Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İnkılabın yüce rehberi geçen hafta rehberiyet uzmanlar meclisi vekillerini ziyaretinde dünya kudretler haritasında ki değişim ve dönüşümlere değinerek batılılar (ister Avrupa ister Amerika) tarafından temellendirilmiş dünya düzeninin değiştiğini ve yeni bir düzenin şekil bulduğunu vurguladılar. O sözlerinin devamında bir Düşünesel ve değerler iki Siyasi ve askeri iki temelin düşüşünü dünya düzeninin değişiminde ki işaretler ve faktörler olduğunu açıkladı. Yazar bu yazıda kendi açısından dünya düzeninin değişiminin nasıl ve neden olduğunu ele alacak ayrıca İran’ın bu değişim ve tarihi büyük dönüm noktasındaki rolünü ve yeni düzendeki yerini değerlendirecek.
İkinci dünya savaşının sonunu, uzmanlar başlarında Amerika olmak üzere batılılar tarafından yeni bir dünya düzeninin şekil bulmasının başlangıcı olduğunu söylerler. Bu düzende Amerika soğuk savaş yıllarında diğer süper güç olan Sovyetlerle rekabet eden önemli bir süper gücü temsil eder. 1990 yıllarında Sovyetlerin dağılmasıyla Amerika birleşik devletleri hegemonik süper güç olarak anılmaya başlanır. Böylece amerikalı filozof Francis Fukuyama ’’Tarihin Sonu’’ teorisinden söz eder ve ikinci dünya savaşından ve Sovyetlerin dağılmasından sonra liberal demokratik değerlerin bütün dünyada egemen olan bir akım olduğunu bu akıma karşı bütün ülkelerin ve toplumların teslim olmaları gerektiğini vurgular.
Güçün düzeyleri: Hegemonik süper güç, Süper güç, Dünya büyük gücü, Bölge büyük gücü vs.
Uluslararası kültür ve literatürde bu gün belirlenmiş tanımlara dayanarak güçün farklı düzeyleri sıralanır: Hegemonik süper güç, Süper güç, Küresel büyük güc, Bölgesel büyük güc vs….
Bu tanımlarda süper güç, imkanlarına ve maddi güçüne dayanarak dünyada ki siyasi ve askeri denklemleri ve problemleri kendi çıkarı yönünde değiştire bilen devletlere atf edilir. Bir ülkenin süper güçolmasında her şeyden daha tesirli olan maddi ve askeri güçtür.
Hegemonik süper güç ise, maddi ve askeri gücünden yanısıra kendisinin zahirende inandığı değerleri diğer toplumlara da verebilendir, hakikatte kendi gücünü diğerlerine dayatması karşının rızasıyla olandır.
Aslında Hegemonya kavramı italyalı komünist filozof Antino Gramsci’nin düşüncelerinden iktibas edilir. Başta iç siyasetteki güç uygulamasının rızayla olmasına atıfta bulunsada uluslararası ilişkilerde de yaygın olarak kullanılır. Gramsci’nin düşüncesinde, Hegemonya sırf üstün güce ve eğemenliğe ve maddi imkanlara sahip olmayla tanımlanmaz, aksine Hegemonya rızayla olan ve değerler açısından gerekçelendirile bilen güçtür .
Günümüzde Amerika’nın yeri/ Amerika bir süper güçmüdür?
Yukarıda vurgulananlara dayanarak, Ameirka’nın bugün hegemonik süper güç olmadığı gibi süper güç de değildir. Bu görüş, sadece ve sırf Amerika emperyalizmine karşı muhaliflerin bir sloganı değildir. Bugün Amerika’nın içinde bir çok düşünür Fukuyama dahil buna dikkat çekerler; Fukuyama’nın ’’Bizim insanüstü geleceğimiz’’yeni kitabını bazıları açıkca bu düşünürün ‘Tarihin Sonu’ tezinden geri adım attığını ve bazıları da artık şüpheyle baktığını söyleselerde, kimsenin bu amerikalı düşünürün son makalelerinde ’’Amerikanın batışı’’ tezinde ihtilafa düşmemektedir.
Fukuyama’dan daha açık ve daha şeffaf Amerika Dış İlişkiler Şurası Başkanı Richard Hass’ın vurguladığı şu sözdür ’’Şimdi bir meselede eminim ve o Amerika’nın üstün ve hakim olduğu bir dünyanın yok oluşudur.’’
Neden Amerika hegemonik süper güç değildir?
Yukarıda söylendiği gibi uluslararası sahada değerlerini gerekçelendirebilen güç ve değerlerinin hakimiyetini kurabilme hegemonik olmanın ana karakteridir. Göründüğü gibi Fukuyama, Liberalizmin bütün dünyadaki özellikle Marksizm mekteblerine karşı zaferini dünyada Amerika’nın hegemonyasına kanıt olarak gösterir, buna rağmen bugün dünyada Liberalizmden kalan, Marksizmin dağıldığı yıllara benzemektedir.
Modernizm ve kapitalizm artık kendilerini muhafıza edebilecek kabiliyetleri kalmamıştır. Kapitalizmin ve Liberalizmin koruyucu kutusu olan Sekülerizm dederin yara almıştır. Öyle ki Batı’da bile bunlara muhalefet ve itiraz eden bir çok düşünür görünmektedir. Bir taraftan Martin Heidegger gibi bir filozof batı düşünce ve felsefesinin kesin sonucunu ’’Nihilizm çıkmazı’’olarak ön görür bir başka taraftan ise John Rawlsliberalizmi kurtarmak için derin boşlukları ve Adaletin yeri kayıp olan liberal düşünceyi yeni temeller üzerinden doğrultmak ister. Ama pratikte ve teoride görünen bu boşlukların yerinin doldurulmadığı ve daha da derinleştikleri ve liberalizm ve kapitalizmin koruyucu kutusu olan sekülerizmin haksızlığıdır. Öyle ki liberal filozoflardan Peter Heik en kutsal insanı değerlerden olan Adalet sorunundan kaçmak için sorunu bütünüyle silip Adaletin kendisinin boş ve değersiz bir kavram olduğunu öne sürer!
Yakın zamanda Amerika’da kapitalizmin kalbinde Wall street direnişinin gelişimieleştirel perspektifden çok derin ve ilginç bir manaya sahiptir. Bu direniş liberalizm ve kapitalizm düşüncesindeki çelişkileri açığa vurmuştur.
Ayrıca modernizm ve onun dallarından biri olan liberalizm değerlerini haklı çıkaramadığından batıda post modernizm’in doğuşuna yol açıldı, post modernizmde kendi içinde büyük eksiklikler yaşasa da modernite’den geçiş süreci olarak modernizmin batıda bile eksikliklerle dolu olduğunu kanıtlar, bunun ayrıntıları bu makalede ele alınamaz.
İnkılabın yüce rehberi Uzmanlar Meclisinde buyurduğu gibi Amerika’nın ve ortaklarının pratikte sloganlarıyla çatışmaları batı değerlerinin zayıflamasına bir başka delildir. Demokrasiden söz edip aynı zamanda açık bir şekilde demokrasiyle savaş bu çelişkilere kanıttır:
50 farklı ülkede, devletlerine karşı darbe yapma , Filistin’de yasal olan Hamas devletine engel olma, bir yandan terör gruplarına her türlü desteği vererek diğer yandan tuhaf bir şekilde Esad’ın halkı tarafından seçilmesine muhalefet etmeyle Suriye’de Beşar Esad’ın meşru devletini düşürme girişimi, 30 yıla aşkın halka dayanan İran İslam Cumhuriyeti’ne dayatılan 8 yıllık savaş , 1998 ve 2009 yıllarında ki fitneler ve diğer devirme faaliyetleri, Mısır’da Muhammed Mursi aleyhine yapılan askeri darbeyi destekleme, Irak’ın meşru devletini İŞİD vasıtısıyla düşürme isteği , bölgede ki irticai ataerkil adı altında diktatör devletlerini koruma ve himaye etme, ve yüzlerce örnek daha Amerika’nın ve Batı’nın demokrasi, özgürlük ve insan hakları sloganlarıyla davranışları arasında ki çelişkiyi ve çarpıklığı gösterir.
Bağımsız ve Amerika’nın sultasını kabül etmeyen devletlere zorbalık yapma ve ambargo koyma da Amerika’nın ve Batı’nın sloganları ve davranışları arasında ki çelişkiye örnektir.
Tüm bunlar dünyada Amerika öncülüğünde Batı’nın değer hegemonyası’nın çökmekte olduğunu gösterir; ne kadar İran’da ve dünyada da bazı sözde aydınlar dünayda ki büyük değişimlerden geri kalarak batıda ki egemen değerleri savunsalarda!
Tasnimnews -Abdullah Abdullahi
Çeviren: Emir Sina