Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Yemen'de dengeleri belirleyen ve bu ülkede işbirliği veya çatışmaya yol açan en önemli etken güç denklemleridir. Peki, son zamanlarda Yemen'de adını duyuran ve inkılâpçı Yemen halkından yana tavır sergileyen Ensarullah hareketine karşı Amerika'nın sergileyeceği tutum nasıl olabilir?
Gerçekte Ensarullah hareketinin 18 Ağustos 2014'te başkent Sana'ya girmesi ve bu gelişmenin ardından Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın istifa etmesiyle sonuçlanan süreçte en çok Amerika ve Arabistan'ın stratejik bir ülke olan Yemen gelişmelerine nasıl tepki vereceği ile ilgili sorular sorulmaya başladı. Çünkü Amerika ve Arabistan herkesten daha çok Yemen gelişmelerine karışan ve bu ülkede yaşanan gelişmelerle kendi çıkarları arasında doğrudan bağlantı gören ülkelerdir.
Şimdi Amerika'nın Yemen'de iktidar Ensarullah hareketinin eline geçmesinin ardından Yemen'e karşı nasıl bir strateji izleyeceğini incelemeden önce bir kaç konuyu masaya yatırmak gerekir.
Bu konuların birincisi, Amerika'nın Yemen'de sorumluluğu başkasına devretme stratejisiydi.
Aslında küresel zorba devlet Amerika, kendini tüm uluslararası münakaşalara bulaştırmıyor ve daha çok yaşanan münakaşada her hangi bir çıkarı olabilecekleri kullanıyor ve kendisi süreci yöneterek sonucu gözetliyor.
Yemen konusunda da Amerika 2011 ve 2012 yıllarında Yemen halkının inkılâbı tırmanmaya başladığında hemen Yemen arenasından çekildi ve esas rolü Arabistan ve FKİK ülkelerine devretti. Oysa Amerika Mısır ve Libya gelişmelerinde daha aktif rol ifa etmişti.
Yemen'de Amerika'nın sorumluluğu başkalarına havale etmesinin iki nedeni vardır. İlkin, tüm Arap ülkeleri Amerika için aynı ağırlıkta önem arz etmez ve Amerika bu ülkelerin tümünde doğrudan etkileme gücünden yoksundur. İkinci sebep, Yemen'in Arabistan ve FKİK ülkeleri için arz ettiği önemdir ve bu yüzden de Riyad yönetimi Yemen'de mevcut durumu korumak için tüm çabasını harcadı.
Amerika'nın Yemen'e yönelik ikinci stratejisi mevcut şartları korumaktır. Gerçekte Amerika Ortadoğu meselelerinde sürekli güç denklemlerini olduğu gibi korumayı ve dengelerin bozulmasını engellemeyi öncelikli bir strateji olarak izlemiştir.
Arabistan'ın güneyinde yer alan Yemen gibi bir ülkede güç denkleminin değişmesi doğrudan Arabistan'ı ve FKİK ülkelerini etkilemektedir.
Arabistan ta 1963 yılından beri sürekli Yemen'de iktidarı kontrol altına almaya ve etkilemeye çalıştı. Yine Arabistan rejimi petrol ihracatında karşı karşıya bulunduğu jeopolitik sıkıntı yüzünden sürekli Yemen'e musallat olmayı arzu etmiştir.
Öte yandan Yemen'de nüfusun %40 kadarını oluşturan ve Arabistan'ın vahabi tarikatıyla kültürel zıtlık yaşayan ve en çok da Arabistan'ın sınırına yakın bölgelerde yaşayan Zeydilerin varlığı Suudi rejimi için ciddi bir tehdit sayılır. Bu yüzden Yemen'de Ensarullah hareketinin güçlenmesi ve iktidarın başına geçmesi, Arabistan'ın Yemen üzerindeki sultasının sonu demektir, üstelik Arabistan ile Yemen arasında güç paylaşım seviyesini de değiştirir ve bir başka ifade ile güç dengelerini bozar.
Şimdi Fars körfezi bölgesinde her türlü gerginliği önlemek isteyen Amerika, Yemen'de güç dengelerinin bozulmasını gerginlik yaratma şeklinde algılıyor. Bazı gözlemcilere göre ise güç dengelerinde her türlü değişiklik, ilgili ülkeleri dengeleri türlü yollardan eski haline getirmeye zorlayacaktır.
Şimdi Amerika'nın bu iki stratejisinden sonra Yemen'de ne gibi çıkarları olduğuna bakmak gerekir. Bu çıkarlardan biri, El-Kaide terör örgütünü kontrol altında tutabilmektir.
Arabistan kökenli El-Kaide terör örgütünün en önemli şimdiki üssü, Yemen ve özellikle bu ülkenin güneyidir. Hali hazırda El-Kaide örgütünün çok sayıda elebaşı da Yemen'de ikamet ediyor.
Amerika yönetimi 11 Eylül 2001 olaylarından sonra Yemen'in dönem Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile imzaladığı güvenlik anlaşması çerçevesinde Yemen'i El-Kaide ile mücadele arenasına çekti. Gerçi bu anlaşmadan önce Salih El-Kaide terör örgütüne olumlu bakıyor ve bu teröristlere İslam mücahitleri hitap ediyordu.
Amerika yönetimi El-Kaide örgütüne karşı saldırılarını Yemen inkılâbı sırasında da sürdürdü, inkılâptan sonra da devam etti ve halen de devam ediyor. Gerçekte Amerika açısından El-Kaide ile mücadele etmek Yemen'de kimin iktidarın başında olması önemli değil ve hangi hükümet işbaşında olursa olsun, Amerika bu hükümetle Yemen'de El-Kaide mevzilerine hava akını düzenlemek için uzlaşmaya çalışıyor.
Amerika'nın Yemen'de bir başka çıkarı Fars körfezi ve Kızıldeniz bölgelerinden petrol ve doğal gaz sevkiyatının güvenliğine yönelik hassasiyetleriyle ilgilidir. Amerika her yıl milyarlarca dolar enerji güvenliğini temin etmek amacıyla harcıyor.
Gerçi Yemen'in Fars körfezinde yer alan diğer ülkelere kıyasla pek fazla petrolü bulunmuyor ve bu ülkede bulunan petrol boru hatlarının birçok kez hasar gördüğü anlaşılıyor, ama asıl Yemen'in coğrafi konumu bölgede enerji güvenliği ile doğrudan bağlantılı bulunuyor.
Yemen Aden körfezi sahillerinde yer alıyor, ayrıca çok önemli bir boğaz olan Bab-ul Mendeb'i kendi kontrolünde tutuyor. Bu durum Fars körfezinin petrolü ve daha geniş bir kapsamda Doğu ile Batı ticaretinin Yemen'in gözleri önünde cereyan etmesine sebep oluyor, öyle ki Yemen Prim adasına musallat olup bu boğazı rahatça kapatabiliyor. Dolayısıyla Amerika ve özellikle Arabistan için Yemen'de Aden körfezi ve Bab-ul Mendeb'de petrol ve doğal gaz transiti için sorun çıkarmayacak Amerika güdümlü bir yönetimin işbaşında bulunması hayati önem arz ediyor.
Siyaset arenasında bir ülkeyi kontrol altına alma çabaları başarısız olunca en iyi seçenek söz konusu hedef ülkenin tehlike ve tehditlerini asgari seviyeye indirmektir. Bu yolda hedef ülkeye karşı zora başvurmak yerine kontrol altına alma reçetesi öneriliyor ve bu reçetede diyalog, müzakere ve bir ölçüde hedef ülkenin gücünü tanımak gibi maddeler yer alıyor.
Amerika her hangi bir hedef ülkede defalarca muhaliflerin iktidar olmasını engelleme girişiminde bulunuyor veya başa geçen muhalifleri devirmeye çalışıyor, fakat bu çabalar sonuca ulaşmayınca bu kez rakiple müzakere etme veya iktidarını tanımaya yöneliyor.
Bu süreç aslında iktidarla sonuçlanan bir süreçtir, yani Amerika'ya karşı çıkan bir ülke ölçüde güçlenince ve yenmesi mümkün değilse, Amerika artık bu ülkede yönetimi devirmeyi düşünmüyor. Bu kez müzakere etmeye yöneliyor ve böylece kendisine yönelik tehditleri azaltmaya çalışıyor. Bu sürece şimdilerde Suriye'de şahit olmaktayız. Amerika Suriye'nin dört yıllık direnişinin ardından Beşar Esad yönetimini devirmekten umudunu kesti ve bu yüzden şimdi artık eskisi gibi sürekli devirmekten söz etmiyor ve hatta Suriye yönetimi ile IŞİD terör örgütünü yok etmek amacıyla işbirliğinden söz ediyor.
İran İslam Cumhuriyeti konusunda Tahran yönetiminin Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen üzerindeki nüfuzun tüm tarafları Ortadoğu bölgesinde hiç bir siyasi adımın atılmasının mümkün olmadığını itiraf etmeye zorladığı gözleniyor. Amerika artık İran'ın bölgedeki gücünü kabul etmiş bulunuyor, nitekim Amerika'nın İran ile nükleer müzakere masasına oturmasının da bu yüzden olduğu belirtiliyor.