Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-
1. Kendisi sıkı bir "Osmancı" idi! Halîfe Osman'ı, hukuk dışı pek çok icraatına rağmen, sonuna dek savunan birisiydi. Halîfe'ye, "hilâfet cübbesini asla çıkarmaması" yönünde telkinlerde bulunan da oydu!2
Ondaki bu "Halîfe Osman" tutkusu o derece ileriydi ki, kendisi, Harra vak'asında işlenen bütün cinâyet ve tecâvüzlerin "Halîfenin öldürülmesine karşılık" olduğuna (ve dolayısıyla onların bunu hak ettiklerine) inanıyordu!!!3
2. Emîr'ul-Mü'minîn Hz. Ali Efendimiz ile arası hiç iyi değildi! O yüzden; tıpkı diğer "Osmancılar" gibi, ona biat etmedi...
3. Hz. Ali'ye bir bîati çok gören İbn Ömer; saltanatları "kan ve gözyaşı" üzerine kurulu olan Muâviye'ye, Yezîd'e ve Abdülmelik b. Mervân'a bîat etmekte bir an bile tereddüt etmedi! Medîne halkı Yezîd'e karşı ayaklandığında, o bütün çocuklarını başına toplayarak; onları, Yezîd'e verdikleri biatleri bozmamaları konusunda sert bir dille uyarmıştı.4
4. Abdullah, tabiatı itibariyle iradesi zayıf, pısırık ve korkak bir kişiliğe sahipti. O yüzden Cemel, Sıffîn ve Nehrevân savaşlarını uzaklardan izlemekle yetindi.
(Oysa kardeşi Ubeydullâh gözü kara birisiydi. O nedenle Sıffîn muharebesinde "azgın çete"nin reisi Muâviye'nin yanında yer almış ve orada can vermiştir!)
5. Ehl-i Sünnet'in, ilk üç halîfenin -sırasıyla- "Allah'ın Rasûlü'nden sonra en fazîletli kişiler" olduklarına dair referans aldığı; "Hz. Peygamber (s.a.a) henüz hayattayken, hiç kimseyi Ebûbekr'e, sonra Ömer'e, daha sonra da Osman'a denk görmezdik...” sözünün5 mimarı da İbn Ömer'dir. O bu sıralamaya Hz. Ali'yi ekleme gereği bile duymamıştır!6
6. İlk üç halîfenin fazîletleri konusunda daha pek çok "hadis" rivâyet eden İbn Ömer'in, Hz. Ali'nin fazîleti hakkında dişe dokunur bir hadis rivâyet ettiğini göremiyoruz! (Hakkını yemeyelim: Kendisinin bu konuda, "yüzüne bakılabilir" bir senetle ulaşan, tek bir hadisi var. O da yer yer kırpık ve yamalarla dolu!7)
7. Kaynaklar, Abdullâh'ın kendilerinden hadis aldığı "büyükler" arasında; ilk üç halîfenin yanı sıra, Zeyd b. Sâbit, Âişe, hatta Ebû Hüreyre'nin ... adlarına da yer verirler.8 Ama her nedense, onlar arasında "İlmin Kapısı" (= Hz. Ali) yer almaz!
8. Abdullah b. Ömer, sanılanın aksine, hadis rivâyetinde "sıkı" birisi değildi. Hadislerin zâhiri ile yetinir, olayın arka planıyla, mantığıyla hiç ilgilenmezdi. (O nedenle, aktardığı hadislerde sık sık hatalar yaptığı için, özellikle Âişe annemizin itiraz ve tashihleriyle karşılaşmıştır.9)
Selefî, "Selef'in yolundan giden" demektir. Selef ise, "Bizden önce yaşayanlar" demektir. Bundan kasıt, Hz. Peygamber'den (s.a.a) sonraki, özellikle "sahâbe ve tâbiîn"den oluşan ilk nesildir.10 Kendilerine "hadis ehli" anlamında "Eserî" dedikleri de vâkidir.
Selefîlerin tarih boyunca en belirgin özellikleri şunlar:
– Ahbârîdirler. Hadislerin zâhirine takılıp kalırlar. Kendilerinde aklı kullanma, eleştirel bakış yoktur. O nedenle hadislerde metin tenkidinden ziyâde, senet tenkidine önem verirler. "Sahâbe" postuna bürünmüş hâinlere, Emevî beslemesi hadisçilere "güvenilir" gözüyle bakarlar. Bunun sonucunda sapla samanı birbirine karıştırır, Emevî tezgâhlarında üretilip sokağa atılan masallara, "hadis" diye "dört elle" sarılırlar.
– Sahâbeyi eleştirmezler. Eleştirenlere şiddetle karşı koyarlar. Ama Hz. Ali'ye söven ve (70 yıl boyunca) sövdüren Muâviye ve adamlarına asla toz kondurmazlar! Onlar sadece Muâviye'nin değil, oğlu Yezîd'in yönetimini de meşrû görürler.
– Ehl-i Beyt'e, husûsen Hz. Ali'ye karşı hasımdırlar. Ancak onlar bu husumeti Hz. Ali'den ziyâde, onun taraftar ve takipçilerine yansıtırlar!
– En büyük fikir babaları İbn Teymiyye'dir. Zaten Selefîlerdeki bu bağnazlık, "üstü örtülü" Hz. Ali düşmanlığı, kendileri gibi düşünmeyen Müslümanlara karşı katı ve saldırgan tutumları da buradan kaynaklanmaktadır.
Selefîlerin hep "Şeyhülislâm" lâkabıyla andıkları İbn Teymiyye hakkında, "Peygamberimizin dilinden Hz. Ali" adlı çalışmamızın bir yerinde (s. 276-277) söz etmiş, ondaki "Ali" düşmanlığının boyutlarını gözler önüne sermiştik. "Hz. Fâtımat'üz-Zehrâ’da bile nifak şâibesi bulunduğunu" ima edecek (Minhâc'üs-Sünne: IV, 245-246) kadar şaşıran İbn Teymiyye, muhâsara günlerinde maktul Halîfe Osman’ın yanında saf tutanların, Cemel, Sıffîn ve Nehrevân muhârebelerinde Hz. Ali’nin yanında saf tutanlardan "daha değerli" olduklarını ileri sürebilmiştir. (el-Minhâc: VI, 189. Ayr. bak. VIII, 221)
Hz. Ali'ye karşı düşmanlıkta İbn Teymiyye'nin piri ise, Endülüslü İbn Hazm'dır!
– Tekfircidirler. Zira genelde Hanbelî mezhebine mensupturlar. Mezhebin ünlü akâid ve fıkıh kitapları ise, râfizîleri (= yani bizi) tekfir eden ifadelerle11 doludur!
– Bağnazdırlar. Kendileri gibi düşünmeyenlere karşı tahammülleri yoktur. Bilhassa Şiî Müslümanlara karşı çok acımasızdırlar. İbn Kesîr'in şu tespiti, maalesef yerinde bir tespittir: "Bir bid'atçinin (= Bid'atçiden kasıt kim olacak, biziz yâhû!) Hanbelîlerin arasında yaşaması mümkün değildir!" (el-Bidâye: XIV, 50)
Afganistan'da bir müddet hüküm süren "Selefî" Tâlibân rejiminin, "şerîat" adına yaptığı çağdışı uygulamaları henüz unutmuş değiliz!
Geçtiğimiz aylarda, 118 Suûdî aliminin imzaladığı "Kadın araba süremez!" fetvası da, onların bu bağnaz yapılarının en açık göstergelerinden birisidir.
– Genelde katı, hırçın ve saldırgandırlar. Bu yolda kan dökmekten bile çekinmezler! Günümüzde Irak'ta ve Pakistan'da dökülen kanlar, bu mayalarının dışa vurumudur.
Ahmed b. Hanbel'e "müctehid" nazarıyla bakmayan müfessir İbn Cerîr et-Taberî'nin, Bağdat'ta bu yüzden Hanbelîlerden çektiği çile, ilgili herkesin malumudur.12
Hanbelîlerin bu katı ve saldırgan tutumundan, yeri geldiğinde kendi âlimlerinin de nasiplendiği olmuştur. Örneğin, bir Hanbelî âlimi olan Ebul-Vefâ İbn Aqîl'in, sırf "Mutezilî" bir âlimle görüştüğü için Hanbelîlerin çok sert eleştirilerine maruz kaldığı, bu yüzden aralarında büyük bir kargaşa çıktığı, târihî kayıtlarda yerini almıştır.13
– Ahmaktırlar. Yaptıklarını tartacak, doğru mu yanlış mı ettiklerini anlayacak kapasiteden yoksundurlar. (Sizler, bomba yüklü kamyonlarla sivil halkın arasına dalarak katliam yapan, bu arada kendilerini de parçalayarak yok eden Selefî teröristlerin, akıl sağlıklarının yerinde olduğunu ve bunları "cinayet" bilerek işlediklerini mi sanıyorsunuz? Asla! Onlar bu cinayetleri "Allah için" yaptıklarını düşünecek kadar idraksiz, zavallı insanlar!)
Ahmak olanlar, tabii ki "emir kulu" olan, daha çok "intiharcı" gençlerdir. Yoksa, onlara emir veren yukarıdaki "beyin kadrosu" son derece zekîdirler. Bütün adımları hesaplıdır. Ve onlar neyi, niçin yaptıklarını, muhakkak çok iyi biliyorlar.
– Zâlimlerle işbirliği yaparlar. Selefîlerin "Hanbelîlik" adı altında zulme karşı sessiz kalmakla yetinmeyip, zâlimlere karşı ayaklanmaya şiddetle karşı durduklarını; bu köşede yayınlanan "Sahipsiz Devrimci Halklar" başlıklı yazımızda ortaya koymuştuk. XVIII. yüzyılda Muhammed b. Abdilvehhâb tarafından -O günün Büyük Şeytanı İngilizlerin eliyle- kurulan "Vehhâbîlik" ile de kucaklaşan Selefîler, artık bundan böyle hep İslam düşmanlarıyla birlikte, bölgesel ve küresel emperyalizmin, husûsen Siyonizm'in adeta "maşası" gibi hareket etmeye başlamışlardır.
– Tutarsız ve ilkesizdirler. Suûdî Arabistan, Yemen ve Bahreyn'de baş gösteren halk ayaklanmalarına "Haramdır, şeriatta yeri yoktur!" deyip şiddetle karşı çıkan Selefî ulemânın, Suriye'de, "Esed'in devrilmesi" yönünde fetva üzerine fetva yayınlamaları, bunun en bâriz örneği değil midir?
Daha geçen günlerde Âiz b. Abdillâh el-Qarnî adında bir Suûdî Müftüsü, el-Arabiya kanalında kendisiyle yapılan bir söyleşide, "Suriye halkı eline silahı almalı, Beşşâr el-Esed ile savaşmalıdır. el-Esed artık meşruiyetini kaybetmiştir. el-Esed'le savaşmak İsrail ile cihat etmekten daha farzdır!" diyecek kadar çıldırmıştı!14
Selefîlerin -hırçın ve saldırgan olmak dışında- hemen bütün özellikleri, Abdullah b. Ömer için de söz konusudur. O yüzden Abdullah b. Ömer'i düşündüğümde, -şahsen- bana hep Selefîleri çağrıştırır. "Selefîler" dendiğinde de, aklıma evvelâ "Abdullah b. Ömer" gelir. Yani Abdullah b. Ömer şimdi yaşasaydı, bize göre ancak "Selefî" olurdu!
(Devam edecek...)
Abdulkadir Çuhacıoğlu
_____________________
1– Abdullah b. Ömer'in "bilinmeyen" yüzü hakkında detaylı bilgi için bk. Çuhacıoğlu, Sahâbenin Adâleti ve Ebû Hüreyre: s. 664-672
2- İbn Ebî Şeybe, el-Musannef: VII, 515; İbn Sa’d, et-Tabaqât: III, 66; Halîfe, et-Târîh: s. 170; İbn Şebbe, Târîh'ul-Medîne: IV, 1223-224, 1226; el-Belâzürî, Ensâb'ül-Eşrâf: VI, 194; Ahmed, el-Fedâil: I, 473
3- İbn Kesîr, el-Bidâye: VIII, 242
4- İbn Sa'd, et-Tabaqât: IV, 182-183; Ahmed, el-Müsned: II, 48, 96; Buhârî, es-Sahîh: fiten, 22
5- Buhârî: menâqıb, 32, 36; Ebû Dâvûd, es-Sünen: sünnet, 7; Tirmizî, es-Sünen: menâqıb, 18
6- Onun bu sözüne karşı, Buhârî ile Ebû Dâvûd'un hadis üstatlarından olan, Bağdatlı Ali b. el-Ca'd el-Cevherî “Bakın şu velede! Daha karısını sünnete göre boşamasını dahi bilmezken; çıkmış 'Biz şunu şuna üstün tutardık.' diyor!" demekten kendini alamamıştır. (bk. Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd: XI, 363; ez-Zehebî, es-Siyer: X, 463-464)
Abdullah b. Ömer'in târihî gerçeklere ve esasen Ehl-i Sünnet'in de genel kabulüne aykırı olan bu sözüne, sert eleştirilerle karşı çıkanlar arasında, Yahyâ b. Maîn ile İbn Abdilberr de var! (bk. İbn Abdilberr, el-İstîâb: III, 52; Çuhacıoğlu, Sahâbenin Adâleti ve Ebû Hüreyre: s. 348, 666)
7– Bu hadis için bk. Ahmed: II, 26; Ebû Ya'lâ, el-Müsned: IX, 452-453; Çuhacıoğlu, Peygamberimizin dilinden Hz. Ali: s. 124, Sahâbenin Adâleti ve Ebû Hüreyre: s. 667
8- bk. İbn'ül-Esîr, Üsd'ül-Ğâbe: III, 45; İbn Hacer, el-İsâbe: II, 347
9– Bu türden örnekler için bk. Çuhacıoğlu, Sahâbenin Adâleti ve Ebû Hüreyre: s. 670
10– Akâid ve kelâm kitaplarında sözü edilen Selefîler (Ehl-i Selef, Mezheb-i Selef) ile günümüz Selefîlerinin doğrudan ilgilerinin olmadığı bilinmelidir.
11– bk. Ebû Ya'lâ, el-Mu'temed: s. 267-268; İbn’üz-Zâğûnî, Usûl’üd-Dîn: s. 634; İbn Hamdân, en-Nihâye: s. 66; İbn Müflih, el-Furû': X, 182; Burhânüddîn İbn Müflih, el-Mübdi': VII, 478; el-Merdâvî, el-İnsâf: X, 244; el-Hıcâvî, el-İqnâ': IV, 300; İbn'ün-Neccâr, Şerh'ul-Müntehâ: X, 532
12– bk. Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd: II, 164; İbn Kesîr, el-Bidâye: XI, 166-167
13– bk. ez-Zehebî, es-Siyer: XIX, 447-448; İbn Kesîr, el-Bidâye: XII, 120
14– bk. http://www.rasthaber.com/60444_suudi-muftusunden-akilalmaz-fetva----.html