Sayfamızda yer alan Omayma Abdullatif’in “Ürdün’ün seçimi” başlıklı makalesi, Suriye sürecine katılan Ürdün’ü bekleyen tehlikelere dikkat çekiyor. Abdullatif makalesinde, “Suriye krizinin Ürdün’e sunduğu eşi benzeri görülmemiş sorunlar dizini sadece kendi istikrarsız güvenliğini ve dökülen ekonomisini etkilemekle kalmayacak ama aynı zamanda Ürdün’ün kendi iktidarı üzerine de soru işaretleri oluşturacaktır” tespitine yer veriyor.
Bölgede ABD ve İngiltere’nin askeri hazırlıkları Filistin basınının da gündemine girdi. Filistin merkezli El Manar, son dönemde bölgedeki artan askeri hareketliliğe dikkat çekerek, “Amerikan ve İngiliz askeri ekiplerinin art arda bölgeye gelişi Suriye’ye yönelik bir saldırganlıktır” ifadesini kullandı.
KUSEYR REJİMİN ELİNDE
Suriye rejim güçlerinin Kuseyr kentini bir yıl sonra yeniden ele geçirmesi Arap basınında geniş yer buldu. Kuseyr bölgesi hem Lübnan’a yakın olması hem de Şam’ı denize bağlayan anayol üzerinde bulunması nedeniyle stratejik bir öneme sahip. Nitekim rejim güçleri birkaç hafta süren şiddetli çatışmalar sonucu bu kez başka bir kilit bölge olan Şam’ın doğusundaki Kuteybe şehrini ele geçirdi. Bu gelişmeler doğrudan Lübnan’da yankısını buldu. Suriye ordusunun bu ilerleyişi karşısında Lübnanlı gerici odaklar Suriye yönetimine karşı savaşa katılmak üzere cihat çağrısında bulundu. Lübnanlı Selefilerden Bilal Bin Rabah Camisi İmamı Şeyh Ahmet el-Esir, 5 bin savaşçıyla Kuseyr’e giderek çatışmalara katılmak için hazır olduğunu ilan etti. Suudi Arabistan’dan yayın yapan Al Arabiya haber sitesi ise cihat çağrısına hiçbir yorumda bulunmazken “Hizbullah’ın Suriye’de oynadığı rol Lübnan’ın tarafsızlığına bir tehdit” diye yazmayı tercih etti. Lübnan merkezli, The Daily Star, Esir’in açıklamalarını “Lübnanlı Selefilerden Cihat Çağrısı” olarak manşete taşıdı. Ürdün Senato Başkanı Tahir Misri “Kuzey sınırlarımız önümüzdeki günlerde hızlı bir değişime ve dönüşüme aday” dedi.
Bu arada Suriye muhalefeti içindeki bölünme daha da derinleşti. Muaz Hatib 10 Mayısı beklemeden kesin olarak görevinden ayrıldı. Onun görevini geçici olarak George Sabra üstlendi.
Daha önce sayfamızda yer verdiğimiz Ortadoğu ve özellikle Suriye’deki gelişmeleri yakından izleyen Patrick Seale, son yazısında Suriye’de gelinen noktayı yorumluyor. Seale makalesine “Ne Esad’ın ne de muhaliflerin kesin zafer kazanacak durumda oldukları” vurgusu ile başlıyor.
ÜRDÜN’ÜN SEÇİMİ
Omayma ABDULLATIF Al-Ahram Weekly
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad 18 Nisan Perşembe günü yayınlanan bir TV röportajında, Suriye’deki savaşın bölgenin diğer alanlarına yayılacağı ve Suriye’de yaşanan kaosun ağır bir bedel ödeteceği tehdidinde bulundu.
Suriye’deki kriz üçüncü yılına girmişken, Suriye’deki savaşın etkileri bölgede ve özellikle de komşu ülkelerde hiçbir zaman olmadığı kadar güçlü hissedilmektedir. Hiçbir yerde de savaşın yankıları Amman’daki kadar somut olmamıştır.
Büyüyen kanıtlar göstermektedir ki zayıf Ürdün Krallığı, Suriye’deki durum ile ilgili bir politika değişikliği geçirmektedir. Bir son gelişmeler seli, “tarafsız Ürdün” yanılgısına son vermektedir.
Krallıktan gelen son basın haberleri, Amman’ın hem Batının hem de Körfez ülkelerinin Esad rejimini çökertmek için öncülük yapmasına yönelik baskılara teslim olduğunu açıkça göstermektedir. Fransız gazetesi Le Figaro, Pazartesi günü Amman’ın, Suriye’deki durumu izlemek ve gerektiğinde muhtemel askeri saldırı yapmak için kendi hava sahasını İsrail uçaklarına açmayı kabul ettiğini bildirdi. Şu ana kadar Ürdün yetkililerinden raporu yalanlayan herhangi bir açıklama gelmedi.
Suriye krizinin Ürdün’e sunduğu eşi benzeri görülmemiş sorunlar dizini sadece kendi istikrarsız güvenliğini ve dökülen ekonomisini etkilemekle kalmayacak ama aynı zamanda Ürdün’ün kendi iktidarı üzerine de soru işaretleri oluşturacaktır. Saygın bir politikacılar grubu ve medya uzmanları arasında Suriye krizinin, “Krallıktaki gelişmeleri şekillendirmedeki önemini kanıtlayacağı” konusunda artan bir fikir birliği var. Bir yıl önce, eski Ürdün Başbakanı Aun Al-Kasvan, krizin etkilerini “devasa” olarak tarif etti. İki hafta önce, görevdeki Başbakan Abdallah Ennosur, Suriye krizinin Ürdün üzerindeki etkilerini tartışmak için bir meclis oturumu düzenledi. Mevcut durumu, “kriz tehlikeli boyutlara ulaştı” şeklinde özetledi.
KRİZİN KRONOLOJİSİ
Başlangıçta Ürdün yönetimi, Suriye rejimini devirmede daha etkili bir rol oynaması için Amman’ı zorlayan hem Batının hem de Körfez devletlerinin her türlü baskılarına karşı durarak iki tarafı da dengede tutmaya çalıştı. Ürdün’ün katılımı giderek belirgin hale geldi. Ve artık Amman’ın bölgesel ve uluslararası Esad karşıtı ittifakın saflarına katılması bir sır değildir. Bir dizi son gelişme Suriye’deki durum karşısında Ürdün’de bir politika değişikliğine işaret etmektedir.
Suriye’de yayınlanan günlük Al Vatan gazetesinin 16 Nisandaki bir yazısında “Ürdün’ün Suriye’deki rolü açık ve utanmaz hale gelmiştir” denilmektedir.
Ürdün Analisti Talal Al-Katatbah’a göre, Enformasyon Bakanı Muhammed Mumni’nin 200 ABD askerinin gelişi hakkındaki açıklaması tarafsız Ürdün kavramına bir son verdi. Bakan askerlerin, güvenlik sorunlarından ve Suriye krizinin etkilerinden kaynaklanan zorluklara karşı koymak için ikili işbirliği çerçevesinin bir parçası olarak kabul edildiğini söyledi.
ÜRDÜN’ÜN ÖNEMLİ SORUNLARI
Ürdün, iki önemli sorunla karşı karşıya; Suriye’den akan mülteciler ve cihatçı savaşçıların Ürdün’e olası dönüşü. Ürdün Başbakanı Ennosur, 3-4 bin mültecinin günlük olarak Ürdün’e geçtiğini ve krizin ikinci yılı sonrasında 6,3 milyon nüfuslu bir ülkede mülteci sayısının, 470 bine ulaştığını söyledi. Krizin, zaten zayıf olan ekonomiyi, güvenlik koşullarını ve ülkedeki siyasi çatışmaları olumsuz olarak etkilediğini ifade etti. Ennosur’a göre, mültecilerin sayısının bu yılın sonunda üç katına ulaşması bekleniyor.
Ennosur, ulusal güvenliğe ciddi bir tehdit oluşturan diğer olayların, İslamcı ve silahlı muhalif güçlerin artan hareketliliği olduğunu ekledi. Ürdünlü cihatçıların dönüşüne Ürdünlülerin tepki göstereceği konusunda artan bir korku var. Ennosur, “Suriye, sadece Ürdün’ün değil aynı zamanda Lübnan, Türkiye ve Irak’ın güvenliğini de tehdit edecek olan terörist ve aşırıcı gruplar için bir liman haline dönüşebilir” dedi.
SURİYE'DE ÇÖZÜM ZAMANI
Patrick SEALE Middle East Online
Suriye’deki çatışmayı izleyen bir çok tarafsız gözlemci, şimdi ne Devlet Bbaşkanı Beşar Esad’ın ne de onun düşmanlarının kesin bir zafer kazanmak için umutlu olduğunun farkında. Çatışmaya devam ederek sadece kendilerini tüketiyor ve ülkelerini harap ediyorlar.
Savaş Suriye’yi parçalıyor, çok sayıda ölüme neden oluyor. Nüfusunun büyük bir kısmını yerinden ediyor. Büyük bir fiziksel hasara yol açıyor ve mevcut sınırları içerisinde ülkenin geleceğini tehdit ediyor.
Paniğe kapılmış bir milyondan fazla Suriyeli ülkeden kaçtı ve Lübnan, Türkiye, Ürdün ve hatta daha uzak olan Mısır’a sığındı. Sayı her geçen gün artıyor.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere ve Fransa arasında Ortadoğu’nun bölünmesiyle oluşturulan Suriye Cumhuriyeti şimdi parçalanma tehlikesi içerisinde. Seçenekler nedir? Ya iki karşıt güç ölüm kalım mücadelelerine devam edecek ya da ülkelerini olası bir parçalanmadan kurtarabilecek bir çeşit uzlaşma arayışına girecek. Ancak, çatışma devam ederse, şüphesiz bu Suriye’nin Ortadoğu sahnesinde önemli bir oyuncu olarak oynadığı geleneksel role bir son verecektir. Hem rejimin hem de düşmanlarının karşı karşıya kalacağı seçenekler budur.
Son gelişmeler, Suriye krizinin erken bir çözümünün lehine gözükmüyor. Suriye karşıtlarının, ülkelerini daha fazla felakete sürüklenmekten kurtaracak bir uzlaşı arama zamanı kesinlikle geldi.
Dış güçler Suriye’deki felakete katkıda bulunmuştur. Şimdi hem Washington hem de Moskova devam eden çatışmanın artık kendi çıkarlarına olmadığını anlamaya başlıyorlar. Washington’da, Londra’da, Paris’te veya başka yerde – ve aynı zamanda Türkiye, Suudi Arabistan ve bazı Körfez ülkelerinde- Devlet Bbaşkanı Beşar Esad’ı devirme arzusu halen var. Ancak el-Kaide’nin güçlenmesi karşısında Suriye rejimini yıkmaya çalışan muhalefete verilen yardımlar konusunda tereddütler de var. Şüphesiz bu durum (el Kaide’nin güçlenmesi) - ne Doğuda ne de Batıda - hiçbir ülkenin çıkarına değildir. Yaygın kargaşa karşısında birçok Suriyeli ülkelerini, ilerleyen yıkımdan kurtarma endişesi taşıyor. Ülkelerini bu anlamsız yıkımdan kurtarmak için Suriyelilerin birleşmesinin tam zamanı.