neo-İslamist iktidarın sözcüleri operasyonun muhtevasını belirlemiş, 'bir kaç ay' içinde mesele hallolur demişti. Geriye cümbür cemaate iktidarın yörüngesinde konumlanmak kalıyordu.Sadece düzen İslamcı camia mı? Elbette hayır. Sağdan sola görüntü kirliliğine yol açan karmaşık kesimler operasyona eklenti oldu. Söylevler farklı gerekçelerle süslendi fakat hepsinin ortak amacı Suriye iktidarının 'defterini dürmekti.' Akıl almaz dezenformatif, irrasyonel yaklaşımların tavan yaptığı kaotik süreçler yaşandı.
Ana akım medyanın maksatlı, tek merkezden yönlendirildiği açık Suriye başlıklı haber akışı Türkiye'nin utanç verici duruşunun özetidir. Burada sadece AKP medyasına vurgu yapılması resmin bütününü görmeye engeldir. Operasyon emperyal merkezlerin plan ve projesi olunca AKP siyasetine mesafeli duran kimi burjuva kesimlerde 'savaş tarafgirliği' mevzusunda iktidarla yarışan çirkin rollerini oynadı. Ana akım medya sağdan sola bu fırtınalı dönem içinde halka karşı savaşın enformasyon silahı işlevi gördü. Kendilerine dikta edilenleri sorgulamadan paylaşmış, 7/24 yalan üstüne yalan söyleyerek gerçekleri karartmaya adamıştır kendini. 5N 1K kuralları konu Suriye olunca hatırlanmaz oldu.
Akıl tutulmasının bunaltıcı ikliminde az sayıda yazar, gazeteci ve politikacı iki buçuk yıl öncesinden başlayarak aykırı düşüncelerini sansüre rağmen ifade etti. AKP'ye 'gittiğin yol yol değil, sonu hüsrandır siyasetiniz' dedi. Suriye'nin ne pahasına olursa olsun emperyal saldırganlığa topyekûn direneceği ve dostlarıyla anılan projeyi geçersiz kılacağını anlatıp durdular. Şam'da iktidarın ruhuna El Fatiha okuma hayalleri kuranlara dikkat ediniz ''Şam'a (Dimyata) pirince giderken evdeki bulgurdan olmayın'' uyarıları yapıldı. Ama saplantılı mezhep ve halk düşmanlığı gözlerini kör ettiği için görmediler, aklıselim sesleri duymadılar. Muhaliflerin eleştirilerini muhalif kesimlere dönük saldırıların gerekçesine çevirdiler. Emperyalizme uşaklık yapan kendileri olduğu halde pişkince Suriye operasyonuna karşı çıkanlara iftiralar atarak, 'vatan hainliği' ile eş değer tutarak aykırı sesleri susturmayı iş edindiler. Medya bu bağlamda da tek yanlı haber akışıyla kötü bir sınav verdi.
Ana akım medya'dan tutalım lüzumsuz binlerce haber sitesine uzanan alan özgülünde 'haber içerikli' tabloyu göstererek medyanın oynadığı uğursuz rolünü gösterelim.

Yöntemimiz gayet basit, 'Google Arama Motoru' üzerinden taratma yaparak karşılaştığımız rakamsal verileri paylaşacağız. Malumunuz Türkiye medyası Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hakkında iki buçuk yıldır düzenli yalan haberler dolaşıma sokuyor. Son yıllarda hakkında en fazla gerçek dışı haber yapılan kişilerin başında Beşar Esad geliyor. Yine Lazkiye'de yaşayan, Hatay'lı devrimci Mihrac Ural'da payına düşeni fazlasıyla alan kişilerden biri. Daha önceki yazılarımızda bu konuya değindiğimiz için Ural'la ilgili yalan haber akışının yoğunluğuna bu yazımızda vurgu yapmakla yetinelim.
Türkiye medyasında Beşar Esad sanal verilere göre kaç kez ''kaçtı''?
Cevap: Yaklaşık 269.000 sonuç bulundu (0,10 saniye)
Türkiye medyasında Beşar Esad sanal verilere göre kaç kez ''öldü-öldürüldü''?
Cevap: Yaklaşık 1.520.000 sonuç bulundu (0,23 saniye)
Türkiye medyasında Beşar Esad sanal verilere göre kaç kez ''yenildi''?
Cevap: Yaklaşık 1.190.000 sonuç bulundu (0,38 saniye)
Türkiye medyasında Beşar Esad sanal verilere göre kaç kez ''Şam'a sıkıştı''?
Cevap: Yaklaşık 105.000 sonuç bulundu (0,42 saniye)
Google taratması yaparken biz 'ESAD' dedik. ''Esed'' olarak yapıldığında ortaya çıkan veriler bunlardan aşağı kalır değil.
Televizyon Kanalları yalan senfonisi gibi izleyicilerine çok sesli yalanlar geçiyor.
Zaman'dan Cumhuriyet'e, Taraf'tan Sözcü'ye, Akit'ten Gündem'e dezenformatif sayısız habere konu edilen Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hepsinin ezberini bozarak görevinin başında kalacak gözüküyor. Görülen tablo karşısında kendisine sağlıklı uzun ömürler dileyelim.
Türkiye medyasının Suriye konulu süregelen tavrı tek kelimeyle özetlenecek olursa MANİPÜLASYO' dur. Alman yazar Friedrich Schiller'in ifade ettiği gibi: Manipülasyon ancak yarı uyanmış bir kitlenin ortaya çıkması durumunda kullanılır.
Ferhat Aktaş