28 Temmuz 2012 - 06:59

Allah‘ın adıyla Emperyalistlerin yeni kaynaklar arayışları ve Siyonistlerin vaadedilen topraklar inancı gereği İslam coğrafyasında her geçen gün bir değil birkaç önemli ve acı olay yaşanmakta ve Müslümanlar da genelde bu olanlara sessiz ve seyirci kalmaktadırlar.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Baba Hafız Esad Haziran 2000 yılında vefat etti. O günden bu güne 12 yıl geçmiştir. Baba Esad ile oğul Esad'ı ve on iki yılını değerlendirdiğimiz zaman Suriye'de demokrasi, insan hakları, bölgesel barış, Türkiye ile olumlu ilişkiler ve daha birçok konu hakkında güzel gelişmeler olmuştur.

Yaklaşık bir buçuk yıldır bazı basın yayın kuruluşları tarafından sözde "Özgür Suriye Ordusu" unvanı ile ortaya çıkan, bölgemizin ve duyarlı, imanlı Müslümanların moralini bozan bu grubun kimler olduğunu çok iyi analiz etmemiz gerekmektedir. Öncelikle şunu belirtelim; Beşşar Esad on iki yıldan beri iktidardadır. On iki yıldır halkı ile barışık içinde olan Beşşar Esad yandaş medya tarafından halkını öldüren, halkına kurşun sıkan bir kişi olarak tanıtılmaktadır. Aslında durum böyle değildir.

Bu gün ülkemiz gibi birçok ülke kendi içindeki teröre karşı mücadele etmektedir. Şimdi teröre karşı mücadele eden ülkelerin kendi halkını öldüren ülkeler olarak tanıtılması ne derece doğru olur!

İslam tarihinde Hz. Peygamber efendimizden kısa bir zaman sonra ortaya çıkan, Hz. İmam Ali gibi yüce bir şahsiyete (hâşâ) kâfir diyecek kadar aşırı giden ve küstahlaşan harici grubu, o gün kendilerini her ne kadar gerçek Müslüman olarak görüp kendilerinden olmayanları kâfirlikle itham ediyorlardıysa, bugün de durum bundan pek farklı değildir.

O gün İslam ve Müslümanların kamburu ve başının belası olan bu hariciler sadece isimlerini değiştirerek gerçek Müslüman olmadıkları ve Müslümanları temsil etmedikleri gibi, bugün de farklı birkaç ülkeden toplama olup çoğunluğunu tekfirci zihniyetin oluşturduğu bu gruba siz her ne kadar "Özgür Suriye Ordusu" unvanını verseniz bile şuurlu, basiretli, duyarlı Müslümanlar sizlerin bu oyunlarına asla kanmayacaklardır.

Bugün Müslümanlar yaklaşık 1350 yıl önce İslam ve Müslümanların kamburu olan ve birçok suçsuz insanı katleden haricileri kınıyor ve nefretle anıyorsa, çok geçmeden bu isyancı grubu, isyancı olan bu toplama gruptan yana olanları, onları destekleyenleri, onlara her türlü desteği verenleri kınayacaktır elbet, bu böyle biline.

Müslümanlar Hz. İmam Ali'nin şu sözünü asla unutmamalı ve günümüz olaylarını, bölgemiz ve komşularımız ile yaşananları bu söz ile tahlil etmelidirler. "Dostlarım üçtür düşmanlarım da üçtür; Dostlarım: Dostum, dostumun dostu, düşmanımın düşmanı.  Düşmanlarım: Düşmanım, düşmanımın dostu, dostumun düşmanı."

Bu gün Suriye olaylarına en fazla taraf olan, Suriye'deki yönetimin el değiştirmesinde başrolde olanlar İsrail'in rüyalarını gerçekleştirdiklerini bilmelidirler ve bunlar genelde İsrail'in yanında yer alanlar ile tekfirci zihniyete sahip olanlardır. Tekfirci grupları destekleyenler ise kendileri gibi inanmayanları kâfir, zındık, dinsiz ilan eden yobazlar ile Müslümanların kaynaklarını sömürmek isteyen beyinleri batıl ile bunalmış batılı emperyalistler ve siyonistlerdir.

Düne kadar Suriye bizim dostumuzdu. Biz ne hikmetse çok kısa bir sürede dostumuzu ve dostumuzun dostlarını kendimize düşman görmeye başladık ve komşularımızın tamamı ile sorunlu hale geldik. Ancak bunun karşısında da dostumuzun düşmanlarını kendimize dost olarak kabul ettik ve sonrasında dostumuzun hakkımızda yapmış olduğu açıklamaları düşmanca olarak değerlendirdik.

Acaba dün dostumuz olanlar, bizden önce bizim düşmanlarımıza ve içimizdeki terör odaklarına her türlü desteği vermiş olsalardı bizler Müslüman olarak bu duruma nasıl bakardık. İşte bu gün Suriye‘de yaşanan ve yapılanlar bu türden olaylardır. Birtakım farklı ülkelerden toplama olan ve  BOP‘çuların, İslam coğrafyasının kaynaklarını sömürmek isteyen emperyal ve siyonistlerin rüyaları gerçekleşsin diye bu toplama gruba her türlü desteği vermek, acaba dosta karşı gül uzatmak mıdır yoksa dostu arkadan hançerlemek midir!? Acaba bu olup bitenlerde düşmanca yaklaşımı kim yapmış oluyor dostumuz mu yoksa…?!

Bu gün Suriye'ye karşı savaşan gruplar daha ilk günden ellerinde bulundurdukları ve Suriye'ye karşı savaştıkları silahları, füzeleri olmayan silah sanayilerinde mi ürettiler acaba? Bu silahları kimler, hangi ülkeler bunlara verdiler acaba! Bu silahları verenler hangi hedefler doğrultusunda bu silahları bu gruplara verdiler acaba! Aslında bu soruların tamamının cevabı üç aşağı beş yukarı bellidir. 

Müslümanların kendi içlerindeki birlik, beraberlik, dayanışma ve diyaloglarının önemini bilmeyen yoktur. Zira bu konu Kur'ani bir konu olup Allah'ın emridir. Ancak ne yazık ki son zamanlarda ülkemizde bazı Müslümanlar konunun eksenini değiştirmiş durumdalar.

İçinde bulunduğumuz Mübarek Ramazan ayı münasebeti ile haber kanallarında iftar saatlerinde sözde üç dinin temsilcileri arasında geçen dayanışmadan, dialogtan övgü ve alkış tutularak söz edildiği bu günlerde kardeşlerimiz ile neden vahdet ve dialog içerisinde olamıyoruz ve  neden kardeşlerimizle, komşularımız ile düşmanca tutum içerisinde olanlara karşı sesimizi yükseltmiyor aksine düşmanca tutum içerisinde olanları ya savunuyor veya yapılanlara susuyoruz.

Bölgemizde ve İslam coğrafyasında kaos ortamı yaratan ve dışarıdan yönlendirilen ve beslenen bu grubu destekleyenlerden bazıları şimdiden hedeflerini ve Suriye'yi ele geçirdikleri durumda neleri yapacaklarını kimseden sakınmadan açık açığa söylemektedirler.  Suriye halkına ve Müslümanların huzuruna karşı kurulan  "Şimr ve Yezid" örgütü ismi sizce manidar değil midir? Muharrem aylarında Aşura yas merasimlerine katılarak Aşura günü İmam Hüseyin'e yas ve matem yapan milyonlarca Ehlibeyt sevdalısına hoş görünen ve Emevi, Yezit zulmünü lanetleyen bazıları "Şimr ve Yezit" adına kurulan eşkıya çetelerini desteklerse bu yaman bir çelişki değil midir? Şimr ve Yezit adına kurulan bu örgütün yaptıkları cinayetlerin yanı sıra son zamanlarda "Sefa" adında bir Vahhabi kanalı, terör örgütü "Özgür Suriye Ordusu"na Hz. Zeyneb'in haremini patlatması için çağrıda bulunarak onları Ümeyye Oğullarının torunları olarak tanıtmaktadır.

Müslümanlar arasında fitne, fesat, tefrika ve mezhep çatışması çıkarmak için faaliyetlerde bulunan bu kanal her gün bu dalda bölücü açıklamalar ve çağrılar yaparak şunları söylemektedir "Ey Ümeyye Oğullarının torunları! Ey Muaviye ve Yezid’in takipçileri! Ey Özgür Suriye Ordusu mensupları! Seyyide Zeyneb’in haremini hedef alın onu ve tüm türbeleri ortadan kaldırın!"

"Özgür Suriye Ordusu" Emevilerin Torunları ve Muaviye ve Yezid’in takipçileridir.

Araştırmalara göre bu kanalın Kuveyt, Kahire ve Riyad’da merkez büroları vardır.  Suudi Arabistan istihbaratı tarafından kurulan Vahhabi- Selefi kanalı "Sefa"  "Özgür Suriye Ordusunu" "Şam’daki Ümeyye Oğullarının Torunları" olarak tanıtarak Şam’da bulunan Hz. Zeynep ve Hz. Rukayye türbelerine saldırmaya çağırmaktadır. Bu davet ve çağrılar sizce manidar değil midir!..

Suudi Arabistan Vahhabi rejimi istihbarat servisine bağlı Sefa kanalı, Müslümanları katleden ve bölgede kaos ortamı yaratan Özgür Suriye Ordusu adlı terör örgütünü Ehlibeytin katilleri olan Ümeyye Oğullarının torunları olarak tanıtması bunların ve yandaşlarının kimliklerini ve Suriye'de iş başına geldikleri taktirde ne tür çirkeflikleri yapacaklarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Suriye'de her gün günahsız insanları öldüren bu canilerin terör örgütlerinin adları da oldukça dikkat çekici. Peygamber efendimizin evladı ve Ehlibeyt İmamlarının üçüncüsü olan İmam Hüseyin ve ailesinin katledilerek esir alınmaları emrini veren "Yezid İbni Muaviye" ve İmam Hüseyin’in mübarek başını kesen mel'un "Şimr b. Zil Cevşen" isimlerinin bu gruplara verilmesi aslında bir tesadüf değil bir düşüncenin tezahürüdür.

Aslında her şey açık net olarak ortada ve bellidir. Eğer Beşşar Esad İsrail'e karşı Lübnan'ın ve Hizbullah'ın yanında olmasaydı, bugün Beşşar'ın düşmesini ısrarla isteyenlerin yanında Beşşar Esad dünyanın en iyi liderlerinden birisi olmuş olurdu. Böyle olmadığı için onlara göre Beşşar zalimdir, canidir.

Bir depreme bile hazırlıklı olmayan ülkeler ve toplumların varlığını bilmeyen yoktur.  Dört bir yanımızda ve içimizde ateş kıvılcımlarını körükleyenler ve neticesinde gerekirse savaş  yoluyla da olsa Beşşar Esad gitmeli ısrarında olanlar var. Suriye olaylarında Irak'ın, İran'ın, Suriye'nin, Rusya'nın Çin'in bazı ülkelerin siyasi tutum ve anlayışına olan bakışları olumsuzdur. Beşşar gitsin, Suriye'de yönetim değişsin derken sınırlarımızda bağımsız bir devletin kurulmasının temellerini yavaş yavaş atanlar ve her geçen gün hedeflerinde ilerleyenler var. Bunları görüp zararın neresinden dönülürse kardır hesabı ile yeniden komşularımız ile olan ilişkilerimiz gözden geçirilmelidir.

Suriye'de bu anlattığımız şeyler yaşanıyorken dünyanın gözleri önünde Arakan'da birtakım vahşetler yaşanmaktadır.

Bugün eski adıyla Burma yeni adıyla Myanmar'ın Arakan bölgesinde yaşayan Müslümanlar büyük baskı ve şiddet altında hayat mücadelesi veriyor. Sistematik bir soykırıma maruz kalan Arakanlı Müslümanlar gün geçtikçe artan tecavüzler, diri diri yakılmalar, elleri ayakları bağlanarak nehirlere atılmalar, toplu sürgün ve katliamlarla ülkelerini terk etmeye zorlanıyorlar.

Arakan'daki kan donduran katliamlar karşısında tüm dünya derin bir sessizliğe gömülmüş durumda. Nerede Suriye'ye yoğunlaşan sözde insan haklarını savunanlar. Siz ey sözde mazlumdan ve insan haklarından yana olanlar, sizlere sormak lazım Suriye'de bu güne kadar Beşşar Esad kendi halkını canlı canlı toplu bir halde yaktı mı, kendi halkının ellerini ayaklarını bağlayarak nehirlere attırdı mı. Elbette ki hayır. Bunlar Arakan da Müslümanlara karşı yapılmaktadır bugün. Son bir ayda Arakanda toplu olarak vahşice öldürülenlerin sayısı binlercedir ve bunların suçu ise Müslüman olmalarıdır.

Bu yaşananlara karşı batının, sözde insan hakları havariciliği yapanların ve her fırsatta biz mazlumun yanındayız deyip de zalimlerden yana olanların derin sessizliği ve Suriye konusunda her gün ver yansın edercesine bildiriler ve açıklamalar yapmaları aslında her şeyi ortaya koymaktadır.

Bugün Müslümanlara yönelik bu vahşet, dehşet verici boyutlara ulaştı. Genç kızlar tecavüze uğrarken, camiler ve evler içlerindeki kadın, çocuk ve yaşlılarla ateşe veriliyor. Binlerce Müslüman'ın zorla göç ettirildiği bu ülkede, küçük çocuklar elleri bağlanıp nehre atılıyor. Arakan'da sadece bir günde bine yakın insan vahşi yöntemlerle katlediliyor.

Bu olayların temel nedeni Müslümanların "ben" hastalığına kapılıp "biz" kimliğini yitirmeleri, nefsi çıkarları ön planda tutmaları, ahiret kaygısının zayıflaması, birlik ve beraberliğin olmamasıdır. Bugün sözde İslâm Konferansı, Arap Birliği gibi birlikler sadece kâğıt üzerinde vardır ve her yıl birçok maddi külfetler ile yapılan vahdet konferansları da sadece program anında etkili olur. Ancak programda Müslümanların dirlik ve birliğine dair uzun vadeli somut şeyler yapılmaz ve bu konferanslarında etkisi konferansın yapıldığı salonlarda kalır. Bunların yapılması nihai bir çözüm değildir. Bu konuda hangi mezhepten olursa olsun duyarlı, basiretli, şuurlu, ahiret kaygısı olan bütün ilim adamları, kanaat önderleri, akademisyenler, gazeteciler, sanatkârlar, etkin insanlar bir araya gelerek kâğıt üzerinde kalmayacak somut şeyler yapmalıdırlar. Zira biz Müslümanların tamamı bir ve aynı geminin yolcularıyız. Geminin bir köşesinde felaket meydana gelirse bütün yolcuların duyarlı olması gerekir aksi takdirde gemideki tüm yolcuları felaket beklemektedir…

Selam ve Dua ile…

Mehdi AKSU