Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Görmedin mi nice saray sahibinin yerle yeksan olduğunu, tüm ihtişamlarının ayağı kırık bir sinek tarafından ortadan kaldırılabildiğini, o sarayların yalın ayaklıların ayakları altında ezildiğini, şatafatlarının çiğnendiğini, ihtişamlarının ölüme esir olduğunu, görmedin mi? Anlamadın mı hala zulmün gücünün dünyaya dayandığını, nefislerini tatmin için ruhlarını zincire vurduklarını, kibrin muallimine talebe olduklarını? Anlamadın mı hayatlarının senin hayatından çalıntı olduğunu, kaç’ak’ olduğunu, gözyaşlarının onlara ab-ı hayat olduğunu, enerjinin ve potansiyelinin onları beslediğini? Fark edemedin mi sana ait olanı sana yasakladıklarını, senden kopardıklarını, seni senden uzaklaştırdıklarını?
Bu gaflet niyedir? Nedendir bu rıza? Kim için yok saymaktasın özünü ve kimin rızasını kazanmak için kapamaktasın gözünü? Yarı aç yarı tok olandan da beter yaşam sürenler diyarında, kimi sevmektesin, kimi desteklemektesin düşündün mü hiç? Hangi sütun sana ait, hangi oda senindir ki gururlanırsın mütekebbire özenerek? Yokluktan iki büklüm olmuş sırtların yüküdür o ihtişamın kaynağı bilir misin? Kapkara madenlerde yırtık kara lastiklere mahkum olarak kara geceyi kararan gündüze katanların alın teridir her bir kadeh, ama senin umurunda mı. Her gün değişen nifağın bugün büründüğü renge öyle aşık olmuşsun ki ‘hak körü’ olmuşsun da batıl dünyan oluvermiş, sen bu dünyanın gönüllü mahkumu. On bir aydır yaşadığın tüm yıllar, ki Ramazanı çıkarmışsın ve serbest kalmıştır şeytanlar kalp diyarında, bundandır mücessem olana maşuk oluşun ya nerden bileceksin?
Şeytan yürekten başlar işgale, gönülleri kaydırır kendine ilk önce ki sussun batılın karşısında hakkı savunması gereken diller. Önce kalplerde saray kurar nefislerin yardımıyla ve kararan kalpleri bahanelerle beyaza boyar ki ‘ak’ görünsünler, ta ki zulmün taht kurduğu ‘ak’ saraylar aklansın. Bu yüzden bu kadar kolay ulaşmaktasın tüm günahlara, bu yüzden nefsin en şaşaalı dönemini yaşamakta. Bu dünyayı hiç ölmeyecekmişsin gibi sevmeye başlaman bu yüzdendir. Allah’a (c.c.) savaş açmak demek olan pisliğe bulaşman bu yüzden. Bu yüzden evin oldu, bu yüzden araban oldu. Varsın başkalarının yakacak odunu olmasın, senin bu yüzden sıcacık bir yuvan var artık. Komşunu unutup karnını tıka basa doyurman bu yüzdendir ve bu yüzden sürgün yedi yüreğinden ahlak.
Tar-u mar olduysa vatan sana ne? Senin yüreğinde imar oldu batılın sarayları. Nefsin vatanın oldu, sütun sahibi oldun satınca imanını. Bir koca aslanı itlere maskara ettin ya izzetin gitti elden. Sen ki bahara düşman oldun, zemheriyi renginden dolayı sevdin, taşlaştı ve dondu kalbin. Hakkın ateşi söneli azdı cehennemin alevi bilesin. Yüzünü çevirdiğinden, beridir namazlarından kıble senin . Ne kıyamının manası var ne secdelerinin. O boynun ki eğilir dünyanın önünde, bu yüzden kibirlisin. Hakkı telaffuz edemez Kur’an okuyan dilin. Abdestsiz cumaların hutbesiz cemaatisin. Ters yüz edip İslam’ı üzerine giyindin. Ne açmakta rengini ne de uyar bedenin. Eğreti durur hakkın hakikati yüzünde. Batılın boyasıyla nuru uman da sensin.
Utanır yaratılan alem senin halinden. Utanır yediğin her lokma var edenden. Utanır yürüdüğün arzın yolları senden, utanır esen rüzgar tenine değdiğinden. Çünkü zillet meskenin, hıyanet mesleğindir. Dünya senin maşukun, ilimse esirindir. Nice kitap yüklendin inşa için sarayı, nice fetvalar verdin ihya için nifağı. Satıverdin ebedi, sonu belli olana, satıverdin rızayı, kovulmuş o şeytana. Ne taşıdığın etiket kurtarır seni ne de sıktığın eller. Ne hediye verdiğin ne de aldığın eller. Ebu Leheb misali kurudur, kurumuştur, zulme el pençe divan, hizmet için ovuşan, her telden ses çıkaran, haram ile yağlanan, ruhlara saldığın eller. Sen ki sarayların konuğu oldun artık, mazlumun düşmanısın, zalimin uşağısın. Sen ki sultanlara saray yakışır dedin, Yezidin sarayında Zeynep’i (s.a.) hapseyledin. Sen ki gücü maddede ve dünyada aradın, manayı, ahireti kalbinden def eyledin.
İşte bundan mutludur bu çağın Nemrutları. Gizli saklı yapmazlar artık nifaklarını. Kaç”ak” saraylar inşa etmek onlar için kolaydır. Zira kalpler kaç”ak” nefislerin tutsağıdır. Ses çıkaracak kimse meydanda kalmamıştır. Çıkan sesler zer ve zorla bastırılır. Aleni olur fecaat ve sefahat. Halkın hakkı aleni çalınır. Binlerce odaya sığmaz bir kişinin nefsi. Bir nefis besler binlerce satılık nefsi. O halde şaşmamak lazım bunca suskun ölüye. Zira onurun çalındığı bedende hayat kalmaz. Onur sadece insan türünde bulunur ve süfyanilerin tek amacıdır insanları insanlıktan çıkarmak. Çünkü ancak böyle sürerler devranlarını ve ancak böyle inşa ederler saraylarını. Onursuz sürüler takip eder süfyanileri ve çobanları götürür onları esfele safiline. Hayatlarının anlamlarını meta ile değiştirdikten sonra var oluşlarına yabancılaşanlar için sarayların varlığı anlam ifade etmez. Kendi dünyalıklarını garantiye alanların başkalarının yıkılan dünyalarıyla işleri kalmaz çünkü. Bu tipler sahiplenir sahiplerinin saraylarını ve kendi sarayları gibi anlatırlar bizlere “ak”ladıklarını.
Oysa ne de azdır kazandıkları. Üç kuruşa mahkumdur hayatları ama fark edemezler şeytanın nefislerine fısıldadıklarından dolayı. Kimi ilmini pazarlar saray kapılarında, kimi imanını. Kimini elinde avucunda hiçbir şeyi yoktur ama efsunlanmıştır izanı. Asgari olarak yaşar hayatı ve alkışlar sarayları. Kendine ait olmayanı sahiplenir eksikliğini hissettiği yaşamın hatırına. Kendine ait olmayanla avutur kendini hayaller dünyasında. “O benim de sarayımdır” der. Millete aittir der milletten bir parça olduğunu unutarak. Gecekondusundan çıkarak bir odasına yerleşmek gelmez aklına ne hikmetse. “Sahibine kalmayacak ya” der de sahibinden sonra oraya başka bir sahibin geçeceğini unutur yine. Hiç sahip olamayacaktır o saraya ki şimdi de sahibi değildir zihninin, ruhunun ve nefsinin nereden bilsin.
Kimi de bulaşmıştır en deni günahlara. Yıkmıştır hakkın evini yüreğinde ve kurmuştur şeytanın “ak”ladığı sarayı kapkara bir zemin üzerine. Bu yüzden telaşlıdır hakikat ortaya çıkacak diye. Çünkü hakikat yıkacaktır hem yürekteki sarayı hem de yıkılası kaç”ak” sarayı. Çünkü hakikatin depremi ağır gelecektir ve temelden sarsılacaktır yalan üzerine kurduğu hayatı. Kaç”ak” sarayı red ettiğinde red etmesi gerekecektir kendini ve kurduğu düzenini. Bu yüzden dört elle sarılır kaç”ak” nefsinin hatırına kaç”ak” sarayına. Canını siper eder uğruna ki hiçbir delil ve gözyaşı yıkamaz inadını. Böyleleri hakka sırtını dönmüştür çoktan. Kulakları sağır, gözleri kördür yedikleri haram lokmalardan dolayı. İşitmezler mazlumların yürek yakan seslerini ve görmezler mahrumların çalınan düşlerini.
“Usta”dır süfyaniler. “Kaç”ak” saray yapmadan önce inşa ettiler kaç”ak” nefisleri. Susturmak kolay oldu susmayı meziyet bilenlere hükmedince. Kandırmak kolay oldu kanmak için bahane arayanlara hitap edince. Ucundan kıyısından batıla meyledenlere saray normal geldi, itiraz edip hak aramak ise ihanet. Maddenin ihyası mananın yok oluşunu meşrulaştırdı. Nefislerinin ardı sıra gidenlerin imanları zayıfladı ve imana düşman olanların çaldıkları sazda halay çeker oldular. Her günahın meşrulaştığı dinin mümini olanlar o dinin mabedini savunmaktan geri kalmadılar imanları gereği. Oysa ne buyurmuştu Rabbimiz (c.c.) “(Yakub) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi.”(Yusuf 18)