Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla
“Adalet, hürriyet ve eşitlik” arayışında olan mazlum ve mustazaf bir halk, dünyanın gözü önünde katledildi, katlediliyor..! Gerek kendince “demokrasi ve hümanizmi” bayrak edinmiş “Batı Medeniyeti” ve gerekse kendince “mistizm ve insan sevgisi”ni şiar edinmiş “Doğu Uygarlığı”; vahşice “insan onuru ve insanlık”a karşı işlenen bu cinayet karşısında üç maymunu oynuyorlar!
Suud, Mısır, Katar, Kuveyt, Bahreyn, BAE, Ürdün, Pakistan, Fas ve Sudan birlikteliğinden “koalisyon” adıyla oluşturulan “çete” bu hayasız vahşi saldırının aktörleri. İslam ülkelerinin kahir ekseriyeti zımni destek sunuyorlar. Hükümetler, örgütler, yapılar, cemaatler, STK’lar, aydın ve entelektüeller ya peşinen sus paylarını almış olduklarından ya da gelecekte mazlumların kanı ile kremalanan “pasta”dan pay kapma ümidi ile “vahşi çete” için üst üste açıklamalar yapıyor, destek ve biatlerini bildiriyorlar.
Açığa çıkan manzara, akbabaların leşe üşüşmelerini andırıyor!
Yemen meselesini dünya siyasi arenası ve hak-batıl mücadelesi sahrasında doğru konumlandırıp doğru okuyabilmek için sorular sormalı ve doğru cevapları aramalıyız. Arayışımız iki merhaleli olmalıdır. Birincisi: Meselenin öncesini açığa çıkaracak, kirli plan ve emperyal emelleri faş edecek “niçin?”ler. Ve ikincisi: Yemen meselesinin Ortadoğu coğrafyasında açığa çıkaracağı domino etkisi ve dünya siyasi arenasında gerçekleştireceği kırılmayı öngörebilecek “ne olacak?”lar.
Önce şu soru ile başlayalım: “Akbabalar üşüşmek için niçin Yemen’i seçti?”
Coğrafi olarak “Bab’ul Mendeb Boğazı” gibi dünyanın en stratejik noktalarından birinin bir yakasını kontrol etmek(?!) Pasif bir etkinliğe sahip olmakla beraber Yemen, doğal ve beşeri kaynaklar açısından fakir; askeri, teknik, teknolojik açıdan zayıf; siyasi hükümet açısından egemenlere bağımlı, dünya ahalisinin varlığından ve coğrafyadaki yerinden bile doğru dürüst haberdar olmadığı bir ülke idi. Ancak bu durum bile Yemen halkını küresel emperyalizm ve siyonizmin hışmından koruyamadı.
Elbette küresel emperyalizm ve siyonizm bu tür müdahalelerde tek kuşa taş atmaz ve askeri, ekonomik, siyasi ve stratejik birçok kirli hesap yapar. Ancak Yemen’i hedef tahtasına oturtan esas neden: “Meşruiyetini İslam’dan makbuliyetini halktan alan, Sünni ve Şii Müslümanların ortak hareketi Ensarullah’ın; “Allahu Ekber! Amerika’ya ölüm! İsrail’e ölüm! Kahrolsun siyonizm! Yaşasın İslam!” sloganı ile zahiren Suud, batınen Amerika/İsrail kuklası yönetimi devirerek “Yemen İslam İnkılabı”nın birinci aşamasını gerçekleştirmiş olmasıdır!
İran İslam İnkılabı’nı kendi haneleri açısından tarihin en acı ve kahredici darbesi olarak gören Amerika, İsrail ve yandaşları biliyor ki, Amerikan emperyalizmi ve gasıp siyonizm eliyle şekillendirilmiş Ortadoğu’da mevcut sulta ve sömürü düzenini devam ettirebilme, hükümetleri kontrol ve halkları uyutma ile mümkündür! İşte bu yüzden emperyalizm ve siyonizmin Ortadoğu’da temel stratejisi şudur: “Bir domino etkisi ile yandaş hükümetlerin devrilmesi ve halkların ayıkmasını sağlayacak; “adalet, hürriyet, eşitlik” temelli her türden sosyal, siyasal ve toplumsal gelişme başka coğrafya ve halklara ulaşmadan boğulmalıdır.”
Esin kaynağının İslam inkılabı olduğunu deklare edip; emperyalizm ve siyonizme meydan okuyarak, sömürü ve zulme itirazla kukla hükümeti devirip, meşruiyetini İslam’dan makbuliyetini halktan alan “antiemperyalist” bir yönetim inşa etme girişimi… Yemen’i akbabaların hedefi haline getiren neden işte tam olarak budur.
Peki, niçin bu vahşi saldırı Suud öncülüğünde tamamı İslam ülkelerinden oluşan bir koalisyon eliyle gerçekleştirildi?
Kapitalist emperyalizmin müşahhas bedeni Amerika, özellikle Afganistan ve Irak işgali sırasında; herhangi bir İslam toprağına bizatihi kendisi tarafından yapılan emperyal müdahalenin kendisi açısından bir kısım kazanımlar sağlamakla beraber pek çok alanda felaketlere yol açtığını ve toplumlarda antiemperyalist direnişin dalga dalga yayılmasına neden olduğunu tecrübe etti. Bu tecrübenin ardından emperyal müdahaleler için yeni bir yönteme geçti. İlk büyük pratize edilişi Suriye’de sahneye konan bu yöntem, “Vekalet Savaşları”ydı!
Amerika, hem bir yandan şeytani planlarını sahneleyip istediği kazanımlara ulaşmak, diğer yandan zararlarını minimize etmek ve kendi aleyhine oluşabilecek tepkileri önlemek için Ortadoğu’daki emperyal müdahalelerinde bölgedeki gayri resmi eyaletleri konumundaki kukla ülke ve hükümetleri vekil olarak kullanmaya başladı.
“Gayr-i resmi Amerikan eyaleti ve kukla yönetim” terimlerinin en net karşılığı hiç kuşkusuz “Arabistan ve Körfez Ülkeleri”dir.
Ancak “koalisyon” adıyla oluşturulan “çete”nin meşruiyet ve makbuliyetini artırmak isteyen Amerika, diğer bölgesel müttefiklerini (özellikle stratejik müttefiklerini) de direkt veya dolaylı olarak koalisyona dahil olmaya ya da destek vermeye ikna veya mecbur ediyor.
Maalesef Ortadoğu coğrafyasında İslam ülkelerinin hükümet ve yönetimlerinin kahir ekseriyeti varlık ve meşruiyetini Amerika ve İsrail’e borçludur. Doğal olarak kendi kaderlerini emperyalizm ve siyonizm ile eklemlemiş olan bu yönetimler, şunu biliyorlar ki; bölgede Amerika ve İsrail aleyhine gelişecek, onların çıkarlarına zarar verecek her gelişme, aynı zamanda kendileri aleyhlerine de olacaktır ve onlara da zarar verecektir. Konum ve bilinci bu noktada olan bağımlı yönetimler, bölgedeki devrimci dalgaları en az Amerika ve İsrail kadar zararlı görüyor.
“Allahu Ekber! Amerika’ya ölüm! İsrail’e ölüm! Kahrolsun siyonizm! Yaşasın İslam!” sedası Washington ve Tel Aviv’e ulaşmadan Riyad, Kuveyt, Kahire, Dubai, Doha ve… ‘da yankılanıyor. Kralların, kukla yönetimlerin ve yandaş hükümetlerin içini titretiyor!
Üçüncü ve son sorumuz ise meselenin ikinci veçhesiyle ilgili olsun: “Peki, bundan sonra ne olacak? Acaba Yemen meselesi nasıl sonuçlanacak ve gerek bölgesel ve gerekse küresel ölçekte ne türden etki ve kırılmalar açığa çıkaracaktır?”
Beşinci yılını yaşayan “Suriye Vekalet Savaşı” ve on yılı aşkın süredir devam eden “Irak’ı parçalama girişimi” maalesef İslam toplumunun aydın, entelektüel, akademisyen ve kanaat önderleri açısından hala tam manası ile çözülememiş flu olaylar olma özelliğini koruyorlar. Ancak Yemen saldırısı gerek emperyalizm ve siyonizmin sözde demokrasi ve hümanizm örtüsüyle sarmalanmış kirli planlarını ve gerekse onların bölgesel uşaklarının yüzlerindeki maskeyi yırttı attı. Suriye’den Yemen’e bölgesel tüm çatışmaların ardında Büyük Şeytan Amerika’nın olduğu faş oldu. Sahnede esas aktörmüş gibi racon kesen Al-i Suud’un, diğer Körfez yönetimlerinin, Vahhabi terör şebekeleri (Kaide, IŞİD, Nusra, Şebab, Boko Haram vd.)’nin ve kendilerini “muhafazakar demokrat” olarak tanımlayanların Amerika adına bölgede vekalet savaşı yürüten uşak ya da yandaşlar olduğu aşikar oldu.
Halkların uyanmasını geciktirmek için; “demokrasi, insan hakları, cihad, adalet” gibi kavramlarla kutsallık kazandırılmaya çalışılan bölgesel vekalet savaşlarının İslam İnkılabı öncülüğünde/etkisinde oluşan direniş cephesini parçalamak ya da en azından zayıflatmayı amaçladığı ayan olmuştur.
Bu tespitler ışığında akıl ve feraset ile meseleye yöneldiğimizde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki: Bin dört yüz yılı aşkın İslam tarihinin en kara sayfalarından biri olmaya aday “Kararlılık Operasyonu” saldırganlar açısından tam bir hezimet, direnişçiler ve halklar adına tarihsel bir zafere doğru evrilmektedir. Zira “Bir toplum değişmedikçe Allah o toplumu değiştirmeyecektir” ilahi yasası gereği “meşruiyetini İslam’dan makbuliyetini halktan alan” bir hareket için yenilginin olamayacağını bizatihi müşahede ettik. Emperyalizmin teknik, teknolojik imkan ve gelişmiş silahlar ile sürekli tehdit ve korku pompaladığı halklar, ne teknik ne de silahın esas olmadığını, esas olanın “insan” olduğunu pratize ettiler.
İslami, insani ve vicdani tüm kural ve kaideleri devre dışı bırakarak gerçekleştirilen “Kararlılık Operasyonu”, bölgesel hükümet ve yönetimler yanında din adamları, cemaatler, STK’lar, aydınlar, akademisyenlerden ve kanaat önderlerinden “satılmış” ya da “mezhepçilik ve kavmiyetçilik hastalığı dolayısıyla ruhları kirlenmiş” olanları da açığa çıkarttı. Beş yıldır Suriye’de emperyalizm ile iş tutmalarını perdelemek için “biz halkın yanındayız” sloganı ile hareket eden bu güruh, söz konusu Yemen olunca “biz meşru hükümetin yanındayız” ilkesizliği ile emperyalizme hizmete devam ettiler.
Ümmet içerisinde en kritik noktaları tutmuş olanların tümü maalesef sınıfta kaldılar. Kendilerini ümmetin karar vericileri olarak konumlandıranların ne türden bir “mezhepçilik ve kavmiyetçilik” taassubu içerisinde olduklarını kahır içerisinde gözlemleme durumunda kaldık. Mesela İhvan-ı Müslimin, diktatör katil ilan ettiği Sisi ile aynı cephede olmada beis görmedi. HAMAS ve Filistin Yönetimi’nin, ilk günden beri temel slogan ve şiarı “İsrail’e ölüm! Kahrolsun siyonizm!” olan, her etkinliğinde mutlaka “Kudüs ve Gazze”yi önceleyen Ensarullah’a karşı İsrail kuklası Hadi’nin yanında yer aldıklarını deklare etmiş olması ümmetin ne türden bir “mezhepçilik” taassubuna kapıldığının en paradoksal örneğini teşkil etti… Besbelli ki tüm bunlar tarihin ve halkların gözü önünde gerçekleşmektedir. Hakikatlerin “bir an” üzerini örtebilirsiniz ama yok etmek imkansızdır!
Bir önceki makalemizde[1]yeni bir Ortadoğu’nun doğmakta olduğunu ve doğacak olan bu yeni Ortadoğu’nun mazlum ve mustazafların Ortadoğu’su olacağını ifade etmiştik. Esin kaynağımız olan söz, İslam İnkılabı Rehberi Seyyid Ali Hamaney tarafından yaklaşık on yıl önce henüz Ortadoğu hercümerç olmadan söylenmişti. İmam Hamaney şöyle buyurmuştu: “Allah Teala’nın takdir ettiği hakikatler gereği yeni bir Ortadoğu’nun şekilleneceğinde şüphe yoktur. Bu Ortadoğu, İslam’ın Ortadoğu’su olacaktır…” Evet, şimdi biz de son sözümüzü söyleyelim: “Yemen Devrimi, üzerinden bölgenin kaderi yeniden yazılacaktır! Yemen Devrimi, Al-i Suud’tan başlayarak tüm kukla ve uşak yönetimlerin emperyalizm hizmetindeki taht ve taçlarını tarihin çöplüğüne fırlatacak ilk enerjiyi doğurmuştur..!”
Muntazar Musavi
----------------------------------------------------------
[1]http://rasthaber.net/yeni-bir-ortadogu-doguyor-mustazaflarin-ortadogusu/