Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - "2010 yılında, yani henüz Türkiye’nin ekseni kaymamışken, Lizbon’daki NATO zirvesinde söz alan dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, karar metninde ‘İran tehdidi’ ifadesinin yer almasını istemiş ve “Biz kediye kedi deriz” diye konuşmuştu. Tahran’la ticari ve stratejik ortaklığını riske atamayacak kadar değerli bulan Türkiye ise karşı çıkmıştı. Aradan 7 sene geçti. İsimler değişti, aktörler aynı. Ankara-Tahran hattındaki muhabbet ise baki."
ürkiye ile İran arasındaki ikili ilişkilerde deyim yerindeyse bahar yelleri esiyor. Suriye’deki iç savaşta sahadaki çatışmalara çeki düzen vermek adına başlatılan Astana görüşmeleriyle –pek de iyi- başlamayan ‘yeniden diyalog dönemi’, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) bağımsızlık referandumuyla başka bir noktaya taşındı. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan da Tahran’ı ziyaret ederek İranlı mevkidaşı Hasan Ruhani ve Ayetullah Seyyid Ali Hamanei ile bir araya geldi. Liderlerin verdiği ‘İsrail ve Mossad’a karşı ortak mücadele’ vurgulu mesajlar ülke gazetelerinin manşetlerini süslerken, taraflar söz konusu yakınlaşmadan memnun. Fakat ilişkilerde iyi seyrin herkesi mutlu ettiğini söylemek mümkün değil.
Genlerindeki emperyalist ve siyonist virüsü kontrol edemeyen kalemler, özellikle IKBY’nin neden olduğu bölgedeki krizin patlak vermesiyle saldırılara başladı. “Türkiye oyun kurmuyor İran’ın planlarına alet oluyor” diyenlerden “Asıl sorunun Bağdat olduğu” vaazlarına değin, kendilerini parçalarcasına ‘aman dikkat’ uyarıları yapıyorlar. Özetle, “Tamam, Rusya ile ittifak yapmanı kabul edebiliriz. Irak ile birlikte ortaklık kurmak ‘zorunda kalmanı’ da anlayabiliriz. Ama Tahran’la iyi olmanı sindiremeyiz” diyorlar.
Ne yazık ki Türkiye medyasındaki bazı ‘kahraman yazarlar’ için ABD karşıtlığı sadece FETÖ ile sınırlı. Irak’ın toprak bütünlüğünü savunan İranlı ve Türk siyasetçilerin dirayetli duruş, mezhepçi gözlükleriyle Ortadoğu okuması yapanlarda yok. İşlerine gelince sığındıkları ‘reel politika’ söylemi, Gürbulak Sınır Kapısı’nı geçince tuzla buz oluyor. Vaziyet o kadar vahim ki, İslam birliğini savunacağım derken koskoca Irak’ı Kürt-Sünni-Şii olarak üçe bölmeyi önererek Pentagon’un Büyük Ortadoğu Projesi haritasını tasvir edebiliyorlar. Demek ki bir ülkenin ‘oyun kuruculuğu’ muhatabıyla yakından ilişkili.
Halbuki Rusya ile ilişkilerini NATO’yu kızdırarak S-400 savunma sistemi alacak kadar ilerleten Türkiye için, İran’la kurulacak sıcak bağın önemi tarif edilemez. Tahran-Ankara hattındaki kuvvet birlikteliği Suriye’den Irak’a, Filistin’den Lübnan’a kadar pek çok ülkedeki emperyalist senaryoyu tersine çevirebilir. Örneğin İdlib’de çatışmasızlığın gerçek anlamda tesisi ve El Kaide bağlantılı grupların tasfiyesi, Suriye’deki savaşı ABD ve yoldaşı PKK/PYD ile emperyalizmin karşısında konuşlananlar denklemine indirebilir. Veya siyonizmin uşaklığını yapan Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri’nin Filistin’de Hamas’ı eski Fetih yöneticisi Muhammed Dahlan’a yedirme senaryosunun önüne geçilebilir.
Ancak tüm bunları görmek için öncelikle iyi bir göz doktoruna görünmek ve balık hafızasına sahip olamamak lazım. 2010 yılında, yani henüz Türkiye’nin ekseni kaymamışken, Lizbon’daki NATO zirvesinde söz alan dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, karar metninde ‘İran tehdidi’ ifadesinin yer almasını istemiş ve “Biz kediye kedi deriz” diye konuşmuştu. Tahran’la ticari ve stratejik ortaklığını riske atamayacak kadar değerli bulan Türkiye ise karşı çıkmıştı. Aradan 7 sene geçti. İsimler değişti, aktörler aynı. Ankara-Tahran hattındaki muhabbet ise baki.
Şerif Egemen Ahmet